Küresel ölçekte beliren siyasi, ekonomik ve askeri
hareketlilikle birlikte dünyanın yeni bir döneme girmekte olduğuna
ilişkin tartışmalar bugünlerde akademi ve basın dünyasında önemli
bir yer işgal ediyor. Bu değişim belirli bir sürecin ve olaylar
dizisinin ardından gündeme gelmiş olsa da yeni bir döneme
girildiğine ilişkin tespit ve görüşlerin giderek yüksek sesle dile
getirilmesinde ABD başkanlığını birkaç gün sonra devralacak olan
Donald Trump’ın söylemlerinin önemli bir katkısı olduğuna kuşku
yok.
Trump’ın, ticari ve ekonomik anlamda Amerika’yı ve Amerikan halkını
önceleyecek politikalara yöneleceği ve bu anlamda içe kapanmaya
evrilebilecek bir sürece doğru gidildiğini ifade eden
yaklaşımlarını salt ABD bağlamında değerlendirmek mümkün değil.
ABD’deki yeni yönetimin dış politika, uluslararası ticaret,
güvenlik gibi çeşitli alanlarda uluslararası işbirliklerini yeniden
gözden geçirmesine yol açacak bu kapsamlı değişim paketinin küresel
yansımaları olacağını tahmin etmek güç değil. Zaten seçimin hemen
akabinde dünyanın çeşitli bölgeleri kadar Asya-Pasifik bölgesinde
de borsa ve kur işlemlerinden başlayan tepkinin ardından, ekonomi
ve ticaret dünyasının ABD ile ikili ve bölgesel ilişkilerde nasıl
bir yön belirleneceği konusundaki endişeli bekleyiş bunun
kanıtı.
ABD'NİN İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ POLİTİKASI
İfade edilen bu alanlara ilave olarak Trump’ın söylemleri arasında,
ABD’nin taraf olduğu küresel iklim değişikliğiyle ilgili Obama
yönetimi politikası hilafına addedilebilecek bir görüşü bulunuyor.
12 Aralık 2015 tarihinde imzalanan Paris Anlaşması'na taraf olan
ABD’nin yeni dönemde iklim değişikliğinin önünü almaya matuf
tedbirleri uygulamayacak olmasının küresel etkileri beklenebilir.
Bu noktada dikkat çekilmesi gereken husus, ABD yönetiminin ülke
çapında zehirli gaz üretimine konu olan çeşitli endüstri
sektörlerine yönelik kısıtlamaları değil, belki de daha çok küresel
faaliyetleriyle dikkat çeken kuruluşları kapsayan yaptırımların
esnekleştirilmesi veya kaldırılması hususu olacak.
Bununla birlikte endüstrileşmiş ülkelerin birincil aktör olarak yer
aldığı üretim süreçlerinin, atmosfere karbon gazı salınımının neden
olduğu iklim değişikliğinin daha da vahim sonuçlara ulaşmadan belli
bir sınırda tutulması için alınacak tedbirlere işaret eden Paris
Anlaşması'na uyum ve anlaşma şartlarının yerine getirilmesi diğer
ülkeler kadar belki de en çok ABD için önem arz ediyor. Hem
endüstrileşmenin motoru oluşu, hem de dünyaya liderlik profili
çizdiği iddiasındaki ABD’nin bu alandaki rolü kuşkusuz ki diğer
ülkeler için bir model olmaya aday.
GÜNEYDOĞU ASYA'NIN YAĞMUR ORMANLARI VE KÜRESEL
POLİTİKALAR
Bu bağlamda küresel iklim değişikliğinin son dönemdeki
tetikleyicilerinden biri ve alınan tedbirlerin hiçe sayıldığının
göstergesi olarak Güneydoğu Asya’da tanık olunan ve sadece bütün
bir bölgeyi değil, dünyayı da yakından ilgilendiren yağmur
ormanları kıyımlarına ve bu bağlamda çeşitli yönleriyle orman
yangınlarına dikkat çekmek gerekiyor.
ABD yönetimi ekonomik, siyasi ve askeri bağlamlarıyla yüzyıla damga
vurması beklenen bir vizyon olarak "Asya Yüzyılı” projesini gündeme
getirirken, Asya’nın diğer bölgelerinden ziyade nasıl ki
Asya-Pasifik bölgesi öne çıkıyorsa, iklim değişikliğinin giderek
daha vahim sonuçlara yol açması veya alınacak tedbirler hususunda
da bu bölgenin kayda değer bir rol oynayabileceği görülüyor.
Temelde Batılı ülkelerin endüstrileşme projelerine matuf
gelişmelerle birlikte anılan ve dünyanın dört bir yanındaki doğal
kaynakların sınırsız ve sorumsuz kullanımına işaret eden süreçte
sıra öyle görünüyor ki Asya-Pasifik bölgesine gelmiş durumda.
ENDONEZYA KARBON ÜRETİMİNDE ABD'Yİ GEÇTİ
1980’lerden itibaren Asyavarî kapitalizmin küresel ekonomi
pazarında edindiği ve bazı ülkelerce gıpta ile izlenen kalkınmacı
politikaların yansıması bugün bölgenin iklim değişikliğinde
oynamakta olduğu rolle bir başka veçheden ele alınmayı
gerektiriyor. Endüstrileşmiş ülkeler olmaları hasebiyle Japonya ve
Çin gibi bölgenin iki önemli devletinin iklim değişikliğinde
alınacak tedbirlerin hayata geçirilmesindeki rolleri tartışılmaz.
Bununla birlikte, endüstrileşmenin izine pek de rastlanmayan,
dahası tarım toplumu özellikleriyle dikkat çeken Endonezya’nın
karbon üretimindeki rolü, üzerinde önemle durulması gereken bir
husus. Bu ülke, özellikle karbon üretiminde geçen yılki
performansıyla küresel endüstri devi ABD’nin önüne geçti.
Endonezya’da karbon gazı üretiminde böylesine büyük bir artışı
gündeme getiren ise bir çelişki gibi dursa da, tam da tarım toplumu
olma özelliği. Palmiye yağının küresel pazarlarda çeşitli
endüstrilerdeki talep artışına paralel olarak, ülkenin iki büyük
adası olan Sumatra ve Kalimantan’daki yağmur ormanlarının palmiye
plantasyonlarına dönüştürülmesi amacıyla yakılarak yok edilmesi
sorunun temelini oluşturuyor.
KALKINMAYA FEDA EDİLEN ORMANLAR
Endonezya’nın küresel iklim değişikliğini doğrudan etkileyebilecek
icraatlarına, avantajlı jeo-stratejik konumunun sağladığı dış
yatırımlarla kalkınma sürecindeki Malezya’yı da eklemek mümkün.
Öyle ki ülkeyi ziyaret edenlerin dikkatli bir bakışla ilk
karşılaşacakları görüntü Malay Yarımadası’nın Malaka Boğazı’na
paralel uzanan kuzey-güney doğrultusundaki geniş ormanlık alanların
palmiye plantasyonlarına dönüştürülmüş olmasıdır.
Ayrca Endonezya ile paylaşılan ve dünyanın üçüncü büyük adası
Borneo’nun kuzeyinde Sabah ve özellikle Saravak Eyalet’indeki
yağmur ormanları üzerinde geliştirilen ‘inisiyatiflerin’
Endonezya’daki benzeri çabaların bir devamı olarak da okumak
mümkün. Bir yanda Malezya tarafında Sabah, Saravak ve Bruney’i
birbirine bağlayan ‘Borneo Otobanı’ inşaatı, öte yanda Endonezya’da
dünyanın altıncı büyük adası Sumatra’yı baştan başa geçecek
‘Sumatra Otoban’ı ulusal hükümetlerce bölge halklarına refah ve
mutluluk getirmenin araçları olarak öne çıkartılırken, bu
yatırımların temelde ulusaşırı şirketlerin bölgedeki
faaliyetlerinin alt yapısını oluşturduğunu da hesaba katmak
gerekiyor.
Asya-Pasifik bölgesindeki konumları kadar, ASEAN gibi kayda değer
bir bölgesel birliğin kurucuları olan bu iki ülkenin küresel iklim
değişikliğinin önünü almada ne türden bir rol icra edecekleri ve bu
yönde atılması beklenen adımlara ne türden katkı yapacaklarını
şimdiden kestirmek güç.
BREZİLYA'DAKİ TAHRİBAT
Bugüne kadar çeşitli platformlarda iklim değişikliği konusunda
alınan ve uygulamada karşılık bulması beklenen tedbirlere rağmen,
başta Endonezya ve ardından Malezya’nın yağmur ormanları üzerindeki
ekonomi içerikli tasarruflarında tek başlarına hareket ettiklerini
söylemek mümkün değil. Tıpkı 20. yüzyıl ikinci yarısında Latin
Amerika’nın dev ülkesi Brezilya’nın yağmur ormanlarının Batılı
endüstrileşmiş ülkelerin tüketim ihtiyaçlarına cevap vermek
amacıyla yağmalanmasına benzer bir süreç neredeyse son yirmi yıldır
tedrici bir artışla bölgedeki bu iki ülkede yaşanıyor.
Konunun uluslararası kamuoyuna taşınmasında ise bölgede kurak iklim
özelliğinin yaşandığı ağustos-ekim aylarında meydana gelen
yangınların oluşturduğu duman bulutları rol oynuyor. Oysa ki konu
bugünün bir eseri değil. Aksine 1990’ların sonlarından itibaren
Sumatra ve Kalimantan Adaları’nda devasa yağmur ormanları yerine
palmiye plantasyonları oluşturmak amacıyla yakılarak yok edilmesine
konu olan bir süreçle karşı karşıyayız. Öyle ki, oluşan yoğun duman
bulutları Endonezya’nın yanı sıra, komşu ülkeler Singapur, Malezya,
Bruney üzerinden zaman zaman Hong Kong’a kadar olan bölgeyi içine
alacak ve bölgesel siyasi krize yol açacak boyutlara ulaşıyor.
Yoğun duman bulutlarının, bölge ülkeleri ve halklarının sağlık,
ulaşım, eğitim vb. alanlarda gündelik hayatlarına kadar nüfuz eden
etkileri kadar, atmosfere salınan zehirli gazların neden olduğu
iklim değişikliğinin küresel kamuoyunu etkileyen bir boyutu
olduğunu da hatırlamak gerekiyor.
DOĞA KATLİAMININ HESABI SORULMUYOR
Yağmur ormanlarının yakılmasının neden olduğu hasara dair bir fikir
vermesi bakımından Endonezya’da 2000- 2012 yılları arasında toplam
6 milyon hektar ‘birincil’ ormanlık alanın yok edildiğini ve bunun
dünya sıralamasında bu ülkeyi Brezilya’nın önüne taşıdığını
söylemek yeterli. Endonezya’nın geçen yıl Amerika’nın karbon
emisyonu üretiminin önüne geçtiği yönündeki gelişme ise her yıl bu
ülke ormanlarının giderek daha çok yok edildiğini ortaya koyuyor.
Öte yandan 2015 yılına dair yapılan bir araştırmada Güneydoğu
Asya’daki orman yangınlarının bölgedeki üç ülkede yüz bin kişinin
hayatına mal olduğu yönündeki açıklamanın ise pek üzerinde
durulmadan geçiştirilmesi manidardı.
Son birkaç yıldır gündemde giderek daha çok yer işgal ettiği
gözlenen Endonezya’daki yağmur ormanlarının yakılmasının ardında
sadece bu ülkede faaliyet gösteren sektörün önde gelen ulusal
şirketleri bulunmuyor. Aksine aralarında bu şirketlere finans ve
teknoloji desteği sağlayan Batılı ülkelerden uluslararası ortakları
da bulunuyor. Dünyanın önde gelen palmiye yağı üreticilerinden
Endonezya’da yaşanan bu doğa katliamının küresel iklim
değişikliğinin önüne geçilmesi için önemli inisiyatiflerin
geliştirildiği bir dönemde giderek daha da ön plana çıkması ciddi
bir çelişkinin varlığına da işaret ediyor.
Tekil ülkelerin kendi ulusal yasalarında sadece endüstri
şirketlerinin değil, aralarında banka ve finans kuruluşlarının da
olduğu çeşitli sektörlerin doğayı korumaya matuf kurallar
silsilesine taraf olmaları ve konunun küresel bir tehdit boyutu da
içermesi nedeniyle Paris Anlaşması gibi oldukça bağlayıcı
anlaşmalara imza atılmasına rağmen, Güneydoğu Asya’nın zengin
yağmur ormanlarında ortaya çıkan dejenerasyonun hesabı
sorulamıyor.
İklim Değişikliğinin Habercisi: Sulak Araziler
#Gündem / 06 Mart 2025
KGK, Moskova’da TASS’ın BRICS medya zirvesinde
#Gündem / 15 Eylül 2024
Yorumlar
