Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti Kongre Merkezi’nde düzenlenen 17. Geleneksel Büyükelçiler İftar Programı'nda dış politika gündemine dair önemli mesajlar verdi. Bölgedeki gerilimin ekonomik ve siyasi maliyetine vurgu yapan Erdoğan, çatışmaların genişleme riskine karşı şu ifadeleri kullandı:
"Bölgede gerilim tırmandı. Karşılıklı misillemelerle krizin ekonomik maliyeti artıyor. Savaş uzadıkça tablo daha da kötüleşecektir. Yeni maceralara girişmenin faturasını tüm bölgemiz hatta Avrupa ve Asya dahil tüm dünya ödeyecektir."
Gazze ve Batı Şeria'da insani kriz
Ramazan ayının önemine vurgu yapan Erdoğan, Gazze'deki insani durumun ciddiyetini ve İsrail hükümetinin izlediği politikaları şu sözlerle eleştirdi:
"Bizler bu dostluk ve kardeşlik sofrasında iftarımızı ederken, bölgemizde ve dünyada son derece vahim hadiseler vuku buluyor. Gazze'de 10 Ekim'de imzalanan mutabakata rağmen sahadaki insani trajedi halen devam ediyor. İnsani yardım girişlerinde sıkıntılar yaşanırken, İsrail sistematik saldırılarıyla Gazze halkını terörize etmeyi sürdürüyor. Sadece son 5 ayda 640'ın üzerinde Gazzeli, İsrail saldırılarında şehit oldu. 2 bine yakın masum insan yaralandı. Geçen ayki arazi tesciline dair kararda olduğu gibi İsrail hükümetinin işgal ve istila politikasından Batı Şeria da payını alıyor. 7 Ekim 2023'ten bu yana Batı Şeria ve Doğu Kudüs'te 1120'den fazla Filistinli katledilmiş, 12 bine yakın Filistinli ise yaralanmıştır. Ağır baskı altında tutulan Batı Şeria'da yargısız infazlar, işgaller, yıkımlar ve zorla yerinden edilmeler artarak devam ediyor. İsrail uluslararası toplumun dikkatinin Gazze'den başka yerlere kaymasını fırsat bilerek iki devletli çözüm yolunu tamamen dinamitleme peşindedir. Netanyahu yönetimi 10 Ekim'de imzalanan deklarasyondan bugüne kadar yürüttüğü hukuk dışı ve yayılmacı politikalarla barış istemediğini, çözümden yana olmadığını bir kez daha göstermiştir."
Orta Doğu'da dış müdahale karşıtlığı
Bölgeye yönelik dış müdahalelerin geçmişteki yıkıcı sonuçlarını hatırlatan Erdoğan, yeni bir "ameliyat" girişimine müsaade etmeyeceklerini belirtti:
"Orta Doğu'nun ameliyat masasına tekrar yatırılmasını kabul etmiyoruz. Bölgede yaşanan gelişmelere 28 Şubat itibarıyla İran'a yönelik saldırıların da eklendiğini anımsatarak, "10 günü geride kalan saldırılarda şimdiye kadar içinde 300'ü aşkın masum çocuğun da olduğu 1500'e yakın İranlı hayatını kaybetti. İran kaynaklı füze ve dron saldırılarına paralel olarak gerilim tırmandı ve kısa sürede tüm bölgenin istikrarını tehdit eder boyutlara ulaştı. Şu bir gerçek ki savaş uzadıkça maalesef tablo daha da kötüleşecektir. Bilhassa yeni maceralara girişmenin faturasını sadece çatışan taraflar değil, tüm bölgemiz hatta Avrupa ve Asya dahil tüm dünya ödeyecektir. Son yarım asırda Orta Doğu'da dış müdahalelerin ve jeopolitik mühendislik girişimlerinin nelere yol açtığına, geride nasıl büyük bir siyasi, sosyal ve ekonomik enkaz bıraktığına defalarca şahit olduk. Türkiye olarak biz bölgemizin aynı acıları tekrar yaşamasını istemiyoruz. Orta Doğu coğrafyasının tıpkı bir asır evvel olduğu gibi yeniden ameliyata alınmasını, ameliyat masasına tekrar yatırılmasını kabul etmiyoruz. Şunun da altını burada önemle çizmek istiyorum. Türkiye'nin dış politikası salt çıkar odaklı değil, aynı zamanda değer odaklıdır. Nerede olursa olsun adil bir barışın kaybedeninin olmayacağına inanıyoruz."
İran ile diplomatik süreç
İran ile yaşanan son gerilimlere dair yürütülen diplomatik süreç ve Türkiye'nin tavrına değinen Erdoğan şunları kaydetti:
"Bugün de aynı anlayışla ilk günden itibaren tavrımızı açıkça ortaya koyduk. Hava saldırılarının İran'ın egemenliğini ihlal ettiğini, uluslararası hukuka aykırı olduğunu ve tarafımızca esefle karşılandığını belirttik. Aynı zamanda İran'ın başta can Azerbaycan ve Körfez ülkeleri olmak üzere kardeş ülkeleri hedef alan saldırılarını asla tasvip etmediğimizi, bunun yanlış olduğunu, ortak acıları büyütmekten, kardeşler arasına husumet tohumları ekmekten başka hiçbir işe yaramayacağını da açık açık ifade ettik. Yine bu süreçte tansiyonun düşürülmesi, akan kanın durdurulması, diyalog kapısının açılması için yoğun gayret gösterdik. İlkeli ve diplomasiyi önceleyen tutumumuzu halen koruyoruz. Karşımızdaki manzara ne kadar ümit kırıcı olursa olsun, biz umutsuz değiliz. Bölgesel istikrarı tehdit eden, geleceğimizi ve gelecek nesilleri tehdit eden her soruna onurlu bir çözüm yolunun bulunabileceğine inanıyoruz. Yeni bir müzakere süreci mümkündür. Hatta olmalıdır. Sizleri de vesile kılarak bugün bir kez daha savaşın bölgemizde daha fazla yayılmadan bir an evvel sona erdirilmesi gerektiğinin altını tekrar çiziyorum. Çatışma, kaos, kriz ve istikrarsızlık ihraç etmeyi dış politikalarının merkezine yerleştirenlere inat, bizler bu coğrafyada barış ve refah iklimini tesis etmekte, bunun için mücadele etmekte, bu yolda sonuna kadar yürümekte kararlıyız. Değerli dostlar, elbette bu mücadelede başta bölge ülkeleri olmak üzere herkesin katkısına, desteğine ve yapıcı rolüne ihtiyacımız var. Sorunların çözümünde bölgesel sahiplenme kavramını işte bundan dolayı büyük bir hassasiyetle öne çıkarıyoruz."
Diplomasi trafiğinde yeni zirveler
Türkiye'nin savunma sanayii kapasitesiyle bölgesel bir güç olduğunu vurgulayan Erdoğan, 2026 yılındaki uluslararası organizasyonlara ev sahipliği yapacaklarını açıkladı:
"Türkiye'nin bölgesinde adeta bir istikrar adası, mücavir coğrafyasında ise bir çekim merkezi olarak konumunu her geçen gün tahkim ettiğini belirterek, savunma sanayinde son 23 yılda inşa ettikleri güçlü kapasite, sadece milli güvenlik açısından değil, aynı zamanda Avrupa'nın ve kardeş ülkelerin güvenliğini de teminat altına alan, sarsılmaz bir sütun işlevi gördüğünü vurguladı. NATO Zirvesi'nin yanı sıra 2026 senesi Türk diplomasisi açısından müstesna zirvelere ev sahipliği yapacağımız bir yıl olacaktır. Türk Devletleri Teşkilatımızın Zirvesini ülkemizde gerçekleştireceğiz. Ayrıca iklim krizi ile mücadelede hayati kararların alınacağı COP31 Zirvesi'ni Türkiye'de düzenleyeceğiz."
