Küresel sistemin "Beş Büyükler" olarak adlandırılan güç odaklarının çıkarları arasında sıkıştığı bu dönemde, Gazze Şeridi modern tarihin en ağır yıkımına sahne oluyor. Ekim 2023'ten bu yana bölgeye atılan 83 bin ton patlayıcı; konutlardan hastanelere, ibadethanelerden okullara kadar sivil yaşamın tüm damarlarını hedef aldı.
Etnik temizlikten soykırıma evrilen strateji
Sahadaki askeri faaliyetler incelendiğinde, Soykırımcı İsrail’in stratejisinin zamanla bir halkı topyekun ortadan kaldırma ve yerinden etme amacına büründüğü gözleniyor. Bu yıkım dalgasının özellikle Birleşmiş Milletlerin soykırım tanımıyla örtüştüğü vurgulanırken; operasyonların kapsamı ve yoğunluğu, dış dünyadan gelen diplomatik koruma ve askeri destek zırhıyla mümkün hale geliyor. Uzman görüşleri, İsrail hükümeti ve ordusundaki söylemlerin "etnik temizlik" sınırını aşarak doğrudan bir soykırım kastına dönüştüğüne işaret ediyor.
Güncel bilanço ve sivil katliamının kanıtları
Sayısal veriler, Gazze’de yaşananların sivil nüfusa yönelik bir imha politikası olduğunu tescilliyor.
Toplam can kaybı: Ekim 2023’ten bu yana 72 bin 560 Filistinli hayatını kaybetti, yaralı sayısı ise 172 bin 317’ye ulaştı.
Basın katliamı: Gerçekleri dünyaya duyurmaya çalışan 255 gazeteci İsrail saldırılarında hedef alınarak öldürüldü. Bu veri, bölgedeki hakikatlerin karartılmasına yönelik sistematik bir saldırı olarak değerlendiriliyor.
Kadın can kaybı: Ekim 2023’ten bu yana 12 bin 300'den fazla kadın hayatını, yaklaşık 14 bin kadın da eşini kaybetti.
Çocuk can kaybı: İsrail Gazze'de, 18 bin 500'den fazla çocuğun hayatına son verdi.
Sistematik ihlal: Hayatını kaybedenlerin büyük çoğunluğunu kadın ve çocukların oluşturması, hedef gözetmeksizin sürdürülen saldırıların en somut kanıtı kabul ediliyor.
Sağlık ve açlık krizi: Yardımların engellenmesi sonucu birçok çocuk açlıktan can vererek yetersiz beslenmeye bağlı ölüm riskiyle pençeleşiyor.
"Stratejik muğlaklık": Haritasız işgal politikası
İsrail’in resmi bir sınır haritası beyan etmekten kaçınması, işlenen savaş suçlarının "güvenlik" perdesi altında gizlenmesi çabası olarak yorumlanıyor. 1949 "Yeşil Hat" sınırlarını tanımayan Tel Aviv yönetimi, bu stratejik belirsizliği Batı Şeria’daki yasa dışı yerleşimleri genişletmek ve "fiili ilhak" suçunu sahada meşrulaştırmak için bir araç olarak kullanıyor.
Bu fiziksel yıkım, yaklaşık 1.7 milyon insanı barınma ve temel ilaçtan mahrum bırakarak bulaşıcı hastalıkların kucağına itti. Gazze halkı toplama kamplarını andıran "yardım merkezlerinde" yaşamaya mahkum edilirken, uluslararası ceza hukukunun herkes için eşit işlemediği bu karanlık tablo, küresel vicdanda onarılması zor yaralar açmaya devam ediyor.