MHP Genel Başkanı Bahçeli konuşmasında, küresel düzenin giderek daha karmaşık ve çatışmalı bir yapıya büründüğünü belirterek, “Uluslararası nizam, hamlelerin yalnız masanın üstünde ve görünen taşlarla yapılmadığı, kapalı kapılar ardında derinlikli olay ve oyun senaryolarının kurgulandığı çetin ve muhataralı bir beka satrancına dönüşmüştür.” ifadelerini kullandı.
Bölgesel istikrar ve diplomasi vurgusu
Bahçeli, bölgesel süreçlerde hem diplomatik girişimlerin hem de bunları sabote eden unsurların aynı anda sahnede olduğunu belirtti:
“Bölge istikrarının tesisi adına okyanus ötesi meclisler ile kadim coğrafyalar arasında filizlenen uzlaşı arayışları ve diplomatik köprüler bir yanda bölgemizde sulh ümidini yeşertirken, diğer yanda bu barış iklimini baltalamak isteyen gözü dönmüş şer odaklarının gizli ajandaları sahnede boy göstermektedir.” dedi.
İsrail’e sert ifadeler
Bahçeli, konuşmasının Orta Doğu bölümünde İsrail’i hedef alarak şu ifadeleri kullandı:
“Kimi aktörler bölgenin selameti için masada irade beyan ederken, bölgenin bağrına bir hançer gibi saplanmış Siyonist terör aygıtı, ‘Hiçbir kural ve mutabakat bizi bağlamaz’ utanmazlık ve aymazlığıyla ateşkes mülahazalarını pervasızca çiğnemekte, komşu havzaları kan gölüne çevirerek küllenmiş krizlerden çıkar sağlamaya yeltenmektedir.”
“Masada kurulan her cümle sahada korunmalıdır”
Bahçeli, uluslararası sistemde diplomasi ile sahadaki gelişmeler arasındaki dengeye dikkat çekerek şu ifadeleri kullandı:
“Şurası iyi bilinmelidir ki masada kurulan her hayati cümlenin sahada sarsılmaz bir irade ile korunması kaçınılmaz bir hakikattir. Sahada atılan her pervasız ve haydutça adımın ise diplomaside ve tarihin önünde mukabilinde ağır bir faturası vardır.”
“Devletler için asıl mesele doğru uzlaşıyı ayırt etmektir”
Bahçeli, kriz dönemlerinde devletlerin en önemli görevinin doğru diplomatik çizgiyi belirlemek olduğunu vurguladı:
“Böylesi hassas, fetret ve buhran dönemlerinde devletler için asıl mesele, hangi uzlaşı hamlesinin bölgeyi esenliğe götürmeye matuf olduğunu tefrik etmektir. Söz konusu yapıcı adımları sabote etmek amacıyla hangi fırtınaların ve habis niyetlerin kapı ardında beklediğini sezmektir.”
“Her kurşunun hesabı vardır”
Bahçeli, mazlumlara yönelik saldırılara atıfta bulunarak şunları söyledi:
“Nihayet namertçe mazluma sıkılan her kurşunun, o sahte ve kibirli duruşların ne kadar temelsiz, ne kadar çürük bir zemine istinat ettiğini milli feraset ve mümince bir basiretle idrak edebilmektir.”
“Küresel güvenlik sahnesi kaos içindedir”
Bahçeli, dünyadaki çatışma ortamını değerlendirerek şu ifadeleri kullandı:
“Bugün küresel güvenlik sahnesinde perdeler feci bir hercümerç ile aralandığında, halkaları kanlı bir esaret zinciri ortaya çıkmaktadır. Karadeniz’de sular durulmamış, Orta Doğu’da barış hilali her parlayacak gibi olduğunda kriz odakları ortalığa yeni bir barut kokusu sindirmiştir.”
“Hürmüz’deki gerilim küresel ekonomiyi etkiliyor”
Bahçeli, enerji hatları ve deniz yollarındaki risklere de dikkat çekti:
“Bulanık suda avlanmayı meslek edinen hasım mihrakların tahrikleriyle Hürmüz’ün dar sularında estirilen her suni fırtına, petrol tankerlerinin rotasından sofralarımızın dirlik ve refahına kadar uzanan ağır bir sabote girişimine dönüşmektedir.”
ABD–İran görüşmeleri ve Hürmüz vurgusu
Bahçeli, ABD ile İran arasındaki müzakere sürecine ilişkin gelişmeleri dikkatle takip ettiklerini belirterek şu ifadeleri kullandı:
“Amerika Birleşik Devletleri ile İran arasında müzakere kapılarının aralanması, Hürmüz’de güvenli geçiş ve sahada ateşin susturulması arayışları, daha önce de belirttiğimiz üzere dikkatle takip ettiğimiz gelişmelerdir.”
İsrail’e yönelik sert eleştiriler
Bahçeli, İsrail’in tutumuna ilişkin değerlendirmelerinde şu ifadeleri kullandı:
“Ancak Siyonist vahşetin mutabakatı tanımayan bombaları sahada hunharca konuşmaya devam etmiştir. Söz başka, eylem başka olmaya devam ettikçe masada verilen taahhütlerin hükmünden bahsetmek nasıl mümkün olacaktır? Gözü dönmüş bu iftiraz ve cinayet kabinesinin niyeti kirli, akıttığı kan namertçedir. Ateşkes kelamı daha havada asılı iken bu korsan yapı, arkadan hançer saplama maharetini göstererek yeni saldırıların hain planlarını kurgulamaktadır.”
Netanyahu ve İsrail yönetimine yönelik ifadeler
Bahçeli, İsrail yönetimini hedef alarak şu sözleri kullandı:
“Netanyahu ve tetikçi avanesi, kurulan müzakere zeminine dair fütursuzca diş göstermekte, barışı amaçlayan ve önceliklendiren mutabakatlara direnmeyi marifet saymaktadır.Mızrak artık çuvala sığmamaktadır. Katil İsrail, mazlumların kanı ile semiren emperyalist bir sömürge düzenidir.”
Gazze ve bölgesel kriz vurgusu
Bahçeli, Gazze ve Lübnan’daki duruma ilişkin şu ifadeleri dile getirdi:
“Gazze’nin yetim feryatları arşı titretirken, Beyrut’ta mazlumların ağıtları dinmemişken, Siyonist soykırım şebekesi mutabakatları kendi habis çıkarlarına göre eğip bükmektedir.Zulmü zanaat edinen bu kanlı terör makinesinin lügatında barış, silahlara mühlet kazandırmak demektir. Diplomasi ise vahşeti hukuk kılıfıyla cilalamaktır.”
Karadeniz ve Rusya–Ukrayna savaşı
Bahçeli, Karadeniz’deki güvenlik ortamına ilişkin değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı:
“Kuzeyimizin kilidi ve Mavi Vatanımızın mütemmim cüzü olan Karadeniz’de sular durulmaktan uzaktır. Rusya ile Ukrayna arasında süregelen çatışma iklimi, aradan geçen zamana rağmen bölgesel istikrarın önündeki en büyük kırılma hattı olarak varlığını korumaktadır.”
NATO Zirvesi değerlendirmesi
Bahçeli, Ankara’da düzenlenecek NATO Zirvesi’ne ilişkin ise şu ifadeleri kullandı:
“Böyle bir dönemde Ankara’da yapılacak NATO Zirvesi, Türkiye’nin jeopolitik öneminin, etkin ve caydırıcı kudretle donatılmış şanlı ordusunun, dünyaya örnek olan savunma sanayisinin ve arkasında çözülemeyen düğüm, aşılamayan engel bırakmayan diplomatik ağırlığının dünya sahnesindeki karşılığını gösterecek mühim bir faaliyettir.”
Cumhur İttifakı ile tahkim edilen devlet aklının Türkiye’nin krizleri okuyan, tehditleri gören ve fırsatları değerlendiren stratejik iradesini ortaya koyduğunu belirten Bahçeli, şu ifadeleri kullandı:
“Cumhur İttifakı ile tahkim edilen devlet aklı da bu zirvede krizleri okuyan, tehditleri gören, fırsatları tartan ve Türkiye’nin haklı tezlerini dünyaya haykıran stratejik iradesiyle bir kez daha kendisini gösterecektir.”
"NATO Türkiye için emir komuta merkezi değildir"
Bahçeli, NATO’nun Türkiye açısından konumuna ilişkin değerlendirmesinde ittifakın niteliğine dikkat çekti:
“Ancak sözü evirip çevirmeden açıkça söylemek lazımdır. NATO, Türkiye için ne bir biat senedi ne de kayıtsız şartsız boyun eğilecek bir emir komuta merkezidir.”
Türkiye’nin milli beka ve Ankara merkezli stratejik yaklaşımına vurgu yapan Bahçeli, NATO’nun varlık sebebine ilişkin şu değerlendirmeyi yaptı:
“Ankara merkezli istikbal ve milli beka hukukumuz, kaynağını dışarıdan alan tüm ittifakların üzerindedir. NATO, güvenlik ihtiyaçlarının ve savunma zaruretlerinin doğurduğu bir ittifaktır. Bu ittifakın varlık sebebi, karşılıklı saygı, eşit muamele, hakkaniyetli yük paylaşımı ve tehdit algısında dürüstlüktür.”
Türkiye'nin askeri mirası vurgusu
Bahçeli, Türkiye’nin ittifaka sadece stratejik imkanlar değil, köklü bir askeri miras da sunduğunu belirterek şöyle konuştu:
“Türkiye, 1952 yılından beri NATO’ya yalnızca denizlerini, limanlarını, üslerini ve jeopolitik mevkisini değil, Mete Han’dan bugüne uzanan muharebe sanatının tüm inceliklerini, alnı kınalı Mehmetçiğimizin kanıyla mühürlenmiş 3 bin yıllık köklü askerî geleneğini ve kadim devlet nizamı ile terbiyesini de kazandırmıştır.”
Türk Kara Kuvvetleri’nin bu mirasın en güçlü unsurlarından biri olduğunu vurgulayan Bahçeli, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu büyük askerî hafızanın en eski, en sağlam ve en müessir sütunu ise hiç kuşkusuz Türk Kara Kuvvetlerimizdir.”
“Türk ordusu millî hafızanın ve beka iradesinin taşıyıcısıdır”
Kara Kuvvetleri’nin yalnızca askeri bir yapı değil, aynı zamanda köklü bir medeniyet tasavvurunun taşıyıcısı olduğunu vurgulayan Bahçeli, Türk askeri tarihini geniş bir tarihsel çerçeve içinde değerlendirdi:
“2235 yıllık şerefli mazisiyle Türk Kara Kuvvetlerimiz, Türkistan bozkırlarından doğan cihan hakimiyeti ülkümüzü, Anadolu’da vatanlaşmayı ve üç kıtada şanla, şerefle ve zaferle nam salan millî hafızamızı temsil etmektedir. Türk Kara Kuvvetlerimiz, medeniyet iddiasının nice coğrafyada henüz bir iz, bir işaret, bir esame olarak dahi belirmediği devirlerde düzenli ordunun tesisini, emir komuta silsilesinin kudretini ve askerî teşkilatlanma kabiliyetini dünya milletlerine tanıtan kutlu ve köklü bir mirastır.”
Türk ordusunun tarihsel köklerine işaret eden Bahçeli, askeri teşkilatlanma geleneğinin dünya tarihinde erken dönemlerden itibaren kurumsal bir örnek teşkil ettiğini ifade etti:
“Malazgirt’te Anadolu’nun kapılarını Türk milletine mahşere dek açan iradenin, Sakarya’da milletin makûs talihini yenen dirayetin, bugün ise terörle mücadelede sınırlarımızın ötesine taşan millî beka düşüncesinin vücut bulmuş halidir.”
"Kara Kuvvetlerimiz, tarih şuurunun adıdır.”
Bahçeli, Türk Kara Kuvvetleri’nin tarihsel dönüm noktaları üzerinden devletin sürekliliğini temsil eden bir yapı olduğuna dikkat çekti:
“Kara Kuvvetlerimiz, toprağı yalnızca bir coğrafya parçası değil, şehidin emaneti, devletin haysiyeti, milletin namusu ve gelecek nesillerin mukaddes istikbali olarak gören bir tarih şuurunun adıdır.”
Türk ordusunun sahip olduğu değerler sisteminin yalnızca askeri bir disiplinle sınırlı olmadığını belirten Bahçeli, bu yapının aynı zamanda millî bilinç ve tarih şuuru taşıdığını ifade etti:
“Türk ordusunun karadaki kudretinin özünde Mete Han’dan Sultan Alparslan’a, Fatih Sultan Mehmet’ten Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e uzanarak Mehmetçiğimize emanet edilen çelikten bir silsile vardır.”
Bahçeli, Türk askeri geleneğinin tarihsel sürekliliğini vurgulayarak farklı dönemlerin liderlik mirasına atıfta bulundu:
“Türk Kara Kuvvetlerimizin 2235. kuruluş yıl dönümünü, dünya milletlerinin de şahitlik edeceği büyük bir iftiharla kutluyorum. Aziz şehitlerimizi rahmetle anıyorum. Fedakarlık abidesi gazilerimizi minnetle, görev başındaki kahraman ordumuzu şükranla selamlıyorum. Cepheden cepheye koşup bu toprakları bize kanlarıyla vatan kılan, korkusuzlukları ile güvenli kılan askerlerimize ben de diyorum ki. Bu vatan hepimizden evvel sizindir. Bu vatan sizin sayenizde hepimizindir.”
“Türkiye, ittifakın jeopolitik omurgasıdır”
Bahçeli, Türk ordusunun tarihsel ve güncel jeopolitik işlevine dikkat çekerek, Türkiye’nin hem deniz hem kara hem de hava unsurlarıyla NATO’nun güvenlik mimarisinde kritik bir rol üstlendiğini vurguladı:
“Türk ordusu, Karadeniz’in kilidini muhafaza eden Boğazlardaki tarihî hükümranlığımızdan Doğu Akdeniz ve Adalar Denizi’ndeki varlığımıza, Aksaz’dan İncirlik’e kadar uzanan stratejik üs ve liman ekosistemlerimize denk, NATO’nun bölgesel planlarını ayakta tutan ve kağıt üzerinde kalmasını engelleyen jeopolitik omurgadır.”
Bahçeli, Türkiye’nin NATO içindeki konumunun yalnızca coğrafi değil, aynı zamanda operasyonel ve stratejik bir ağırlık taşıdığını belirtti:
“Türkiye, NATO haritasında ittifakın güneydoğu kanadını ayakta tutan temel kaldıraçtır. Kore’den Afganistan’a, Kosova’dan Libya’ya, Bosna-Hersek’ten Irak’a kadar Türk askeri müttefiklik hukukunun gereğini yıllardır sahada göstermiştir. Kore dağlarında destan yazan Mehmetçik, NATO üyeliğimiz henüz resmiyet kazanmadan önce Türk’ün dostluğunu, sadakatini ve sarsılmaz, bükülmez bileğini kanıyla, canıyla tüm dünyaya ilan etmiştir. Dondurucu soğuğun, amansız yokluğun ve cehennem ateşi çemberinin içinde tek bir adım bile geri atmayan o çelikten irade, müttefikliğin lafla değil ancak kahramanlıkla mühürleneceğini tarihin hafızasına kazımıştır.”
“Türkiye NATO’nun yıkılmaz kalesi olmuştur”
Türkiye’nin Soğuk Savaş döneminden itibaren ittifak içindeki rolünü hatırlatan Bahçeli, Türk SilahlıKuvvetleri’nin farklı coğrafyalardaki görevlerine de dikkat çekti:
“Soğuk Savaş’ın o kasvetli ve tehdit dolu yıllarında da Türkiye, NATO’nun yıkılmaz kalesi vazifesini görmüştür. Kuzeyden esen Sovyet yayılmacılığına karşı boğazlarımıza hakim olan millî egemenliğimiz, ittifakın başlıca can simidi olmuştur.”
Bahçeli, Türkiye’nin Balkanlar, Orta Doğu ve Orta Asya’daki görevlerine ilişkin değerlendirmelerini şu sözlerle sürdürdü:
“Ecdat yadigarı Balkanlar’da, mazlum Bosna’nın kanayan yarasına merhem olan, Kosova’nın burçlarına emniyet ve istikrar sancağı diken Türk askeri, Afganistan’da Kabil’in güvenliğinden en çetin eğitim ve danışmanlık faaliyetlerine kadar her alanda en ağır, en çetrefilli sorumlulukları tereddüt etmeksizin üstlenmiştir. Mavi Vatanımızın güney suru Akdeniz’de terör şebekelerine karşı deniz güvenliğinin sarsılmaz kalkanı olan Türkiye, Libya açıklarında NATO’nun deniz harekatlarını ve ambargo denetimlerini koordine etmiş, Irak’ta kalıcı barış ve huzur adına elini taşın altına koyarak sahada kudretini açıkça göstermiştir. Semalarımızın muhafızı şanlı Türk Hava Kuvvetleri ise müttefik hava sahasının korunması uğruna Polonya’dan Romanya’ya kadar uzanan geniş bir coğrafyada hava polisliği görevlerine iştirak etmiştir. Gök kubbede koşullar ne kadar çetin olursa olsun, Türk Devleti’nin mesuliyetten ve fedakarlıktan kaçmayacağını dosta ve düşmana bir kez daha ispat etmiştir.”
“Türkiye masaya şehadetle yazılmış bir şeref siciliyle oturmaktadır”
Türkiye’nin NATO içindeki konumuna ilişkin değerlendirmelerini sürdüren Bahçeli, Ankara’nın ittifak içindeki rolünün tarihsel bir birikim üzerine kurulu olduğunu ifade etti:
“Şurası iyi bilinmelidir ki bu sayılanlar, Türkiye Cumhuriyeti’nin bu ittifaka sadece mürekkeple imza değil, serden geçmiş bir ruhla omuz verdiğinin apaçık delilidir. Türkiye NATO masasına otururken arkasında içi boş dosyalarla yahut her sözüne ve adımına icazet arayan bir mahcubiyet ve acizlikle değil, her satırı şehadetle ve gazilikle örülmüş muazzam bir şeref siciliyle oturmaktadır.”
Bahçeli, Türkiye’nin NATO içindeki belirleyici rolünün gelecekte de artarak devam edeceğini ifade ederek Ankara’da yapılacak zirvenin önemine dikkat çekti:
“Bu sebeple Ankara’da yapılacak ve ev sahibi olduğumuz NATO Zirvesi bakımından Türkiye, ittifakın geçmişini, bugününü ve muhtemel yarınını muazzam bir senteze ulaştıracak, ittifakın yarınlarının yeniden biçimlendirilmesinde başat rol üstlenecektir.”
“Türkiye, NATO 3.0’ın merkezinde yer almaktadır”
NATO’nun yeni stratejik yönelimlerine de değinen Bahçeli, ittifakın değişen güvenlik anlayışına Türkiye’nin doğrudan katkı sunduğunu söyledi:
“Bugün NATO yeni bir dönemin başındadır. Brüksel’de yapılan son savunma bakanları toplantısında caydırıcılık, savunma kapasitesinin artırılması, mühimmat stokları, savunma harcamaları, nükleer caydırıcılık ve Rusya-Ukrayna Savaşı gündemin merkezine oturmuştur. NATO 3.0 olarak ifade edilen bu anlayış, ittifakın yeniden sert güce, hızlı karar alma kabiliyetine, üretim kapasitesine ve yüksek hazırlık seviyesine yöneldiğini göstermektedir. İşte Türkiye bugün NATO’nun önündeki bütün hayati ve kritik başlıkların tam kalbinde duran bir devlettir.”
Bahçeli, Karadeniz, Doğu Avrupa ve Orta Doğu eksenindeki güvenlik mimarisine Türkiye’nin katkısının belirleyici olduğunu belirtti:
“Karadeniz’in stratejik sularında bir güvenlik mimarisi inşa edilecekse herkes peşinen kabul etmelidir ki Montrö ile tahkim edilen boğazlar üzerindeki mutlak egemenliğimiz o masanın temelini teşkil edecektir. Doğu Avrupa hattında bir caydırıcılık kalkanı örülecekse, kahraman Türk ordusunun sahada zaferle tescillediği harekat tecrübesi, Türkiye’nin muazzam askerî kudreti ve savunma sanayisindeki şahlanışı muhakkak surette denklemin tam kalbindedir. Orta Doğu’nun asırlardır kan ve gözyaşıyla yoğrulmuş coğrafyasında yeni bir düzen aranıyorsa, şanlı devletimizin çelikten yumruğuyla kökünü kazıyarak tasfiye ettiği terör odaklarından arta kalan coğrafya ancak ve ancak Ankara’nın iradesiyle hayat bulacaktır.”
Küresel sistem ve Ankara vurgusu
Türkiye’nin küresel sistemdeki rolüne dikkat çeken Bahçeli, Ankara’nın dışlandığı hiçbir güvenlik mimarisinin sürdürülebilir olamayacağını ifade etti:
“Allah’ın izniyle önümüzdeki hafta yedi düvel de şahit olacaktır ki kurgulanan bu devasa küresel satrancın tam ortasında başkalarının icazetiyle değil, kendi kudretiyle var olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti, şirazesi kaymış bu dünyanın üzerinde asırlarca meydan okuyan tarihî bir anıt gibi yükselmektedir.”
Türkiye’nin jeopolitik ağırlığının göz ardı edilmesinin mümkün olmadığını vurgulayan Bahçeli, sözlerini şu ifadelerle sürdürdü:
“Başkent Ankara’yı hesaba katmadan NATO bünyesinde ve ittifak hesabına yol almaya çalışmak, kaygan zeminde gözleri kapatıp ilerlemeye benzer. Muzaffer Türk ordusunun asırlık tecrübesini, Türk savunma sanayisinin dünyayı şaşkına çeviren üretim kudretini ve Türkiye’nin sarsılmaz jeopolitik ağırlığını dışarıda bırakan her denklem eksik kalmaya ve çökmeye mahkûm olacaktır. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti Devleti, kriz hatlarının kesiştiği ateş çemberinde istikrarı temin eden, tehditleri sınırlarının bidayetinde ezen bir devlettir. Bu hassas kavşakta müttefiklik hukukunun riyakarlıktan arındırılarak samimiyetle işletilmesi, bağlarımızın güçlendirilmesi için kaçınılmaz bir fırsattır.”
“Türkiye artık kendi gök kubbesini kendi iradesiyle koruyan bir güçtür”
Bahçeli, Türkiye’nin terörle mücadele başta olmak üzere bölgesel güvenlik alanında yürüttüğü politikaların kararlılıkla sürdüğünü belirterek, “eski dönem” olarak nitelendirdiği bazı yaklaşımların geçerliliğini yitirdiğini söyledi:
“Eli kanlı terör örgütlerine harf oyunlarıyla isim değiştirip meşruiyet elbisesi giydirme devri kapanmıştır. Aynı masada sahte dayanışma fotoğrafları verip Türkiye’nin beka hudutlarını kemiren hain yapılara siyasi ve askerî alan açma kurnazlığı boşa düşmüştür. Türkiye’nin savunma ihtiyacını sürüncemede bırakıp haklı taleplerini oyalama anlayışı miadını doldurmuştur. Adalar Denizi’nde ve Doğu Akdeniz’de şımarık çocukların Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne karşı yürüttüğü provokasyonların alkışlandığı günler geride kalmıştır. Türkiye artık Türk ve Türkiye Yüzyılı’nın baş mimarıdır. Maruz kaldığı haksızlıkları acziyet içeren bir ağıta değil, göğsünde kora, bileğinde kuvvete, semalarında çelik kanada dönüştüren büyük bir Türkiye vardır.”
“Göklerde, denizlerde ve karada millî güç sahadadır”
Türkiye’nin yerli ve millî savunma projelerine de geniş yer veren Bahçeli, savunma sanayisinde elde edilen kazanımların yalnızca teknolojik değil aynı zamanda stratejik bir bağımsızlık göstergesi olduğunu ifade etti:
“Millî iftiharımız KAAN’la, HÜRJET’le, KIZILELMA’yla, AKINCI’yla, AKSUNGUR’la, GÖKBEY’le göklerimize ay yıldızlı mutlak hakimiyeti perçinleyen bir Türkiye mevcuttur. Denizlerimizde MİLGEM projelerimiz, fırkateynlerimiz, millî gururumuz TCG Anadolu, denizaltılarımız ve insansız deniz aracı projelerimiz Mavi Vatan davamızın şerefine teknolojik bir zırh olmuştur. Karada Altay tankımız, taktik tekerlekli ve paletli zırhlı araçlarımız, çok namlulu roket sistemlerimiz ve hassas güdümlü akıllı mühimmat kabiliyetimiz, kahraman Türk ordumuzun kudretini zirveye taşımaktadır. Hava savunma cephesinde GÖKBERK sistemi, HİSAR, SİPER, KORKUT ve SUNGUR’dan oluşan savunma gücümüz, mukaddes gök kubbemizi çepeçevre sarmaktadır. Göz bebeklerimiz olan ROKETSAN’ın, ASELSAN’ın, HAVELSAN’ın, TUSAŞ’ın ve Millî Savunma Bakanlığımızın himayelerinde omuzlanan bu muazzam millî hamle, Türkiye’nin devasa bir savunma iklimi kurduğunu dosta ve düşmana ilan etmektedir.”
“Türk ordusunun gücü yalnız mühimmatla ölçülemez”
Bahçeli, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin caydırıcılık gücünün yalnızca teknik kapasiteyle açıklanamayacağını, bunun aynı zamanda tarihsel bir birikim, disiplin ve millet iradesiyle şekillenen bütüncül bir güç olduğunu vurguladı:
“Ancak etkin, etkili ve sarsılmaz bir caydırıcılıkla donatılmış Türk ordumuzun gerçek kudreti yalnız silahlarımızın menziliyle, füzelerimizin hızıyla, tanklarımızın zırhıyla yahut gemilerimizin tonajıyla ölçülemez.”
Bahçeli’nin açıklamaları, Türkiye’nin savunma sanayisindeki ilerleyişini millî güvenlik stratejisinin merkezine yerleştirirken, aynı zamanda ülkenin bölgesel ve küresel ölçekte artan askerî ve siyasi ağırlığına dikkat çekti.
“Mehmetçiğin cephedeki gücü, cephe gerisindeki sağlık ordusuyla tamamlanır”
Bahçeli, özellikle harp sahasında yaralanan Mehmetçiğe yönelik müdahale kapasitesinin “millî beka” açısından stratejik önem taşıdığını vurguladı:
“Gerçek kudretimiz, harp meydanında, hudut boylarında, vatan müdafaası yaparken yaralanan Mehmetçiğimize ne kadar hızlı ve disiplinli, çelikleşmiş bir sağlık ordusuyla müdahale edebildiğimizle de doğru orantılıdır. Ne hazindir ki bugün NATO içerisinde askerî hastanesi bulunmayan tek ülke Türkiye’dir. Bu durum, şanlı ordumuzun büyüklüğü ve hareket kabiliyeti karşısında kabul edilemez tarihî bir noksanlıktır. Cephede kazanılan her şanlı zafer, ancak cephe gerisinde kurulan köklü ve askerî tıbbın tüm imkan ve ilmiyle donatılmış bir anlayışla nihayete erecektir. Bu sebeple askerî hastanelerin yeniden açılması ve ordu bünyesine kazandırılması meselesi hayati değerdedir.”
Bahçeli, askerî tıbbın yalnızca bir sağlık hizmeti değil, aynı zamanda operasyonel disiplinin ayrılmaz bir parçası olduğunu belirterek, bu alanın özel bir uzmanlık ve kurumsal yapı gerektirdiğini ifade etti:
“Çünkü askerî tıp, askerî iklimin görev koşullarını, operasyon psikolojisini, askerî disiplin düzenini ve sert hiyerarşiyi içinde barındıran apayrı ve özel bir alandır. Terörle amansız mücadelede, sınır ötesi şanlı operasyonlarda ve deniz aşırı mukaddes görevlerde Mehmetçiğimizin yanında askerimizi evladı bilen, kardeşi sayan, onun yaralanmasına, saçına rüzgar değmesine dahi yüreği razı olmayan, vatanı namus bilen Türk hekimlerinin görev yapması millî beka meselesidir. Mayın ve patlama yaralanmalarında, yanık ve ağır travma vakalarında, uzuv kayıplarında uzmanlaşmış bir askerî hekim ordusu zarurettir.”
“Sağlık sistemi, ordunun caydırıcılığının parçasıdır”
Askerî sağlık sisteminin savaş koşullarındaki önemine dikkat çeken Bahçeli, sivil sağlık altyapısının barış döneminde önemli hizmetler sunduğunu ancak harp şartlarının farklı bir organizasyon gerektirdiğini ifade etti:
“Askerî tıp, mukaddes göreve giden Mehmetçiğe cephe gerisinden cephe hattına kadar uzanan sağlık desteğinin, Mehmetçiğe adanmış fedakar hekimlik ruhunun ve harp şartlarında çelikleşmiş sağlık aklının adıdır. Sivil sağlık sistemlerinin ve hastanelerin savaş cerrahisi ile cephe gerisi lojistiğinde ordumuzun kendine has ihtiyaçlarını tam manasıyla karşılaması mümkün değildir. Şüphesiz her hastanemiz kıymetlidir. Şehir hastanelerimiz, eğitim ve araştırma hastanelerimiz ile üniversite hastanelerimiz aziz milletimize büyük hizmetler sunmaktadır. Fakat askerî sağlık sistemi, savaş ve çatışma anında apayrı bir refleks ve seferberlik hazırlığı ortaya koymaktadır.”
“Gülhane ruhu yeniden ihya edilmelidir”
Bahçeli, askerî sağlık sisteminin yeniden yapılandırılmasının stratejik bir zorunluluk olduğunu belirterek, bu alanın tarihsel birikimle birlikte modern ihtiyaçlara göre güçlendirilmesi gerektiğini söyledi:
“Bir ordunun topu kadar tabibi, tüfeği kadar tıbbı, zırhı kadar sıhhiyesi de o ordunun şanındadır. Caydırıcılığındadır. Savaş meydanında kanayan yarayı vaktinde saramayan bir devletin zaferi her zaman eksik kalmaya mahkûmdur. Askerî hastanelerin yeniden yapılandırılması, Gülhane ruhunun çağın modern ihtiyaçlarına göre yeniden ihyası ve harp cerrahisinin güçlendirilmesi, tekraren ifade ediyorum, millî beka meselesidir.”
“Bu bir borç ve millî sorumluluktur”
Bahçeli, Türk askerine yönelik vefa ve sorumluluk vurgusu yaparak askerî sağlık sisteminin yeniden tesis edilmesinin yalnızca teknik bir mesele değil, aynı zamanda millî bir yükümlülük olduğunu ifade etti:
“Gençliğinin baharını, mesleğinin yarınını, anasının duasını, babasının ocağını, yarinin hasretini geride bırakıp vatan nöbetinde duran Mehmetçiğimize, aziz şehitlerimize ve kahraman gazilerimize karşı borcumuz, askerî hastanelerin yeniden açılmasıdır.”
“Mavi Vatan, Türk milletinin enginlerdeki egemenlik mührüdür”
Konuşmasında Barbaros Hayrettin Paşa’ya atfedilen tarihi söze atıf yapan Bahçeli, denizlerin stratejik önemini tarihsel örneklerle birlikte değerlendirdi:
“Değerli dava arkadaşlarım, merhum Barbaros Hayrettin Paşa’ya atfedilen o kutlu söz hala deryalarımızın ufkunda yankılanmaktadır. Denizlere hakim olan cihana hakim olur. Türk tarihi bize göstermiştir ki denizi yalnız kıyıdan seyreden milletler, tarihin akışını uzaktan izlemek zorunda kalır. Fakat denize açılan, denizlerde sancağını taşıyan, denizlerde egemenlik kurup enginleri ticaretin, vatan müdafaasının ve yeri geldiğinde diplomasinin ayrılmaz bir parçası haline getiren milletler çağların yönünü tayin eder.”
Bahçeli, Osmanlı döneminden günümüze uzanan denizcilik mirasını hatırlatarak Türk milletinin tarih boyunca denizlerde de etkin bir güç olduğunu ifade etti:
“Osmanlı Devleti’nin Karadeniz’de Sinop’tan Trabzon’a, Kırım hattından Boğazlar’a uzanan hakimiyet iddiası ile Akdeniz’de Rodos’un, Kıbrıs’ın, Girit’in ve Preveze’nin tarih yazan zaferinin ardında yatan hakikat de budur. Türk devlet iradesi asırlarca denizlerde derinleşmiş, mavilikler boyunca al bayrağa yeni yurtlar eklemiştir. Millî Mücadele yıllarında da bu hakikat değişmemiştir. İzmir’in işgaliyle Adalar Denizi kıyılarında başlayan acı imtihan, Türk milletinin Anadolu’ya hapsedilmek istendiğini göstermiştir.”
“Denizler istiklal mücadelesinin ayrılmaz parçasıdır”
Bahçeli, Millî Mücadele sürecinde yaşanan işgallere ve halk direnişine değinerek, denizlerin Türk istiklal mücadelesindeki stratejik rolünü vurguladı:
“Akdeniz kıyılarında Antalya’dan Çukurova’ya uzanan işgal hevesleri limanlarımıza, sahillerimize, ticaret damarlarımıza ve millî hakimiyetimize kastetmiştir. Buna karşın Türk milleti Aydın’da efeleriyle, Maraş’ta yiğitleriyle, Adana’da kahramanlarıyla, İzmir’de düşmana korkusuzca saldıran cengaverleriyle ve Anadolu’nun her köşesinde şahlanan Kuva-yı Milliye iradesiyle ayağa kalkmış, düşmanı yurdumuzdan söküp atmıştır.”
Denizlerin Türk milletinin tarihindeki sembolik karşılığına da dikkat çeken Bahçeli, 1 Temmuz’un bu tarihsel birikimin hukuki ve siyasi karşılığı olduğunu belirtti:
“Bu sebeple deniz, Sinop’ta Anadolu’nun kuzeye açılan nefesi, Trabzon’da ticaret yollarının ezelî kapısı, Kırım’da soydaşlık hukukunun sızlayan hatırası, Preveze’de Türk denizciliğinin çağlara meydan okuyan zafer mührü, Kıbrıs’ta egemenliğimizin Akdeniz’e dikilen sancağı, İzmir’de ise istiklal yürüyüşümüzün son adımıdır.”
“Kabotaj, Cumhuriyet’in denizlerdeki istiklal iradesidir”
Bahçeli, Kabotaj Kanunu’nun Türk denizlerinde tam egemenliğin tesis edilmesindeki rolüne dikkat çekerek 1 Temmuz’un tarihsel önemini vurguladı:
“Kapitülasyonların karanlık dehlizlerinden aydınlığa erişen Türk milletinin denizlerinde hür, limanlarında söz sahibi, kıyılarında kayıtsız şartsız egemen bir devlet olma iradesinin adı büyük bir Cumhuriyet hamlesidir. 1 Temmuz, Türk denizciliğinin esaret zincirlerini kırdığı, kıyılarımızın ve sahillerimizin yabancı imtiyazlarının gölgesinden kurtulup millî hakimiyetin sancağı altına girdiği tarihî bir eştir.”
“Deniz güvenliğinin kilidi Türk Boğazlarıdır”
Türkiye’nin ev sahipliği yaptığı NATO Zirvesi’ne de atıfta bulunan Bahçeli, deniz güvenliği ve küresel ticaret hatlarının Türkiye’nin jeopolitik konumuyla doğrudan ilişkili olduğunu ifade etti:
“Bugün Ankara’da NATO Zirvesi’ne ev sahipliği yapmanın tarihî dönemecindeyken, 1 Temmuz Kabotaj Bayramı’nın ihtiva ettiği millî mana istikbal çizgimize çok daha berrak ve stratejik bir çehre kazandırmaktadır. Bilinmelidir ki NATO’nun masasında Karadeniz’in güvenliği telaffuz ediliyorsa bunun yegane kilidi Türk Boğazlarıdır. Küresel deniz yollarının emniyeti aranıyorsa bunun sarsılmaz güvencesi Montrö iradesidir. Enerji arzının sürdürülebilirliği tartışılıyorsa bunun can damarı Hürmüz’den Doğu Akdeniz’e uzanan o kırılgan jeopolitik hattır.”
“Türkiye denizlerde istikrarın ana aktörüdür”
Bahçeli, Montrö Boğazlar Sözleşmesi ve Kabotaj hakkının Türkiye’nin denizlerdeki egemenliğinin temel taşları olduğunu ifade etti:
“Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ni bugüne kadar bir kuyumcu titizliği ve tavizsiz bir egemenlik şuuruyla uygulayan Türkiye, Karadeniz’de fitili ateşlenmek istenen bölgesel yangınları önleyen, gerilimin deniz havzalarına taşmasını engelleyen ve ittifakın doğu kanadına stratejik akıl kazandıran yegane aktördür. Kabotaj hakkı, bu büyük ve mutlak deniz egemenliğimizin iç cephesini tahkim eden hukukî ve millî bir zırhtır.”
“Türkiye olmadan hiçbir deniz güvenliği denklemi kurulamaz”
Türkiye’nin küresel deniz güvenliğindeki rolüne dikkat çeken Bahçeli, Ankara merkezli devlet aklının bölgesel istikrar açısından belirleyici olduğunu söyledi:
“Karadeniz’in sükûnet iklimi, Akdeniz’in emniyet çemberi, küresel enerji koridorlarının emniyeti ve tahıl koridorlarının kesintisiz işlerliği doğrudan doğruya Ankara merkezli Türk devlet aklının soğukkanlı, dirayetli ve dengeli duruşuna endekslidir.”
“Mavi Vatan, istiklalimizin denizlerdeki mühürlü tapusudur”
Bahçeli, Türk denizciliğinin yalnızca askeri değil ekonomik ve stratejik bir boyut taşıdığını belirterek sözlerini şu ifadelerle tamamladı:
“1 Temmuz’u millî hakimiyetimizin enginlerdeki mühürlü tapusu, Misakımillî şuurunun denizlerdeki yansıması olarak telakki etmekteyiz. Türkiye’nin denizlerdeki varlığı ve sarsılmaz mutlakiyeti yalnızca sınır güvenliği için değil, bölgesel barışın, küresel enerji yollarının emniyetinin ve ittifakın caydırıcılık kapasitesinin ayakta kalabilmesi için hava kadar, su kadar hayatidir.Rabbim ay yıldızlı bayrağımızı karada indirmesin, denizde soldurmasın, göklerde gölgelemesin. Mavi Vatan, Türk’ün çelik iradesiyle ilelebet muhafaza bulsun. Sağ olun. Var olun. Yüce Allah’a emanet olun efendim.”