Modern tarihin en önemli olaylarından biri olarak görülen
devrim, 1. Dünya Savaşı nedeniyle bitap düşen Rus halkının 23 Şubat
1917’de sokağa çıkmasıyla başlamıştı. Protestoların merkezi ise
dönemin başkenti olan ve “St. Petersburg” isminin Almancayı
andırması nedeniyle adı değiştirilen Petrograd’tı.
Ekmek bile bulmakta zorlanan halkın sokağa çıkmasıyla başlayan
protestolar yalnızca birkaç gün içerisinde on binlerce insanın
isyanına dönüşürken, hükümetin başındaki Çar 2. Nikolay, isyanı
bastırmak amacıyla orduyu kullanmaya karar verdi. Ordunun sert
müdahalesi nedeniyle 40 protestocunun hayatını kaybetmesi nedeniyle
ordu içerisinde de huzursuzluklar ve emre itaatsizlikler
başladı.
Ordunun da giderek protestocular yanında yer alması üzerine Çar 2.
Nikolay, haftalar süren isyanın ardından, giderek kaosa sürüklenen
bir imparatorluğu arkasında bırakarak 2 Mart 1917’de tahttan
çekilmek zorunda kaldı. Bu karmaşayı devralan ise Aleksandr
Kerenski’nin önderliğinde kurulan “geçici ve kırılgan” bir
hükümetti.
"PROLETARYANIN DİKTATÖRLÜĞÜ"
Şubat Devrimi olarak adlandırılan bu olayların ardından, kısa bir
süre içerisinde dünyanın seyrini değiştirecek Ekim Devrimi’nin baş
aktörleri sahneye çıkmaya başladı.
10 yılı aşkın bir süredir Batı Avrupa’da gönüllü sürgün olarak
yaşayan Vladimir Lenin, 3 Nisan 1917’de Petrograd’a döndü. Ülkesine
döner dönmez Bolşevik destekçilerini toplayan Lenin, Kerenski
önderliğindeki geçici hükümeti tanımadıklarını duyurdu.
Gerek “Barış, Ekmek, Toprak” gibi halkın ihtiyaçlarına karşılık
veren etkin sloganlarla, gerekse de toplumun 1. Dünya Savaşı’nın
sonlandırılmasıyla ilgili çağrısına paralel söylemler sayesinde
Bolşeviklerin halk desteği giderek artıyordu. Savaşın zaferle
sonuçlanana kadar devam edeceğine yönelik kararlar ve halkın
karnını doyurmaktan uzak zayıf reform hamleleri ise halkın hükümete
tepkisini giderek arttırıyordu.
Böylelikle, geçici hükümetin, Bolşevikler tarafından devrildiği
Ekim Devrimi’ne giden süreç de başlamış oldu.
6 Kasım’ı, 7 Kasım’a bağlayan gece, kısa bir süre içerisinde önemli
bir askeri güç de elde eden Bolşevik kuvvetleri, devrimin bir diğer
önemli figürlerinden Lev Troçki önderliğinde harekete geçti.
Bolşevikler kısa sürede Petrograd’taki hükümet binalarını ele
geçirirken, Kerenski’nin direnişe yönelik hamleleri başarısız kaldı
ve yönetim Bolşeviklere geçti.
“Proletaryanın Diktatörlüğü” olarak adlandırılan yeni Lenin
hükümetinin, Bolşevik karşıtı güçlerle girilen kanlı çatışmalardan
da zaferle ayrılmasından sonra, Sovyetler Birliği 1922’de
kuruldu.
DEVRİME BUGÜNÜN RUSLARI NASIL BAKIYOR?
Yaklaşık 70 yıllık ömrü boyunca Sovyetler Birliği, dünyanın çeşitli
yerlerindeki ulusal özgürlük mücadelelerinin başlangıç noktası
oldu. Milyonlarca can kaybına ve yaşanan ıstıraplara rağmen, Rus
sanayisi bu dönemde olağanüstü oranda gelişti, 2. Dünya Savaşı’nda
Nazilere karşı da önemli bir zafer elde etti.
Devrimin Türkiye açısından da önemi oldukça büyük. Zira Rusya’da
Bolşevik rejimi yerine Çarlık rejimi devam etmiş olsaydı
Türkiye’nin büyük zorluklarla kazandığı Kurtuluş Savaşı'nın seyri
değişebilirdi.
Barış yanlısı söylemlerine rağmen Lenin ise Ekim Devrimi’nden aylar
sonra, Rus işçiler arasında disiplin eksikliğini vurgulayarak,
Bolşevik yönetim şeklini belirgin biçimde daha otoriter bir hale
dönüştürdü. 1918 yazından itibaren, gerek ekonomik kriz, gerekse de
iç savaş ortamı nedeniyle Sovyetler Birliği giderek şiddet ve baskı
uygulamalarının çarpıcı bir biçimde yoğunlaştığı bir devlet haline
dönüştü.
Günümüzde yapılan anketlerde Rusların yaklaşık yarısının, Sovyet
devletinin çöküşünden pişmanlık duyduğu ortaya koyuluyor. Rusya
Devlet Başkanı Vladimir Putin de, devrimle bağlantılı toplumsal
bölünmelerin Rusya için ölümcül olduğunu ve şu anda ihtiyaç duyulan
şeyin güçlü bir devlet olduğunu belirtiyor.
İklim Değişikliğinin Habercisi: Sulak Araziler
#Gündem / 06 Mart 2025
KGK, Moskova’da TASS’ın BRICS medya zirvesinde
#Gündem / 15 Eylül 2024
Yorumlar
