El-Cezire'nin 27-28 Haziran tarihli analiz ve haberlerine göre anlaşma, İsrail ile Lübnan arasında ateşkesi kalıcı hale getirmeyi hedeflese de, uygulamaya ilişkin şartlar ve bölgesel gelişmeler sürecin oldukça kırılgan olduğunu gösteriyor.
Barışın anahtarı: Hizbullah’ın silahsızlandırılması
Anlaşmanın en kritik maddesi, ateşkesin kalıcı olmasının Hizbullah’ın silahsızlandırılmasına bağlanması.
Buna göre;
Ancak tam da bu madde, anlaşmanın en büyük tartışmasını oluşturuyor.
Uzmanlara göre Hizbullah yalnızca askeri bir yapı değil aynı zamanda Lübnan siyasetinde ve Şii toplumunda güçlü bir aktör konumunda bulunuyor. Bu nedenle örgütün silah bırakmasının yalnızca askeri değil, aynı zamanda siyasi ve toplumsal sonuçları olacak.
Hizbullah anlaşmayı reddetti
Anlaşmanın açıklanmasının ardından Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım sert tepki gösterdi.
Kasım, anlaşmayı “Lübnan’ın egemeniyetinden vazgeçmesi”, “aşağılayıcı” ve “teslimiyet” olarak nitelendirerek kabul etmeyeceklerini açıkladı.
Örgüt, İsrail’in Lübnan topraklarında bulunduğu sürece silah bırakmayacağını savunuyor.
Bu durum, anlaşmanın uygulanabilirliği konusunda en büyük soru işareti olarak değerlendiriliyor.
İsrail saldırıları devam etti
Barış umutlarını zayıflatan ilk gelişme ise imzadan yalnızca iki gün sonra yaşandı.
İsrail ordusu güney Lübnan’da yeniden hava saldırıları düzenledi.
İsrail yönetimi saldırıları, Hizbullah’ın askeri altyapısını hedef aldığını belirterek meşru müdafaa kapsamında değerlendirdi.
Buna karşılık Lübnan yönetimi ve Hizbullah ise bunun anlaşmanın ruhuna aykırı olduğunu savundu.

Beyrut sokaklarında protestolar
Anlaşmaya yalnızca Hizbullah değil, Lübnan’ın farklı kesimlerinden de tepkiler geldi.
Başkent Beyrut’ta düzenlenen protestolarda göstericiler, anlaşmanın İsrail lehine hazırlandığını savundu.
Göstericiler;
ileri sürdü.
Öte yandan anlaşmayı destekleyen kesimler ise yıllardır süren savaşların ülkeyi ekonomik ve sosyal açıdan çökme noktasına getirdiğini belirterek artık diplomatik çözüm gerektiğini savunuyor.
Bu tablo, Lübnan toplumunun da kendi içinde ikiye bölündüğünü ortaya koyuyor.
Bölgesel kriz anlaşmayı tehdit ediyor
El Cezire'nin analizinde dikkat çekilen en önemli unsur ise Lübnan dosyasının artık tek başına değerlendirilemeyeceği.
ABD ile İran arasında son günlerde yaşanan karşılıklı saldırılar, Hürmüz Boğazı çevresindeki gerilim ve tarafların birbirlerine yönelik askeri hamleleri, bölgedeki diplomatik zemini yeniden sarsıyor.
İki ülke arasında daha önce varılan mutabakatın geleceği de bu nedenle tartışmalı hale gelmiş durumda.
Uzmanlara göre İran destekli Hizbullah’ın geleceği ile ABD-İran ilişkileri birbirinden bağımsız değil.
ABD ile İran arasında yaşanabilecek yeni bir askeri tırmanış, Lübnan’daki anlaşmanın uygulanmasını doğrudan etkileyebilir.
Dolayısıyla İsrail-Lübnan anlaşması yalnızca iki ülkeyi değil, bölgedeki daha geniş güç mücadelesini de içine alan bir denklem haline geliyor.
Kriz mi, barış mı?
Ortaya çıkan tablo iki farklı ihtimali aynı anda barındırıyor.
Barış ihtimalini güçlendiren unsurlar şu şekilde değerlendiriliyor:
Kriz ihtimalini güçlendiren gelişmeler ise:
İsrail ile Lübnan arasında imzalanan çerçeve anlaşması, kağıt üzerinde onlarca yıllık çatışmayı sona erdirebilecek tarihi bir fırsat sunuyor. Ancak anlaşmanın başarısı yalnızca imzalara değil Hizbullah’ın tutumuna, İsrail’in sahadaki askeri faaliyetlerine, Lübnan’daki siyasi uzlaşıya ve ABD-İran hattındaki gerilimin seyrine bağlı.
Bugünkü tabloya bakıldığında anlaşma, kesin bir barıştan ziyade barış ile yeni bir kriz arasında duran kırılgan bir geçiş süreci olarak değerlendiriliyor.