AjansHaber Gündem Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan net mesajlar: “İhmali olan hesap verecek, Türkiye yolundan dönmeyecek”

Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan net mesajlar: “İhmali olan hesap verecek, Türkiye yolundan dönmeyecek”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, TBMM Grup Toplantısı’nda hem iç hem dış politikaya dair kritik açıklamalarda bulundu. Siverek’teki okul saldırısından enerji bağımsızlığına, Somali’deki sondaj çalışmalarından Orta Doğu’daki gerilime kadar pek çok başlıkta net ve kararlı mesajlar verdi.

Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda gündeme dair çok önemli açıklamalarda bulundu.

Konuşmasına Şanlıurfa’da yaşanan okul saldırısına dair üzüntülerini dile getirerek başlayan Erdoğan, enerjiden Somali’deki sondaj çalışmalarına,  bölgedeki ateşkes sürecinden İsrail’in saldırgan tutumuna kadar pek çok başlıkta sert ve kararlı mesajlar verdi. 

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşmasından öne çıkan başlıklar:

"İhmali olanlardan hesap sorulacak"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Siverek’te meydana gelen silahlı saldırı sonrası yürütülen idari ve adli süreçlere değinerek şunları kaydetti: "Dün Şanlıurfa'nın Siverek ilçesinde bir lisede meydana gelen ve milletçe hepimizi yaralayan olaydan duyduğum üzüntüyü paylaşmak istiyorum. Müessif ve menfur hadiseyle ilgili soruşturmalar başlatılmış, bir kişi gözaltınaalınmış, 4 yönetici görevden uzaklaştırılmıştır. Saldırı tüm yönleriyle  araştırılmaktadır. Olayda ihmali ve kusuru olanlardan mutlaka hesap sorulacaktır. Saldırıda yaralanan 16 kişiden 7’si taburcu edilmiş, 9 yaralımızın tedavisi ise halen devam etmektedir. Yaralılarımıza Cenab-ı Allah’tan acilşifalar temenni ediyor; ailelerimize, eğitim camiamıza ve Siverekli kardeşlerimize geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum."

"2028'de 17 milyon hanenin gazını kendimiz karşılayacağız"

Türkiye’nin enerji vizyonunu ve kendi gemileriyle yürüttüğü arama faaliyetlerinin başarısını vurgulayan Erdoğan, hedefleri şu sözlerle açıkladı: "Enerjide tam bağımsız Türkiye hedefimize kararlı bir şekilde, sabırla, azimle kararlılıkla ilerliyoruz. Şunu bugün büyük bir gururla ifade etmekdurumundayım. Bölgemizdeki savaşlara rağmen enerjiye erişimde eğer bugün sanayicimiz, üreticimiz, çiftçimiz, turizmcimiz, nakliyecimiz hiçbir endişe taşımıyorsa bunun gerisinde 23 yıllık bir çaba, mücadele ve emek vardır. Enerji sepetimizi zenginleştirmek ve tedarikçi ülkelerin sayısınıartırmak ilk günden beri önceliğimiz oldu. Ayrıca hidroelektrik, rüzgâr, jeotermal, güneş, nükleer gibi başlıklarda yaptığımız yeni yatırımlarla Türkiye'yi enerjide bir üst lige çıkardık. En büyük devrimi ise arama ve sondajçalışmalarında gerçekleştirdik. Daha evvel yıllarca kiralama yöntemiyle yapılan petrol ve doğal gaz arama faaliyetlerini kendi imkanlarımızla icra etmeye karar verdik. Ardından dünyanın en büyük dördüncü derin deniz filosunu kurduk. Karadeniz'deki keşfimizle adeta şeytanın bacağını kırmışolduk. Şu an 4 milyon hanenin ihtiyacını Karadeniz gazından karşılıyoruz. 2026 yılında bu rakamı 8 milyon haneye çıkaracağız. 2028'de 16-17 milyon hanenin doğal gazını kendi kaynaklarımızdan karşılar hale geleceğiz. Kendigemilerimizle, sondaj çalışmalarımıza Karadeniz'de devam ediyoruz. Sadece kendi denizlerimizde arama yapmıyor, aynı zamanda bu imkanları dost ve kardeş ülkelerin istifadesine de sunuyoruz."

"Çağrı Bey" Somali’de: Dünyanın en derin ikinci deniz sondajı başlıyor Somali açıklarına ulaşan Çağrı Bey sondaj gemisinin önemine ve Türkiye’nin denizlerdeki gücüne dikkat çeken Erdoğan, Somali ile olan kardeşlik bağlarına vurgu yaptı: "Kıymetli milletvekili arkadaşlarım, cuma günü Somali'de hepimizin göğsünü kabartan bir tören gerçekleşti. Derin deniz sondaj gemimiz Çağrı Bey, Somali açıklarındaki Curat-1 kuyusunda hidrokarbon aramalarına başlamak üzere bu ülkeye ulaştı. Oruç Reis gemimizle 7 ay boyunca yaklaşık 4.500 kilometrekarelik alanda sismik araştırmalar yürütmüş, umut verici bulgulara ulaşmıştık. Şimdi Çağrı Bey'le 'Ya nasip' diyor, inşallah ilk sondajımızı başlatıyoruz. Şurası da bir başka övünç kaynağımızdır: Curat-1, 7.500 metrelik derinliğiyle dünyanın en derin ikinci deniz sondajı olacak. Çağrı Bey'e bu kritik görevinde donanmamıza ait Altan, Korkut ve Sancar isimli gemilerimiz refakat edecek. Yani daha önce birilerine minnet ettiğimiz işleri artık kendi gemilerimizle, kendi mühendislerimizle, kendi insan gücümüzle gerçekleştiriyoruz. Hani hep söylüyorum ya; nereden nereye diye. İşte Türkiye, sadece 23 yılda engellere rağmen buralara geldi. Türkiye kısasürede tarih yazan, destan yazan vatandaşlarıyla birlikte tüm mazlumların iftihar vesilesi olan bir seviyeye ulaştı. Ülkemizde bazıları Türkiye'nin başarılarına gözlerini kapattıkları için bunu göremeseler de inanın dostlarımızvekardeşlerimiz çok net görüyor. Aynı şekilde aziz milletimiz o engin ferasetiyle her şeyin bilincindedir."

"Biz sömürmeye değil, beraberce kazanmaya talibiz"

Somali halkının heyecanını bizzat aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, bölgedeki varlıklarının amacını şu şekilde tanımladı:"Bakınız burada Çağrı Bey'i yakından gören Somalili genç bir kardeşimizin hissiyatını sizlerle paylaşmak istiyorum. Kendisi aynen şu ifadeleri kullanıyor: 'Çağrı Bey gemisinin etkilerini üstümden halen atamadım. Onu yakından görmek benim için nefes kesici bir tecrübeydi. Çünkü Çağrı Bey yürüyen devasa bir şehir gibiydi. Kocaman, yepyeni, çok güzel inşa edilmiş. Maşallah adeta bir sanat eseri.' Evet, Somalili bir gencin kalbinden kalemine dökülen bu samimi ifadeleri hem güçlü Türkiye'nin hem Türkiye-Somali kardeşliğinin en güzel nişanesi olarak görüyoruz. Hep söylediğim gibi, biz sömürmeye değil, beraberce kazanmaya talibiz. Çağrı Bey’in Somalili kardeşlerimize müjdeli haberler vereceğine yürekten inanıyoruz. Çağrı Bey sondaj gemimize yolun açık, sondajın bereketli olsun diyoruz. Gemi personelimize Cenab-ıAllah’tan başarılar diliyoruz. 2011 yılında kimse yokken nasıl Somali’nin imdadına koştuysak, nasıl o günden bu yana Somalili kardeşlerimizi hiç yalnız bırakmadıysak, inşallah bundan sonra da Somali halkının kalkınma mücadelesine omuz vermeye, destek olmaya devam edeceğiz."

"Sıkılı yumruklarla müzakere olmaz"

İran, İsrail ve Pakistan eksenindeki gelişmeleri değerlendiren Erdoğan, nükleer meseledeki tıkanıklığa ve yükselen tansiyona dair şu uyarılarda bulundu: "İnsanlık kendine bir çıkış ve kurtuluş yolu arıyor. Ancak bu yolun ufuktabelirdiğini henüz söyleyemiyoruz. İnsanlığın barış, istikrar, güvenlik ve bir parça huzur özlemi; kandan ve kaostan beslenen çevreler tarafından maalesef dinamitleniyor. Bunun en son örneği, 28 Şubat’ta başlayan ve bölgemizi uçurumun eşiğine getiren hukuksuz savaştır. Savaşı kimin istediği, kimin tahrik ettiği, kimlerin bundan rant ve menfaat devşirdiği aradan geçen süre zarfında ortaya çıkmıştır. Bizim savaşın ilk gününde Siyonist lobinin rolüne dair yaptığımız tespitin haklılığı zamanla anlaşılmıştır. Biliyorsunuzçatışmaların 40. gününde Pakistanlı kardeşlerimizin takdire şayan gayretleriyle 15 günlük bir ateşkes ilan edildi. Böylece haftalardır yüreğiağzında yaşayan bölge halklarıyla birlikte tüm insanlık 40 gün sonra ilk kez rahat bir nefes aldı. Biz de geçici ateşkesten memnuniyetimizi dile getirdik. Fakat İsrail hükümetinin Lübnan’a yönelik saldırılarını devam ettirmesi barışumutlarına ilk darbeyi vurmuştu. Hafta sonu Pakistan’ın ev sahipliğinde gerçekleştirilen görüşmelerden de ne yazık ki beklenen haberler gelmedi. Tarafların açıklamaları, masa devrilmese bile müzakere sürecinde özellikle nükleer meselede bir tıkanıklığa gelindiğine işaret ediyor. Hürmüz Boğazı’nda tansiyonun tekrar yükseldiğini görüyoruz. Gerilimin düşürülmesi, ateşkesin uzatılması, görüşmelerin sürdürülmesi noktasında gerekli telkin ve girişimlerde bulunuyoruz. Daha önce söylediğim gibi, sıkılı yumruklarlamüzakere olmaz. Söz yerine tekrar silahların konuşmasına müsaade edilmemelidir. Ateşkesle aralanan fırsat penceresi sonuna kadar değerlendirilmelidir. Bilhassa ateşkesten hiç hoşnut olmadığı bilinen İsrail hükümetinin süreci kundaklamasına izin verilmemelidir."

"Bölgeye huzur gelecekse İsrail’e rağmen gelecek"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, İsrail hükümetinin barış çabalarını sabote ettiğini belirterek, İspanya Başbakanı Sanchez’e de özel bir teşekkür iletti: "Kardeşlerim, bir defa şunu artık herkes anlamak zorundadır. Şayet bölgemizde barış olacaksa bu Siyonist rejime rağmen olacak. Bölgemizde istikrar sağlanacaksa yine bu vadedilmiş topraklar hezeyanıyla hareket eden İsrail hükümetine rağmen sağlanacak. Kana bulanan coğrafyamıza huzur gelecekse bu aynı şekilde güvenliğini başkalarının güvensizlik içindeolmasına bağlayan İsrail'e rağmen olacak. Çünkü İsrail en küçük bir barış umudu belirdiğinde daha önce defalarca yaptığı gibi bunu sabote etmek için her yolu deneyecek. İnsanlık cephesi bölgemizdeki yangını söndürmek için uğraştıkça katliam şebekesi ateşe daha fazla odun taşıyacak. Elbette bunu yaparken Türkiye ve İspanya başta olmak üzere barışın sesini yükselten ülkeleri küstahça hedef almaya da devam edecekler. Tetikçi kalemleriyle, medyalarıyla, aparat olarak kullandıkları maşalarıyla vicdan sahiplerini susturmaya çalışacaklar. Ama ne yaparlarsa yapsınlar cesur yürekleri susturamayacak, hakkı ve hakikati savunan kalplere zincir vuramayacaklar. Buradan Gazi Meclisimizin çatısı altından Gazze kasabı Netanyahu'nuntehditleri karşısında dik bir duruş sergileyen İspanya Başbakanı değerli dostum Sanchez'i canı gönülden tebrik ediyorum. Dost İspanya halkını aynı şekilde ülkem ve milletim adına kutluyorum. Şunu herkes bilsin ki biz soykırımşebekesinin köpürttüğü nefret diline, husumet diline, gerilim ve kavga dilineteslim olmayacağız."

"Zalime zalim demeye devam edeceğiz"

Türkiye'nin mazlumların sesi olma kararlılığını yineleyen Erdoğan, konuşmasını şu güçlü ifadelerle sürdürdü: "Vakarla, onurla, tarihimizden tevarüs ettiğimiz asalet ve cesaretle en zor zamanlarda doğruları konuşmaya devam edeceğiz. Zalime zalim, hayduta haydut, katile katil demeye devam edeceğiz. Gazzeli masum yavrularınhaykıran sesi olmaya devam edeceğiz. Evlat acısıyla ciğeri yanan Filistinli annelerin feryadına kulak vermeye devam edeceğiz. Batı Şeria'da toprakları işgal edilen kardeşlerimizin hakkını savunmaya devam edeceğiz. Lübnan'da yataklarında uyurken katledilen yavruların davasının takipçisi olmaya devam edeceğiz. Gizlenmek istenen tehdit ve zorbalıkla üstü örtülmek istenenhakikatleri birilerinin yüzlerine çarpmaya devam edeceğiz.”

“Hiçbir güç Türkiye’ye ve Türkiye Cumhurbaşkanı'na parmak sallayamaz”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin tarihsel derinliğine ve devlet geleneğine dikkat çekerek, kendisine ve Türkiye’ye yönelik sosyal medya üzerinden yapılan saldırılara çok sert bir dille karşılık verdi: "Coğrafyamızdaki mevcudiyetlerini birilerinin 100 sene önce yaptığı ihsana borçlu olanların aksine biz, bu topraklardaki 1000 yıllık tecrübemizin ışığındasorumluluk duygusuyla hareket etmeye devam edeceğiz. Şahsıma ve ülkeme sosyal medya üzerinden dil uzatan bebek katillerine bazı gerçekleri tekrar hatırlatıyorum: Türkiye Cumhuriyeti Devleti sıradan bir devlet değildir. Hiçbir güç Türkiye’ye ve Türkiye Cumhurbaşkanı'na parmak sallayamaz. Yumuşak başlı olmamızı, sağduyulu olmamızı uysal koyun olduğumuz şeklinde kimse yorumlamasın; kimse böyle bir vehme kapılmasın. Biz toprağın üstünde haysiyetsizce yaşamaktansa, gerektiğinde toprağın altında şereflice yatmayıonurların en büyüğü olarak görürüz.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'nin istiklal mücadelesindeki kararlılığını İstiklal Marşı'nın dizeleriyle vurgulayarak, milli birlik ve beraberlik mesajı verdi: "Tayyip Erdoğan olarak, şahsım ve tüm dava arkadaşlarım; hepimiz İstiklal Marşı 'Korkma!' nidasıyla başlayan kahraman bir milletin evlatlarıyız. Biz 11 buçuk milyon üyesiyle şu muhteşem mısraları kalplerine nakşetmiş bir siyasi hareketin mensuplarıyız:

'Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.

Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!

Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.

Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.

Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar,

Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.

Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,

'Medeniyet!' dediğin tek dişi kalmış canavar?'

Evet, imkansızlıklar içinde bile kükremiş sel misali bentleri çiğneyip aşan bu millete zincir vuracağını zanneden gafiller; gerektiğinde dağları yırtacak kudret, kuvvet ve kararlılığa sahip olduğumuzu hiçbir zaman unutmasınlar."

Ülke menfaatleri söz konusu olduğunda sergilenen ortak tavrın önemine değinen Erdoğan, siyasi partilere teşekkürlerini şu sözlerle iletti: "Bu vesileyle Cumhur İttifakı ortağımız Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli ile birlikte ülkemize ve şahsımıza yönelikhadsizlikler karşısında tepki gösteren tüm siyasetçilere teşekkür ediyorum. Farklı kulvarlarda millete hizmet mücadelesi veren siyasi partilerin söz konusu Türkiye ve Türkiye'nin milli gururu olunca ortaya koydukları bu müşterek tavrı çok kıymetli bulduğumuzu memnuniyetle ifade ediyorum."

"Adil barışın kazananı çoktur"

Bölgesel barış için diplomasinin önemine vurgu yapan Cumhurbaşkanı, dış politikadaki "barış" vizyonunu şu ifadelerle özetledi: "İran ile Amerika Birleşik Devletleri arasında başlayan müzakere sürecinden yaşanan tüm sıkıntılara rağmen umutlarımızı kesmiş değiliz. Şurası bir gerçek ki anlamsız savaşın kaybedeni, adil barışın ise kazananı çoktur. Herkesten sürece böyle bakmalarını istiyoruz. Zorluklar olabilir, çözülmesi zaman alacak çetrefil meseleler olabilir. Ama barışın nimetlerine odaklanıldığında, uzun vadeli bir perspektifle hareket edildiğinde bunların önemli bir kısmı hal yoluna konulacaktır. Aklıselimin, sağduyunun, sorunları diyalog, diplomasi yoluyla çözme iradesinin eninde sonunda galip geleceğine inanıyoruz, daha doğrusu bunu tüm kalbimizle arzu ve temenni ediyoruz. Türkiye olarak bölgemizin her karışında sulh ve sükunun egemen olması için bütün imkanlarımızla çalışacağımızın bilinmesini istiyorum. 'Yurtta barış, bölgede barış, dünyada barış' ilkesiyle barışın sesi olmaya, barış çabalarına öncülük etmeye her zaman hazırız."

Muhalefete "fetret devri" eleştirisi Konuşmasının sonunda iç politikaya ve ana muhalefet partisinin yönetimindeki yerel yönetimlere değinen Erdoğan, sert eleştirilerde bulundu:"Tabii bu süreçte ülkemizin şu gerçeğini de aklımızdan çıkarmıyoruz: Yurt dışında büyük bir atılım içinde olan Türkiye’nin maalesef bu vizyonla uyumlu bir ana muhalefet partisi bulunmuyor. Batı karşısında kompleksli muhalefet,uluslararası toplantılarda ülkemizi mahcup ederken iç politikada ise milletimizi beceriksizliğe mahkum ediyor. Küresel siyasette adeta bir şahlanış döneminde olan Türkiye, ne yazık ki içeride ana muhalefetin yönettiği belediyelerde kelimenin tam anlamıyla bir 'fetret devri' yaşıyor.

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız