Küresel düzeyde yaşanan siyasi ve ekonomik sınamaların mevcut uluslararası düzenin yetersizliklerini daha görünür hale getirdiğini belirten Erdoğan, Türk dünyasının dayanışma ekseninde şekillenen iş birliklerinin bölgesel barış açısından kritik önem taşıdığına işaret etti.
“Küresel sistem ciddi bir stres testiyle karşı karşıya”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, makalesinin giriş bölümünde mevcut uluslararası düzenin yaşadığı yapısal krizlere ve küresel yönetişim mekanizmalarının yetersizliğine şu sözlerle dikkat çekti:
“Bölgesel çatışmalar ve krizler bugün küresel ölçekte ortak güvenliğimize, ekonomik refahımıza ve istikrarımıza yönelik kapsamlı birer meydan okuma niteliğindedir. Küresel sistem, çatışmacı jeopolitik rekabetin getirdiği yeni asimetrik riskler, enerji arz güvenliğinde yaşanan kırılmalar ve buna bağlı finansal dalgalanmalar karşısında ciddi bir stres testiyle karşı karşıyadır. Bununla birlikte, yapay zekâ eksenli yaşanan büyük dönüşümün ortaya çıkardığı yeni dinamikler küresel sistemin kırılganlıklarını daha da derinleştirmektedir. İşte tüm bu sınamalar uzun zamandır vurguladığımız üzere, mevcut uluslararası sistemin ve küresel yönetişim mekanizmalarının yetersizliğini ve reform ihtiyacını apaçık ortaya koymaktadır.”
“Kurallara dayalı uluslararası düzen daha fazla erozyona uğradı”
Uluslararası sistemin meşruiyet tartışmalarına ve Gazze’de yaşanan insanlık dramına değinen Erdoğan, küresel adaletsizliğin ulaştığı boyutu şu ifadelerle vurguladı:
“2014 yılındaki Birleşmiş Milletler Genel Kuruluna hitabımda uluslararası sistemin hem yapısının hem de meşruiyetinin tartışmalı hâle geldiğini dile getirerek daha adil bir dünyanın mümkün olabileceğini ‘Dünya 5’ten büyüktür’ ifadesiyle ortaya koymuştum. Üzülerek belirtmeliyim ki o günden bugüne küresel sistemin daha adil ve kapsayıcı bir niteliğe kavuşması adına anlamlı bir ilerleme kaydedilemedi. Tam tersine kurallara dayalı uluslararası düzen daha fazla erozyona uğradı. Bunun en açık ve acı örneği Gazze’de yaşananlardır. İsrail, işlediği insanlık suçlarıyla insanlığın ortak değerlerini ayaklar altına almaktadır.”
Türkiye’nin kriz bölgelerinde yürüttüğü diplomatik girişimlere de değinen Erdoğan, çok taraflı diplomasi ve ara buluculuk mekanizmalarının önemine vurgu yaptı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin barış odaklı yaklaşımını şu sözlerle aktardı:
“Türkiye olarak, küresel ve bölgesel krizlerin üstesinden ancak “uygulanabilir kurallara” dayalı bir düzen inşa ederek gelinebileceğini savunuyoruz. Bu kapsamda bölgemizde ve küresel düzeyde kriz ve çatışmaların sona erdirilmesi adına hem çok taraflı örgütler nezdinde hem de müstakilen sorumluluk almaktan kaçınmıyoruz. Barış diplomasisi ve arabuluculuk girişimlerimizde tüm taraflarla güven temelinde diyalog kuruyor, meselelerin diplomasi masasında çözülmesi için somut adımlar atılmasını sağlıyoruz. Küresel barış ve refah adına yürüttüğümüz ilkeli diplomasimizin dünya çapında tebarüz ettiğini görmekten memnuniyet duyuyoruz.”
Bölgesel sahiplenme ve stratejik ortaklık vurgusu
Cumhurbaşkanı Erdoğan, bölgesel sorunların çözümünde yerel inisiyatiflerin öncelikli olması gerektiğini belirterek, Türk Devletleri Teşkilatı başta olmak üzere bölgesel iş birliklerinin önemine işaret etti.
Türkiye ile Kazakistan arasındaki ilişkilerin dış politika açısından özel bir yere sahip olduğunu kaydeden Erdoğan, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Ancak daha adaletli, kapsayıcı ve istikrarlı bir barış ve refah ikliminin oluşturulması adına ikili, bölgesel ve küresel ortaklıkların genişletilmesi gerektiği aşikardır. Bu noktada bölgesel anlaşmazlıkların öncelikle bölge ülkelerinin kurumsal inisiyatifleriyle çözülmesi gerektiğine inanıyoruz. ‘Bölgesel sahiplenme’ anlayışımız doğrultusunda, başta Türk Devletler Teşkilatı olmak üzere, üyesi olduğumuz örgütlerle ve komşularımızla ortak girişimlere her zaman açık olduğumuzun altını çizmek istiyorum. BM Güvenlik Konseyi’nin yapısal sorunları, bölgesel ve küresel çatışmaların çözümü ve kalıcı ekonomik refahın tesis edilmesi başta olmak üzere, hemen her kritik meselede dost ve kardeş Kazakistan’la yürüttüğümüz iş birliği ve ortaklıklar, dış politikamız açısından müstesna bir nitelik taşımaktadır.”
“İlişkilerimiz her geçen gün kuvvetlenmiştir”
İki ülke arasındaki tarihi bağların güçlü bir zemine dayandığını belirten Erdoğan, 2000’li yıllardan itibaren ilişkilerin kurumsal boyutta daha ileri bir seviyeye taşındığını ifade etti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye-Kazakistan ilişkilerine dair şu ifadeleri kullandı:
“1991’de Türkiye, bağımsızlığını ilan ettiği gün Kazakistan’ı tanıyan ilk ülke olmuş ve o günden itibaren gücünü ortak tarihimiz, kültürel ve manevi bağlarımızdan alan ilişkilerimiz her geçen gün kuvvetlenmiştir. Bizim dostluk hukukumuzun ve manevi bağlarımızın geçmişi şüphesiz çok daha eskiye dayanmaktadır. 2000’li yıllardan itibaren ise ikili ilişkilerimizde yeni bir eşik aşılmış; siyasi, ekonomik ve kültürel alanda inşa ettiğimiz kurumsal mekanizmalarla iş birliği ve ortaklıklarımız daha somut neticeler vermeye başlamıştır. Enerji, ulaştırma, lojistik ve savunma sanayii başta olmak üzere, ekonomik alandaki iş birliğimiz, eğitim ve kültür sahasındaki ortaklıklarımızla daha geniş ve sağlam bir zemine yayılmaktadır.”
Ticaret hacminde 15 milyar dolar hedefi
Türkiye ile Kazakistan arasındaki ekonomik ilişkilerin son yıllarda önemli ivme kazandığını vurgulayan Erdoğan, karşılıklı yatırımlar ve ticaret hacmindeki artışa dikkati çekti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, ekonomik hedeflere ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu:
“2012 yılında ihdas ettiğimiz Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi ile ekonomik ve ticari ilişkilerimizin geliştirilmesi noktasında muhakkak önemli kazanımlar elde ettik. Bugün Kazakistan ile ticaret hacmimiz 10 milyar dolar seviyesine yaklaşmış durumdadır. Türk iş insanlarının bugüne kadar Kazakistan’a yaptığı doğrudan yatırımlar 6 milyar dolara yaklaşmıştır. Türk müteahhitler Kazakistan’da 30 milyar doları aşan 550’ye yakın proje tamamlamıştır. Kazakistan Cumhurbaşkanı Kardeşim Kasım Cömert Tokayev’le belirlediğimiz ticaret hacmi hedefi 15 milyar dolardır. İnşallah karşılıklı çabalarla bu hedefe de kısa sürede ulaşacağımıza inancım tamdır. “
“Kazak kardeşlerimizi Ankara’ya davet ediyorum”
Kültürel ilişkilerin geliştirilmesinin öncelikli başlıklar arasında yer aldığını kaydeden Erdoğan, Ankara’nın Türk Devletleri Teşkilatı tarafından 2026 yılı Turizm Başkenti seçilmesinin önemli bir fırsat sunduğunu ifade etti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kazak halkına şu çağrıda bulundu:
“Halklarımız arasındaki kardeşlik bağlarını güçlendiren eğitim, spor ve kültürel alanlardaki ilişkilerimizi de mükemmel hâle getirmek, öncelikli gündem maddelerimizdendir. Bilindiği üzere, Türk Devletler Teşkilatı’nın 2026 yılı Turizm Başkenti olarak Ankara seçilmiştir. Bu vesileyle Kazak kardeşlerimizi zengin kültürel, tarihî ve beşerî mirasıyla Türk dünyasının ortak hafızasını yansıtan Başkentimize davet etmek istiyorum. Yıl boyunca yapacağımız tarihî, kültürel ve sportif etkinliklerde Kazak kardeşlerimizi de aramızda görmekten memnuniyet duyacağız.”
“Türk dünyası olarak sorumluluk almaktan kaçınmayacağız”
Makalesinin sonuç bölümünde Kazakistan ziyaretinin bölgesel gelişmeler açısından önem taşıdığına işaret eden Erdoğan, Türk Devletleri Teşkilatı Gayriresmi Zirvesi kapsamında gerçekleştirilecek temasların kritik başlıkları ele alacağını belirtti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türk dünyasının küresel barış ve refah adına ortak sorumluluk taşıdığını şu sözlerle ifade etti:
“14 Mayıs’taki Kazakistan ziyaretimiz bizim için oldukça anlamlıdır. ABD-İsrail ile İran arasındaki kriz, Gazze’deki kırılgan ateşkes süreci başta olmak üzere, bölgemizin hem siyasi hem de enerji güvenliği ve arzı sorunları gibi ekonomik düzlemde sınandığı bu günlerde Kazakistan’da yapacağımız ikili görüşmeler büyük önem taşımaktadır. Bu ziyaretin hem ülkelerimiz arasındaki siyasi, ekonomik ve ticari ilişkileri geliştireceğine hem de halklarımız arasındaki kadim dostluğa katkıda bulunacağına inanıyorum. Yine bu ziyaret kapsamında Türk Devletleri Teşkilatı Devlet Başkanları Gayriresmi Zirvesine katılacağız. Bu zirvede, Türk dünyası olarak siyasi, ekonomik, ve kültürel iş birliği ve ortaklık potansiyellerimizi istişare edecek, bölgesel siyasi ve ekonomik sınamaları değerlendirme fırsatı bulacağız. Türk dünyasını temsil eden devletler olarak bizler; Hoca Ahmet Yesevi’nin ‘Yoklar doymadığında, varlar ağlamıyorsa dünya tez yıkılır’ anlayışıyla bölgemizde ve dünyada barış, refah ve huzur ikliminin tesisi için sorumluluk almaktan hiçbir zaman kaçınmayacağız.”