Modernleşme, uzun yıllar boyunca toplumlara ilerleme, medeniyet, kalkınma ve demokratik gelişim vaadiyle sunuldu. Ancak dekolonizasyon tartışmaları, bu kavramların arka planında hangi güç ilişkilerinin, bilgi hiyerarşilerinin ve kültürel tahakküm biçimlerinin yer aldığını yeniden gündeme taşıyor.
World Decolonization Forum’da konuşan Walter Mignolo’nun modernite ve kolonyalizm ilişkisine dair değerlendirmeleri, forumun öne çıkan başlıklarından biri oldu. Mignolo, modernite kavramının çoğu zaman özgürleşme ve ilerleme ile ilişkilendirildiğini ancak bu anlatının sömürgecilik tarihinden bağımsız düşünülemeyeceğini vurguladı.
Mignolo, modernitenin arka planında sömürüye ve bilgi hiyerarşilerine dayalı kolonyal bir tahakküm mantığının bulunduğunu vurgulayarak, şunları kaydetti:
“Modernite çoğu zaman özgürleşme, medeniyet, ilerleme ve demokratik gelişim vaadi olarak sunulur; toplumları sürekli iyileşme ve dönüşüme inanmaya davet eder. Ancak modernitenin altında yatan şey kolonyalizmdir: sömürü, epistemik hiyerarşi ve dillerin, inançların ve bilgi sistemlerinin giderek değersizleştirilmesi yoluyla işleyen daha derin bir tahakküm mantığı.”
Modernite ve kolonyalizm arasındaki bağ
Mignolo, modernite kavramı ile kolonyalizm arasında doğrudan bir bağ bulunduğunu belirterek, modern dünyanın kullandığı özgürleşme, ilerleme ve demokratik gelişim gibi kavramların her coğrafyada aynı anlamı taşımadığını ifade etti.
Bu yaklaşım, dekolonizasyon tartışmasının yalnızca geçmişteki sömürge yönetimlerine değil, bugün hala etkisini sürdüren kültürel, ekonomik ve düşünsel bağımlılık biçimlerine de odaklandığını ortaya koyuyor.
Batılılaşmadan uzaklaşma ile dekolonizasyon aynı şey değil
Mignolo’nun dikkat çektiği başlıklardan biri de batılılaşmadan uzaklaşma ile dekolonizasyonun sık sık birbirine karıştırılması oldu.
Mignolo’ya göre Batılılaşmadan uzaklaşma, çoğu zaman Çin, Rusya ve BRICS ülkelerinde görüldüğü gibi devlet destekli siyasi ve ekonomik projeler üzerinden şekilleniyor. Dekolonizasyon ise bunun ötesinde, devlet politikalarıyla sınırlı olmayan daha derin bir dönüşüm alanına işaret ediyor.
Bu yönüyle dekolonizasyon; bilgi üretimi, eğitim, kültürel hafıza ve toplumsal bilinç düzeyinde işleyen bir özgürleşme süreci olarak değerlendiriliyor.
Kolonyalite yeni araçlarla sürüyor
Mignolo, klasik sömürge yönetimlerinin büyük ölçüde sona erdiğini ancak kolonyalitenin farklı araçlarla varlığını sürdürdüğünü belirtti.
Askeri güç, küresel finans sistemi, dolar hakimiyeti ve uluslararası medya düzeni, Mignolo’nun işaret ettiği yeni tahakküm alanları arasında yer aldı. Bu çerçevede kolonyalite, yalnızca toprak işgaliyle değil, bilgi, ekonomi, medya ve algı yönetimi üzerinden de kendisini yeniden üretiyor.
Dekolonizasyon Batı karşıtlığı değil
Mignolo’nun değerlendirmelerinde öne çıkan bir diğer vurgu ise dekolonizasyonun Batı’ya karşı yürütülen bir karşıtlık projesi olmadığı yönünde oldu.
Buna göre dekolonizasyon, toplumların ve devletlerin kendi tarihsel tecrübelerini, bilgi biçimlerini ve kültürel hafızalarını merkeze alarak düşünsel bağımsızlık kazanmasına yönelik bir süreç olarak öne çıkıyor.