Krizin ekonomik etkilerine ilişkin değerlendirmede bulunan
Durham Üniversitesi İslam Ekonomisi ve Finansı Merkezi, Körfez
Ekonomi Politiği Araştırmacısı Erhan Akkaş, Körfez ülkeleri ve
Katar arasında yaşanan sıkıntıların diplomatik ilişkilerin
kesilmesine dair alınan son kararla “somut yaptırımlara” döndüğünü
söyledi.
Bölgede önceki yıllarda da bu tarz diplomatik sıkıntıların
yaşandığını ancak somut adımlar ve ağır yaptırımların söz konusu
olmadığına dikkati çeken Akkaş, “Nüfus yoğunluğu ve kapladığı yüz
ölçümü bakımından küçük bir Körfez ülkesi olmasına rağmen Körfez
literatüründe Katar, 'Küçük Devlet, Büyük Siyaset' olarak ele
alınmaktadır. Durum böyle olunca bölgesel etkisinin yanı sıra Katar
krizi küresel gündem haline geldi ve ülke liderlerinden krizi
sakinleştirici mesajlar gelmeye başladı.” değerlendirmesinde
bulundu.
Akkaş, Katar’ın kişi başı milli gelir dağılımı bakımından dünyanın
en zengin ülkesi olmasının yanı sıra mevcut fonlarıyla küresel
finansal sistemin önemli bir aktörü olduğunu vurgulayarak,
özellikle 350 milyar dolar büyüklükle dünyanın 9. büyük varlık
fonuna sahip olan Katar’ın dünya genelinde gayrimenkul sektöründen,
bankacılık sektörüne, otomotiv sektöründen, teknoloji sektörüne
birçok alanda yatırımlar yaptığını anlattı.
Krizin piyasalara etkisinin olumsuz olduğunu belirten Akkaş, Katar
Borsasının son yılların en etkili düşüşünü yaşadığını dile getirdi.
Akkaş, bölgesel ekonomide ise ticari sıkıntılara neden olacak
krizin en büyük etkilerinden birinin ülkenin tamamen dışa bağımlı
olduğu gıda sektörüne gözlemleneceğini aktardı.
"KATAR İHTİYAÇLARINI TÜRKİYE'DEN TEMİN
EDECEKTİR"
Akkaş, Türkiye'nin Katar'a yaptığı ihracat bakımından avantajlı
konumda olduğunun altını çizerek, "Katar'a komşularından uygulanan
yasaklar neticesinde, Katar ihtiyaç duyduğu ürünleri Türkiye gibi
dost ülkelerden temin edecektir. Bu durumda, gelecek dönemlerde
Türkiye'nin Katar'a yapmış olduğu ihracatta bir artış söz konusu
olabilir. Tabii ki Türkiye'nin Katar'a olan ihracatını artırması
için ulaşım sorununu da çözmesi gerekmektedir." dedi.
Katar'da yatırım yapan Türk firmaları açısından ise istihdam,
tedarik ve finansal sistem olarak üç ana unsurda değerlendirme
yapmanın yerinde olacağını ifade eden Akkaş, krizin başlamasıyla
Katar'da bulunan büyük inşaat firmalarının hisselerinde de düşüşler
yaşandığını kaydetti.
Akkaş, hisselerdeki düşüşün en hızlı görünen finansal etki olduğunu
belirterek, "Ürün tedariki bağlamında ise yaptırımların
başlamasıyla inşaat firmalarının Arabistan üzerinden temin ettiği
malzemeleri gümrükten geçiremeyişi ciddi bir maliyet olacak ve
inşaatlarda aksamalara neden olması muhtemeldir. İstihdam
bağlamında ise olası bir ödeme sıkıntısında işten çıkarımlar söz
konusu olacak ve ihaleleri alan Türk firmaları verilen taahhüdü
yerine getirmekte zorluk çekmeleri muhtemeldir." diye konuştu.
Krizin Katar'da yatırım yapan büyük Türk firmaları açısından
finansal piyasalar, tedarik ve istihdam bağlamında sıkıntılı
günlerin habercisi olduğunu ifade eden Akkaş, "Katar kriziyle
ekonomik sarsıntıların tartışılmaya başlandığı günümüzde,
Türkiye'nin Katar'a olan ihracatında bir artış beklenirken,
ithalatında maliyet artışının olacağını söylemek mümkündür. Bu
durumda, Türkiye'nin Katar'a yapacağı ihracatın artması, gıda
ürünleri bakımından tamamen Suudi Arabistan'a bağımlılığı olan
Katar'ı, bu sıkıntılı süreçte rahatlatacaktır. Ayrıca Türkiye
açısından ise daha önce Katar'a ihraç edilmeyen ihracat kalemleri
gündeme gelecektir." yorumunu yaptı.
"TÜRKİYE'DEKİ KATAR YATIRIMLARININ ZARAR GÖRECEĞİNİ
DÜŞÜNMÜYORUM"
Bilge Adamlar Stratejik Araştırmalar Merkezi (BİLGESAM) Ortadoğu
Araştırmaları Uzmanı Ali Semin, söz konusu kararın tamamen Arap
dünyasıyla ilgili olduğunu söyledi.
Katar’ın Suudi Arabistan’ın etkisi altında olmayan bir ülke olduğu
için böyle bir karar alındığının altını çizen Semin, “Ben bunun
Katar’ı bir izole politikasından ziyade bölgesel bir tasfiye olarak
düşünüyorum. Arap Baharı'nın etkisinden sonra Arap dünyasında bir
tasfiye başladı diye düşünüyorum.” diye konuştu.
Semin, Katar’ın Türkiye ekonomik açıdan iyi ilişkileri olduğunu
anlatarak, şöyle devam etti:
“Türkiye’nin ekonomik açıdan Suudi Arabistan'la da çok iyi
ilişkileri var. Belki ekonomik anlamda bazı düşüş veya yükselişler
gibi dengesizlikler olabilir ama Katar’ın Suudi Arabistan ile
diplomatik ilişkilerinin kesilmesi ülkenin bütün gücünün elinden
alınması anlamına da gelmiyor. O yüzden Türkiye’yi çok fazla
etkileyeceğini düşünmüyorum. Ancak Katar’ın iç politikasını
etkileyecek. Katar Borsası önemli oranda düşüş gösterdi, ilk defa
bu kadar yüksek oranda düşüş yaşıyor. Neye yaradı? OPEC’teki petrol
fiyatlarına. Ekonomiye etkisi olduğunu görüyoruz, özellikle
enerjiye etkisi olduğunu görüyoruz. Bence Amerika bu işten çok
rahatsız olmayacak çünkü Katar’ın bazı dengeleri var bölgede. İran
önemli, Rusya ile ilişkileri onun için burada tamamen bu bir Arap
dünyası hesaplaşmasıdır.”
Semin, Katar’ın Türkiye’de daha çok gayrimenkul sektöründe yatırım
olduğunu hatırlatarak, “Katar’da yatırım yapan Türk inşaat
firmaları var biliyorsunuz. Ülkede yatırım yapan Türk firmaları
zarar görür ama buradaki yatırımlar çok fazla zarar göreceğini
düşünmüyorum.” değerlendirmesinde bulundu.
"ANKARA İYİ BİR DENGELEME POLİTİKASIYLA BU ÇATIŞMADAN ZARAR
GÖRMEZ"
İstanbul Medeniyet Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Özden
Zeynep Oktav da Katar ile Suudi Arabistan arasındaki iplerin uzun
zamandır gerildiğini belirterek, en önemli nedeninin İran ile
Katar'ın geçmişten beri geliştirdiği Körfez İşbirliği Konseyinden
bağımsız ilişkiler olduğunu söyledi.
Oktav, söz konusu ilişkilerin daha çok ticari boyutta olduğunu ve
Katar'ın İran'ı diğerleri gibi düşmanlaştırmak istememesinden
kaynakladığını ifade ederek, şunları kaydetti:
"Diplomatik ilişkilerini kesme kararı Trump'ın ziyareti sonrası
çıkmıştır. Zira Arap Baharı'nın etkilerinden kendini korumak
isteyen Suudiler uzun zamandır politikalarını Washington ile iyi
ilişkiler geliştirmek üzerine ve İsrail ile uyumlu bir dış politika
üzerine kurmuşlardır. Suudi Arabistan İhvan hareketine oldum olası
karşıdır ve kendilerine karşı bir hareket olarak algılamaktadırlar.
Bu açıdan Katar ile ilişkileri olumsuz seyrediyordu. Bana kalırsa
Ankara iyi bir dengeleme politikasıyla bu çatışmadan zarar görmez
hatta bölgede manevra kabiliyeti artar diye düşünüyorum."
"TÜRKİYE'NİN İRAN'A BAĞIMLILIĞI ARTABİLİR"
İstanbul Şehir Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası
İlişkiler Öğretim Üyesi Muzaffer Şener de Türkiye’nin Rusya’yla
kriz yaşadığında doğalgaz anlaşması imzaladığı en önemli ülkelerden
biri olduğunu hatırlatarak, Türkiye’nin lojistik olarak sıkıntı
yaşayabileceğini dile getirdi.
Şener, “Türkiye için asıl önemli olan şey buradan oraya
göndereceğimiz mallarla ilgili bir sıkıntı olacağıdır. Katar'ın
zaten parası Avrupa bankalarının üzerinden aktığı orada sorun
olmaz. Bizim için önemli olan bizim buradan oraya yapacağımız
sevkiyat, ihracatla ilgili sıkıntı. Irak güvensiz bir bölge olduğu
için Türk tırlarının buradan gitmesi konusunda sıkıntı var. Bu
sıkıntılı süreç uzun sürerse Türkiye’nin İran’a bağımlılığı daha da
artacak. Daha çok Katarla değil de diğer yani Katar'a ambargo koyan
ilişkilerimizi olumsuz etkileyecektir.” ifadelerini kullandı.
Katar’ın bütün Arap dünyasını etkileme kapasitesine sahip Al
Jazeera gibi bir TV kanalına sahip olduğunu belirten Şener, “Bu
Katar’ın en önemli gücü. Petrolden de daha önemli bir kazançtır bu
bence. Dünya siyasetinin gündeme oturmasını sağlayansa Al Jazeera
yoluyla bütün Arap dünyasındaki değişimin öncüsü ve tetikleyici
olması. Diktatörlerin, kralların karşısında halkın taleplerini açık
bir şekilde dile getirmiş olması hedef tahtasına oturtturdu. Asıl
mesela bence medyanın gücü.” değerlendirmesinde bulundu.
Katar’ın Türkiye açısından önemli olduğunu anlatan Şener, şunları
dile getirdi:
“Aşırı abartılmış söylemlerden uzak durulması gerekiyor. Nötr
kalamayız ama dürüst arabulucu olabiliriz. Bütün taraflarla
konuşabilecek kanallarımız var. Burada en önemli şey Suudi
Arabistan. Bu ülkeyle olan ilişkilerimiz iyi. Birleşik Arap
Emirliklerinin ikna edilmesi lazım. Türkiye olarak Suudi Arabistan
ve Mısır’la olan ilişkilerimizi rayına koyup “honest broker- dürüst
arabulucu” olmamız gerekir. Şu an elimizde böyle bir şans var. Arap
Baharı sürecinde kaybetmiş olduğumuz uluslararası prestiji “honest
broker”lık rolüyle kazanabiliriz tekrar diye düşünüyorum.”
350 MİLYAR DOLARLIK FON
Katar Yatırım Otoritesinin (QIA) yönettiği ve büyüklüğü 350 milyar
doları (1 trilyon 236 milyar lira) bulan fon, dünyanın dört bir
yanında önemli yatırımlara imza atıyor. Fonun büyüklüğü, Borsa
İstanbul'daki şirketlerin toplam piyasa değerlerinin yaklaşık iki
katına denk geliyor. Fon Katar'da birçok şirketin tamamen sahibi ya
da ortağı konumunda bulunuyor.
Fonun, Rus petrol şirketi Rosneft’de, Hollanda’nın devi Royal Dutch
Shell’de, Fransız petrol devi Total’de, İngiliz bankası
Barclays’de, İsviçre bankası Credit Suisse’de, Çin’in tarım
bankasında, Alman şirketleri Volkswagen ve Siemens’de, dünya
mücevher devi Tiffany&Co’de, Heatrow havalimanın da yatırımları
bulunuyor.
SATIN ALMADA EN GÜÇLÜ KATARLI
Katar, gaz ve petrol fiyatları düşük seyretmesine rağmen satın alma
gücü paritesine (SGP) göre geçen yıl kişi başına milli gelirde 129
bin 726 dolarla bu alandaki liderliğini korudu.
Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası (WB) verilerine göre
dünyanın üçüncü büyük gaz rezervine sahip ülkesi olan ve yaklaşık 2
milyon 200 bin nüfusu bulunan Katar'ın, 2015'te 132 bin 870 dolar
olan SGP'ye göre milli geliri, geçen yıl 3 bin 144 dolar azalarak
129 bin 726 dolara düştü. SGP'ye göre milli gelirinin düşmesine
rağmen Katar, zirvedeki yerini bırakmadı.
TÜRKİYE'NİN İHRACATI 440 MİLYON DOLAR
Türkiye’nin Katar'a ihracatı geçen yıl yaklaşık 440 milyon dolar
oldu. İhracatın çoğunluğu, gemiler, yatlar, elektrik elektronik
ürünleri, makineler ve mobilyalardan oluşuyor.
Türkiye'nin Katar'dan 2016'da yaptığı 271 milyon dolarlık ithalatı
ise büyük ölçüde petrol ve türevleri, alüminyum ve plastik ürünleri
oluşturuyor. Söz konusu ülkeyle toplam dış ticaret hacminin iki
katına çıkarılması için çalışmalar yapılıyor.
KATAR'DA 200 PROJEYE 200 MİLYAR DOLAR
HARCANACAK
Petrol ve doğal gaz üretimi ve rezervleri nedeniyle satın alma gücü
paritesine göre kişi başına milli geliri yaklaşık 130 bin dolar
olan Katar'da yabancı yatırımcı için potansiyel arz eden en önemli
sektör müteahhitlik.
Katar’da gelecek dönemde hayata geçirilmesi planlanan 200 kadar
projenin toplam tutarı yaklaşık 200 milyar dolar. Bu tutarın
yaklaşık yüzde 43’ünün altyapı için harcanması beklenirken kalanı
sağlık ve eğitim sektörleri için kullanılacak.
Ayrıca ülke, 2022 FIFA Dünya Kupasına ev sahipliği yapacağından
orta ve büyük ölçekli dokuz yeni stadyum yapacak. İnşaat sektöründe
faaliyet gösteren Türk firmalarının en önemli rakipleri ise İtalya,
Almanya, İngiltere ve Çin menşeli şirketler.
"BİZ İŞİMİZE BAKIYORUZ"
Katar Türk müteahhitleri açısından proje çokluğu bakımından önemli
bir pazar olarak dikkati çekiyor. Müteahhitler ülkede toplamda 15
milyar dolarlık iş yapıyor.
Doha metrosunun yapımını yabancı ortaklarıyla üstlenen Yapı Merkezi
İnşaat Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Başar Arıoğlu, Türk
müteahhitlik firmalarının Katar’da önemli işlere imza attıklarını
hatırlatarak, “Şu anda bu son krizin etkilerinin neler olacağı
konusunda bir fikrimiz yok. Aldığımız bilgilere göre Katar’da
herkes sakin gözüküyor. Biz işimize bakıyoruz.” dedi.
İklim Değişikliğinin Habercisi: Sulak Araziler
#Gündem / 06 Mart 2025
KGK, Moskova’da TASS’ın BRICS medya zirvesinde
#Gündem / 15 Eylül 2024
Yorumlar
