İstanbul Atatürk Kültür Merkezi’nde (AKM) gerçekleştirilen World Decolonization Forum 2026 kapsamında düzenlenen panellerde, sömürgeciliğin kurumsal, zihinsel ve epistemolojik etkileri farklı perspektiflerden ele alındı.
Moderatörlüğünü Selçuk Aydın’ın üstlendiği “Kurumsal Temsilciler Ve Bakış Açıları: Kurumlar Neden Sömürgecilikten Kurtulma Etrafında Hizalanıyor?” başlıklı oturumda, akademi, düşünce kuruluşları ve araştırma merkezlerinden temsilciler, dekolonizasyon süreçlerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Oturumda, eğitim müfredatlarından akademik üretime, dilde kullanılan kavramlardan üniversitelerin bilgi anlayışına kadar uzanan geniş bir çerçevede, sömürgeci mirasın günümüzdeki etkileri ve bu etkilerden arınma yöntemleri tartışıldı.
Konuşmacılar, sömürgeciliğin yalnızca geçmişte yaşanmış bir süreç olarak değerlendirilemeyeceğini, bugün de kurumların düşünme ve işleyiş biçimlerinde etkisini sürdürdüğünü ifade etti.
“Kavramları sömürgesizleştirmezsek hiçbir şeyi başaramayız”
Sosyal Enstitü Genel Koordinatörü İpek Coşkun Armağan, konuşmasında dekolonizasyon sürecinin zihinsel, toplumsal ve kurumsal boyutlarına dikkati çekerek, dönüşümün kavramsal düzlemde başlaması gerektiğini söyledi.
Armağan, gündelik hayatta kullanılan bazı ifadelerin dahi sömürgeci düşünce biçimlerinin izlerini taşıdığına işaret ederek şu değerlendirmede bulundu:
“Kavramları sömürgesizleştirmezsek aslında hiçbir şeyi başaramayız. Günlük dilde çok sık kullandığımız ‘az gelişmiş’, ‘3. dünya’, ‘üstün zeka’ gibi kavramların büyük bir kısmı sömürgecidir. İlk adım kavramlarla ilgili ve bunu yapmadan diğer adıma geçemeyiz. İkinci adım insanın dekolonizasyonudur, sömürgecilik insanların öz güvenini kaybetmesine ve yabancılaşmasına sebep oldu. Batı bize insan haklarını önerirken, biz insan onurunu korumaya çalışıyoruz. Üçüncüsü ise kurumlar; Avrupa merkezli belirlenmiş müfredatlarımızdan ve aşırı hiyerarşik kurumsal yapılarımızdan kurumlarımızı acilen arındırmamız gerekiyor. Farklı fikirleri aynı ortamda bir araya getirebilmek bizim zenginliğimiz olacak.”

“İslam Ansiklopedisi yerli bir perspektif geliştirme anlayışının tezahürüdür”
İslam Araştırmaları Merkezi (İSAM) Başkanı Mürteza Bedir de konuşmasında, Batı merkezli bilgi üretim modellerine karşı geliştirilen yerli akademik çalışmaların önemine değinerek, modernleşme sürecinin bilgi anlayışında meydana getirdiği dönüşümlere dikkati çekti.
Bedir, İslam Ansiklopedisi çalışmasının bu yaklaşımın somut örneklerinden biri olduğunu belirterek şöyle konuştu:
“İslam Ansiklopedisi’nin hikayesi, Batılı İslam üzerine üretilen bilginin yeterince sağlıklı ve doğru olmadığı düşüncesine ve ona bir tepki olarak ortaya çıkıyor. Bu çalışma, İslam adına üretilen bilgi konusunda daha yerli ve kendi bir perspektifle bakış açısı geliştirme anlayışının bir tezahürüdür. Tanzimat’la başlayan dönüşümlerde modernitenin pek çok bileşeni kabul edilirken, bu değişimlerin varlık ve bilgi anlayışında ciddi kırılmalar getireceği belki tahmin edilememişti. Bugün bilginin ‘dini’ ve ‘seküler’ olarak sınıflanması bu dönüşümün sonucudur. İslam araştırmalarında bu durum oryantalizm olarak tezahür ederken, üniversitelerdeki yaklaşım ve yöntemler de bu bakış açısıyla şekillenmiştir. En azından bunun farkına varmamız gerekiyor.”
“Üniversitelerin görevi ‘esir zihin’ probleminden kurtulmaktır”
Boğaziçi Üniversitesi Rektörü Naci İnci ise üniversitelerin yalnızca bilgi aktaran kurumlar olmadığını, aynı zamanda bilgi üretim süreçlerini yeniden düşünmekle yükümlü yapılar olduğunu ifade etti.
Dekolonizasyon kavramının günümüzde üniversitelerin konumlanışıyla doğrudan bağlantılı hale geldiğini belirten İnci, akademik bağımlılık tartışmalarının küresel ölçekte önem kazandığını kaydetti.
İnci, üniversitelerde çoğulcu bir düşünsel zeminin oluşturulmasının gerekliliğine vurgu yaparak şu ifadeleri kullandı:
“Bugün dekolonizasyon kavramı bilgi üretimiyle, dünyayı anlama yöntemlerimizle ve üniversitelerin kendilerini nasıl konumlandırdığıyla doğrudan ilişkilidir. Modern üniversite sistemi uzun yıllar boyunca belirli merkezlerin bilgi anlayışını evrensel, diğerlerini ise ikinci ya da tamamlayıcı olarak görme eğiliminde oldu. Bizler son yıllarda ‘akademik bağımlılık’ ve literatürde ‘captive mind’ (esir zihin) olarak ifade edilen zihinsel bağlılık meselesini önemli bir akademik tartışma alanı olarak ele alıyoruz. Boğaziçi Üniversitesi olarak beşeri bilimler derslerimizi; Afrika’nın tarihsel birikimini, Latin Amerika’daki eleştirel düşünce okullarını ve dünyanın farklı epistemolojik deneyimlerini de içine alan bir perspektifle yeniden ele alıyoruz. Esas olan, farklı deneyimlerin birlikte konuşabileceği çoğul bir entelektüel alanın kurulabilmesidir.”
World Decolonization Forum 2026’nın, farklı disiplinlerden uzmanların katılımıyla gerçekleştirilecek oturumlarla devam edeceği bildirildi.