23 Haziran 2026 Salı
Twitter
Nsosyal
Instagram
AjansHaber Gündem MHP Genel Başkanı Bahçeli: "Yüce Türk yargısı, Brüksel salonlarında yazılan raporların himayesinde rapor vermez"

MHP Genel Başkanı Bahçeli: "Yüce Türk yargısı, Brüksel salonlarında yazılan raporların himayesinde rapor vermez"

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli, “Türkiye'nin yargı erkine uzatılmış arsız, sapkın ve umarsız dalalet dili sıradan bir eleştiri kapsamında yorumlanamaz. Bağımsız Türk mahkemelerini yönlendirmeye kalkmak vesayet hevesidir. Yüce Türk yargısı Brüksel salonlarında yazılan raporların himayesinde rapor vermez. Herkes ayağını denk alacak haddini bilecek yerini iyi belleyecektir.” dedi.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında açıklamalarda bulundu.

MHP Genel Başkanı Bahçeli, dış politikada sembollerin ve diplomatik temaslarda verilen mesajların çoğu zaman geniş kapsamlı raporlardan daha fazla anlam taşıdığını belirterek, G7 Zirvesi’nde ABD Başkanı Donald Trump’ın kullandığı ifadeye ilişkin, şu değerlendirmede bulundu:

"Dış politikada bazen bir zirve fotoğrafı sayfalar dolusu rapordan daha fazla şey anlatır. Bazen bir devlet başkanının masaya geç gelişi. Bazen gelişi güzel söylenmiş gibi kılıfına uydurulan bir cümle, yıllardır saklanan, sessizliğini koruyan ve sırasını bekleyen güç tahakkümünü ortaya koyar. Bazen bir parlamento raporu, ateş bacayı sarınca hatırlanan dostluk cümlelerinin arkasına gizlenmiş, yılların kiniyle bıçak gibi bilenmiş eski husumetleri gözler önüne serer, niyetleri ele verir. ABD Başkanı Trump'ın 'Patron benim' sözü G7 Zirvesi'ne damga vurdu. Bu söz gelişigüzel söylenmiş bir söz değil. G7 masasındaki güç dengesini, İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana Avrupa'nın omzuna çöken ve tüm bu ışıltılı Batı güzellemelerinin saklayamadığı güvenlik bağımlılığını ve transatlantik ilişkilerin gerçek mahiyetini gösteren ibretlik bir itiraftır. Bu söz, ortak değerler perdesinin arkasındaki çarpık gerçeği, hakikat aynasından gözlerimizin önüne serilen güç gösterisini işaret etmektedir.”

"Avrupa kendi güvenlik boşluğunu nasıl dolduracağını kara kara düşünmektedir"

Avrupa’nın uzun yıllardır stratejik özerklik söylemini gündemde tuttuğunu ancak güvenlik politikalarında Washington’dan bağımsız hareket edemediğini savunan MHP Genel Başkanı Bahçeli, “Avrupa yıllardır stratejik özerklikten bahsetmektedir. Fakat aynı Avrupa, kendi savunma, siyasi ve iktisadi mimarisini hala Washington'un gölgesinden çıkaramamıştır. NATO Genel Sekreteri'nin açıklamaları ortadadır. Aynı Avrupa, ABD'nin Avrupa'daki askerî katkılarının azaltılacağını açıkladığı bir dönemde, kendi güvenlik boşluğunu nasıl dolduracağını kara kara düşünmektedir.” dedi.

Avrupa’nın kendi içindeki güvenlik ve siyaset açmazlarına rağmen Türkiye’ye yönelik eleştirilerini sürdürdüğünü dile getiren Bahçeli, bu tutuma ilişkin şu ifadelerde bulundu:

“Ne çarpıcı bir tezattır ki Avrupa, yıllardır Türkiye'ye demokrasi, hukuk, güvenlik ve dış politika dersi vermeye kalkmakta, rapor kılıfına sokulmuş ithamları, yaptırım imalarıyla süslenmiş tehditleri, Türk ve Türkiye karşıtı muhaliflerin bayatlamış ezberlerini ısrarla tedavüle sürmektedir. Yani Avrupa, kendi evinin duvarındaki çatlağı görmüş fakat hala Türkiye'nin kapısına rapor çivileme hevesinden vazgeçmemiştir.”

“Türk milletine biçim verecek terzi daha anasının karnından doğmamıştır”

Avrupa’nın Türkiye’ye yönelik değerlendirmelerinde çifte standart uyguladığını belirten Bahçeli, Türk milletine dışarıdan yön verilemeyeceğini vurgulayarak şöyle konuştu:

“Kendi zaaf ve basiretsizliklerini örtmek için rapor kumaşından yanlışlarına perde biçmeye, itham ipliğiyle tazyik nakışı işlemeye, çifte standart çöküğünü insan hakları türküleriyle yamamaya çalışmaktadır. Ne var ki bu yamalı bohçadan ne hakikat çıkar ne hakkaniyet çıkar ne de Türkiye'ye istikamet çizecek bir irade çıkar. Gaflet uykusundan hülyalara dalanlar iyi duysun. Kin nöbetinde bekleyenler kulağını açsın ve işitsin. Türk milletine biçim verecek terzi daha anasının karnından doğmamıştır.”

"Türk devletinin güvenlik politikalarını sorgulamaya nasıl yeltenebilirler?"

Avrupa’nın güvenlik alanındaki bağımlılıklarını eleştiren Bahçeli, Türkiye’ye yönelik dış politika ve güvenlik eleştirilerinin meşru olmadığını belirterek, şu sözleri sarf etti:

“Yıllarca kendi güvenliğini ve idaresini başkasının atına bindirenler, şimdi o atın dizginlerinin kendi ellerinde olmadığını anlamaya başlamıştır. Böyle bir Avrupa hangi yüzle Türkiye'ye ders vermeye kalkışacak? Hangi akılla Türk devletine aklı sıra ayar çekecek? Hangi cüretle aziz milletimizin kıymetlerine, devletimizin makamlarına dil uzatacaktır? Kendi güvenlik açıklarını kapatmakta zorlananlar, müttefiklik masalarında bekletilirken Türk devletinin güvenlik politikalarını sorgulamaya nasıl yeltenebilirler?”

Avrupa başkentlerinin Türkiye karşıtı yapılara alan açtığını savunan Bahçeli, terör örgütleri ve Türkiye karşıtı çevrelere verilen desteği eleştirerek, şu değerlendirmeyi yaptı:

“Avrupa başkentlerinde yıllarca Türk askerine namlusunu doğrultan hain terör örgütlerinin paçavralarını dalgalandırdılar. Türk milletinin canına kasteden FETÖ artıklarına seve seve kucak açtılar. Eğitim almaya gidip geri dönecek yavrularımızın önünde sur olurken, Türkiye'de kurduğu işini Avrupa'da büyütmek isteyen girişimcilerimizin gidecekleri günü sayarken, Türk ve Türkiye karşıtı söylenecek en ufak söze kulak kabarttılar. Fitne şebekelerine yuva oldular, yurt oldular.”

Türkiye’nin jeopolitik öneminin Avrupa tarafından kabul edilmek zorunda kalındığını ifade eden Bahçeli,  “İşte karşımızdaki bu sefil tablo artık yorum kaldırmayacak şekilde ortadadır. Bugün bu tablonun bir tarafında, Türkiye'nin NATO içindeki ağırlığını, savunma sanayisindeki yükselişini, göç yönetimindeki rolünü, enerji yollarındaki yerini, Karadeniz'den Kafkasya'ya, Doğu Akdeniz'den Orta Doğu'ya uzanan jeopolitik değerini kabul etmek zorunda kalan Avrupa vardır. Diğer tarafında ise Türk yargısını hedef alan, gözümüzün nuru Ülkü Ocaklarımıza kara çalan, Mavi Vatan davamızı hor gören, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin egemen eşitliğini ve Kıbrıs Türklüğünün varlığını yok sayan Avrupa vardır. Türkiye'nin egemenlik sahasına itiraz etmeye kalkışanın alnını karşılarız. Türk milletine kafa tutmaya çalışanların kafalarına vura vura kim olduğumuzu öğretiriz.” dedi.

"Avrupa Birliği, Türkiye’ye verdiği sözlerin gereğini hakkıyla yerine getirmedi"

Türkiye-Avrupa ilişkilerinin uzun bir geçmişe sahip olduğunu hatırlatan Bahçeli, Avrupa Birliği sürecinde Türkiye’ye verilen sözlerin yerine getirilmediğini belirterek, şu ifadeleri kullandı:

“Türkiye-Avrupa ilişkilerinin tarihi de bu çelişkilerle doludur. Türkiye'nin Avrupa ile münasebeti dün başlamamıştır. 1959 yılında başlayan müracaat süreci, 1963 tarihli Ankara Anlaşması ile hukuki zemine kavuşmuştur. 1970 tarihli Katma Protokol, 1995 tarihli Gümrük Birliği, 1999 tarihli Helsinki Zirvesi'nde adaylık statüsünün kabulü ve 2005 yılında müzakerelerin başlaması bu uzun yolun kilometre taşlarıdır. Ancak Avrupa Birliği, Türkiye'ye verdiği sözlerin gereğini hakkıyla yerine getirmek yerine süreci kimi üyelerin dar hesaplarına, Rum-Yunan vetolarına, siyasi önyargılara ve pas tutmuş ideolojik şablonlara teslim etmiştir. Vize serbestisi yıllardır bekletilmiştir. Gümrük Birliği'nin güncellenmesi kaplumbağa yavaşlığında ağırdan alınmıştır. Müzakere başlıkları siyasi gerekçelerle bloke edilmiştir.”

Avrupa Parlamentosunun 2025 yılı Türkiye Raporu’nu eleştiren Bahçeli, “Avrupa Parlamentosunun 2025 yılı Türkiye Raporu da işte bu eğri cetvelle çizilmiş bir metindir. Bu rapor bağlayıcı olmayabilir. Fakat taşıdığı siyasi niyet bakımından üzerinde dikkatle durulması gereken bir belgedir. Raporun en vahim bölümlerinden biri de yargı gücümüzü abluka altına alma teşebbüsüdür.” ifadelerinde bulundu.

"Yüce Türk yargısı Brüksel salonlarında yazılan raporların himayesinde rapor vermez"

Türk yargısına yönelik değerlendirmeleri egemenlik alanına müdahale olarak nitelendiren Bahçeli, devam eden yargı süreçlerine ilişkin dışarıdan yapılan yorumlara tepki göstererek şöyle konuştu:

“Türkiye'nin yargı erkine uzatılmış arsız, sapkın ve umarsız dalalet dili sıradan bir eleştiri kapsamında yorumlanamaz. Devam eden yargı süreçlerini siyasi saiklerle yorumlamak, bağımsız Türk mahkemelerini yönlendirmeye kalkmak vesayet hevesidir, tahakküm arzusudur. Yüce Türk yargısı Brüksel salonlarında yazılan raporların himayesinde rapor vermez. Herkes ayağını denk alacak haddini bilecek yerini iyi belleyecektir. Ayar vermeye kalkan her kim varsa Türkiye Cumhuriyeti'nin egemenliğine yan gözle bakmamayı öğrenecektir.”

Avrupa Parlamentosu raporunda Ülkü Ocaklarına yönelik ifadeleri de eleştiren Bahçeli, 

“Avrupa Parlamentosu raporunda hepimizin yetiştiği o kutlu ocağa, göz aydınlığımız, gönül ferahlığımız olan Ülkü Ocaklarına yönelen ifadeler de eski bir husumetin yeni kılığa sokulmuş halidir. Bu mesele yeni değildir. Dün Washington'da Ülkü Ocaklarına dosya açmaya çalışanlar vardı. Bugün Brüksel'de aynı karalama faaliyetini rapor satırlarına iliştirenler vardır. Dün Amerika Birleşik Devletleri Temsilciler Meclisinde, 2022 tarihli Ulusal Savunma Yetkisi Yasası'nın içine Ülkü Ocaklarının terör örgütü olup olmadığının araştırılmasını öngören izansız bir madde sıkıştırılmak istenmiştir.” diye konuştu.

"Hürmüz’de güvenli geçiş kesintisiz sağlanmalıdır"

G7 masasındaki Hürmüz gündemi ve ABD-İran mutabakatının bölgesel dengeler açısından önemine işaret eden Bahçeli, mutabakatın kapsamına ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu:

"G7 masasındaki Hürmüz gündemi ve Amerika Birleşik Devletleri'ndeki İran mutabakatı, bu büyük tabloyu tamamlamaktadır. ABD ile İran arasında varılan mutabakat, Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması, deniz ablukasının kaldırılması, İran'ın nükleer stoklarına ilişkin Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı gözetiminde yürütülecek seyreltme ve bertaraf süreci, dondurulmuş fonlar, Lübnan dahil çeşitli cephelerde askeri operasyonların durdurulması ve nihai anlaşma için takvim belirlenmesi gibi başlıkları kapsamaktadır. Hürmüz'de güvenli geçiş sağlanmalı.”

“Bölgeyi kan gölüne çevirenler bir günde barış meleği olamaz”

Bölgesel krizlerin Türkiye’nin milli güvenliği ve istikrarı bakımından yakından takip edilmesi gerektiğini vurgulayan Bahçeli, mutabakatın uygulanması ve Lübnan’daki ateşkese ilişkin, şu ifadelerde bulundu:

“Bölgeyi kan gölüne çevirenler bir günde barış meleği olamaz. Lübnan'da ateşkes kalıcı ve ülkenin tüm topraklarını kapsayacak biçimde olmalıdır. Mutabakat zaptı harfiyen uygulanmalı ve Hürmüz'de güvenli geçiş kesintisiz sağlanmalıdır. Hürmüz'den Doğu Akdeniz'e uzanan, Lübnan'da başlayıp Amerika Birleşik Devletleri'nde yankılanan her sarsıntının millî güvenliğimiz ve bölgesel istikrarımız bakımından ne anlama geldiğini soğukkanlılıkla takip etmeliyiz.”

 

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız