World Decolonization Forum kapsamında konuşan psikiyatrist ve yazar Kemal Sayar, Batı merkezli ruh sağlığı anlayışını eleştirerek terapinin ve psikiyatrinin “dekolonize edilmesi” gerektiğini söyledi.
Batı merkezli psikiyatriye eleştiri
Oturumda Batı psikiyatrisinin evrensellik iddiasını sorgulayan Sayar, kültürel farklılıkların göz ardı edildiğini vurguladı.
Bu çerçevede değerlendirmelerde bulunan Sayar, Batı merkezli ruh sağlığı yaklaşımının küreselleşmesine ilişkin şu ifadeleri kullandı:
“Eğer ruhları da işgal ederseniz, toprakları işgal ettiğiniz yerlerde daha uzun süre kalabilirsiniz. Batı psikiyatrisinin evrensel olduğu yönündeki önerme, seküler, rasyonel, bireyci öznenin dünyanın her tarafında aynı olduğu düşüncesine dayalıdır ve bu aslında bütünüyle bir dayatmadır. Bu süreçte yerli kültürlerin geçerliliği kaybolur, kendilerini ifade etme kudretleri ellerinden alınır ve folklorik bir unsur haline getirilirler.”
Sayar, bu yaklaşımın farklı toplumların kültürel ve zihinsel dünyalarını daralttığını belirtti.
Teşhislerin politik kullanımı iddiası
Konuşmasında psikiyatrik tanıların tarihsel süreçte politik bağlamlarda kullanılabildiğine dikkat çeken Sayar, özellikle 1960’lı yıllara atıfta bulundu.
Sayar, kolonyalizmin psikiyatri üzerindeki etkilerine ilişkin değerlendirmesini şu sözlerle aktardı:
“Teşhisler birer siyasal silah olarak kullanıldı.”
Terapide “dekolonizasyon” çağrısı
Bireysel psikoterapi yaklaşımlarının toplumsal bağları zayıflatabileceğini savunan Sayar, kültürel uyum vurgusu yaptı.
Sayar, terapinin yeniden düşünülmesi gerektiğini ifade ederek şu değerlendirmede bulundu:
“Terapinin de dekolonize edilmesi (sömürgeci etkilerden arındırılması) lazım. Ülkenin kültürel ihtiyaçlarına uygun, insanların ruhsal yapısına uygun, geleneklerle çatışmayan terapileri düşünmemiz lazım. Buldozer gibi yerel zihinsel ontolojileri yıkan tekçi anlayışlara karşı çoğulcu anlayışları ve ‘kültürel mütevazılığı’ ön plana çıkarmalıyız. Yarının çoğulcu dünyasında; benliği de ruhu da işgalden kurtarmaya her zamankinden çok ihtiyacımız var.”
Sayar, konuşmasının sonunda yalnızca rasyonel ve bireyci bir yaklaşımın yeterli olmadığını belirterek, hikayeleri, ritüelleri, topluluk bilgisini ve maneviyatı da içeren daha kapsayıcı bir sağaltım anlayışının gerekliliğine dikkat çekti.