Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, NATO Savunma Bakanları Toplantısı için bulunduğu Brüksel'de Türk basın mensuplarına açıklamalarda bulundu.
Bakan Güler, toplantılarda NATO’nun caydırıcılık ve savunma duruşu, Ukrayna’ya sağlanabilecek destek ve diğer güvenlik başlıklarının ele alındığını belirtti.
Bakan Güler, muhataplarına Türkiye’nin NATO’ya kuvvet katkısı sağlayan ülkeler arasında daima ilk 5’te yer alan bir ülke olarak İttifak’ın savunma ve caydırıcılığına sağladığı katkılar, yüzde 5 savunma taahhüdü hedefine ulaşılması konusunda kaydedilen kararlı ilerlemeler, Ukrayna’ya destek ve Ankara Zirvesi kapsamındaki hazırlıklar ile beklentiler hakkında bilgi verdiğini ifade etti.
NATO’nun tarihinin en karmaşık güvenlik ortamlarından biriyle karşı karşıya olduğuna dikkati çeken Bakan Güler, güvenlik tehditlerinin çeşitlendiğini vurgulayarak şu değerlendirmeyi yaptı:
"Konvansiyonel tehditlerin yanı sıra hibrit tehditler, siber saldırılar, terörizm, enerji güvenliği riskleri ve bölgesel istikrarsızlıklar güvenlik anlayışını yeniden şekillendirmektedir."
Türkiye’nin NATO içerisindeki konumuna işaret eden Güler, Ankara Zirvesi’nin İttifak açısından taşıdığı stratejik önemi şu sözlerle dile getirdi:
"Ankara'da gerçekleştireceğimiz NATO Zirvesi'ni yalnızca bir liderler toplantısı olarak görmüyoruz. Bu zirvenin, NATO'nun değişen güvenlik ortamına uyum sağlama kararlılığını ortaya koyacağı ve geleceğe yönelik stratejik yöneliminin şekilleneceği önemli bir dönüm noktası olacağını değerlendiriyoruz."
Türkiye’nin zirveye ev sahipliği yapmasını, İttifak’a sunduğu askeri katkılar, operasyonel tecrübe ve güvenlik üretme kapasitesinin doğal bir yansıması olarak gördüklerini belirten Güler, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın lider diplomasisinin de zirvenin önemli unsurlarından biri olacağını söyledi.
Türkiye’nin krizlerin çözümüne katkı sunan ve bölgesel istikrarı destekleyen yaklaşımıyla NATO içinde özel bir konuma sahip olduğunu vurgulayan Bakan Güler, "Türkiye, krizlerin çözümüne katkı sunan, diyalog kanallarını açık tutan ve bölgesel istikrarı destekleyen yaklaşımıyla İttifak içerisinde müstesna bir konuma sahiptir." dedi.
Bakan Güler, Türkiye’nin hedefinin NATO’nun birlik ve dayanışmasını güçlendirmek, Avrupa-Atlantik bölgesinin güvenliğine yönelik ortak kararlılığı vurgulamak ve İttifak’ı geleceğin tehditlerine karşı daha hazırlıklı hale getirecek stratejik vizyonun geliştirilmesine katkı sağlamak olduğunu belirtti.
Ankara Zirvesi’ne ilişkin beklentilerini aktaran Bakan Güler, şunları kaydetti:
"Ankara Zirvesi'nin, NATO'nun birlik ve beraberliğini pekiştiren, ortak aklı güçlendiren ve İttifak'ın geleceğine yön veren tarihi bir buluşma olacağına inanıyoruz."
"Türkiye; NATO'nun güçlü ve saygın bir üyesi, aynı zamanda İttifak'ın en büyük ikinci ordusuna sahip müttefikidir”
Türkiye’nin savunma sanayisinde elde ettiği başarıların yalnızca ulusal güvenliğe değil, NATO’nun kolektif savunmasına da katkı sunduğuna dikkati çeken Güler, yerli ve milli sistemlerin İttifak içindeki önemine ilişkin şu yorumu yaptı:
"Yerli ve milli sistemlerimiz, müttefiklerin birlikte çalışabilirlik kapasitesini desteklemekte ve İttifak'ın genel caydırıcılığına katkı sağlamaktadır. Güçlü savunma sanayi, güçlü caydırıcılık ve güçlü NATO demektir."
Türkiye’nin NATO’ya katkılarına değinen Bakan Güler, "Türkiye; NATO'nun güçlü ve saygın bir üyesi, aynı zamanda İttifak'ın en büyük ikinci ordusuna sahip müttefikidir. Askeri eğitimden tatbikatlara, harekatlardan komuta-kontrol faaliyetlerine kadar NATO'nun tüm temel görev ve sorumluluklarına etkin katkı sunmaya da devam ediyoruz." dedi.
Türk ordusunun terörle mücadeleden sınır ötesi harekatlara kadar geniş bir alanda edindiği tecrübeyle NATO’nun en etkin ve hazırlıklı kuvvetleri arasında yer aldığını belirten Bakan Güler, komando birliklerinin kapasitesine ve Türkiye’nin üstleneceği yeni görevlere, şu açıklamalarda bulundu:
"Bu kapsamda komando birliklerimizin kapasitesini artırmaya ve değişen tehdit ortamına uygun yeni kabiliyetler geliştirmeye de devam ediyoruz. Önümüzdeki dönemde NATO'nun en kritik kuvvet yapılarından biri olan Müttefik Reaksiyon Kuvveti'nin komutasını üstlenecek olmamız da Türkiye'nin İttifak içerisindeki güvenilirliğinin ve stratejik öneminin somut bir göstergesidir."
Rusya-Ukrayna Savaşı’nın iki ülke arasındaki savaş olmanın ötesinde Avrupa güvenlik mimarisini, enerji güvenliğini, küresel ticaret yollarını ve NATO’nun güvenlik gündemini doğrudan etkilediğini belirten Güler, Türkiye’nin savaşın başlangıcından itibaren dengeli, ilkeli ve yapıcı bir politika izlediğini söyledi.
Karadeniz’in istikrarının Avrupa-Atlantik güvenliğinin ayrılmaz bir parçası olduğunu vurgulayan Güler, Türkiye’nin Montrö Sözleşmesi’ni kararlılıkla uygulayarak bölgesel istikrara katkı sağlamayı sürdürdüğünü, bölgesel sahiplenme anlayışını desteklediğini ve Karadeniz’e kıyıdaş ülkeler arasındaki iş birliğini önemsediğini bildirdi.
NATO’nun güney kanadını doğrudan etkileyen hususlara da değinen Güler, bunlar arasında terörizm, düzensiz göç, enerji güvenliği riskleri, bölgesel çatışmalar ve hibrit tehditlerin bulunduğunu söyledi.
Türkiye’nin NATO’nun güney kanadındaki rolünü değerlendiren Bakan Güler, şu ifadeleri kullandı:
"Türkiye, NATO’nun güney kanadında yer alması nedeniyle bölgesel tehditlerle doğrudan mücadele eden bununla birlikte son yıllarda gelişen gücüne bağlı olarak İttifak'ın merkezinde önemli katkılar sunan müttefiklerin başında gelmektedir."
Türkiye’nin güvenliğine yönelik tehditlerin aynı zamanda NATO’nun güvenliğine yönelik tehditler olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirten Güler, güvenlik ortamındaki değişime ilişkin şöyle konuştu:
"Günümüz güvenlik ortamı, güney kanadının yalnızca çevresel değil, merkezi bir güvenlik meselesi olduğunu da göstermektedir."
Orta Doğu’daki gelişmelerin küresel etkileri
Orta Doğu’da yaşanan gelişmelerin yalnızca bölgesel değil, küresel güvenliği de doğrudan etkilediğine işaret eden Bakan Güler, Türkiye’nin İran-ABD Savaşı’nı sona erdirmek amacıyla varılan mutabakatı memnuniyetle karşıladığını belirtti.
Orta Doğu’daki istikrarın NATO’nun güvenliğiyle doğrudan bağlantılı olduğuna dikkati çeken Bakan Güler, müttefiklerin bölgedeki gelişmelere ilgisine ve Türkiye’nin yaklaşımına ilişkin şu açıklamayı yaptı:
"NATO müttefiklerimiz de Orta Doğu’daki gelişmelere oldukça ilgililer ve çalışıyorlar. Türkiye bölgesel barış, istikrar ve güvenliği destekleyen yapıcı bir yaklaşım izlemekte, çatışmaların büyümesini değil, diyalog ve diplomasi yoluyla çözülmesini savunmaktadır. Öte yandan, milli güvenliğimize yönelik risklerin oluşmaması için gerekli tedbirler alınmakta, ilgili kurumlarla koordinasyon içerisinde çalışmalar devam etmektedir."
"Fransa-GKRY anlaşması uluslararası hukuka aykırı"
Türkiye’nin yaklaşımının her zaman olduğu gibi gerilimi artırmak değil, riskleri önlemek ve bölgesel istikrarı desteklemek olduğunu belirten Bakan Güler, Avrupa-Atlantik güvenliğinin parçalı değil bütüncül bir anlayışla ele alınması gerektiğini vurguladı.
Bölgesel güvenlik denklemine etki edebilecek girişimlerin yakından takip edildiğini belirten Bakan Güler, Fransa ile GKRY arasında imzalanan anlaşmaya ilişkin, şu değerlendirmeyi yaptı:
"Güvenlik üretmesi gereken aktörlerin, bölgesel gerilimleri derinleştirecek adımlardan kaçınması; diyalog, iş birliği ve ortak güvenlik anlayışını öncelemesi büyük önem taşımaktadır. Bu çerçevede Doğu Akdeniz'de son dönemde şekillenen bazı askeri iş birliği girişimlerini ve bölgesel güvenlik denklemini etkileyebilecek gelişmeleri de yakından takip ediyoruz. Son olarak garantörlük sıfatı olmayan Fransa ile Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) arasında imzalanan anlaşma, aslında meşruiyeti olmayan, hassas dengeleri bozan ve uluslararası hukuka aykırı olan bir girişimdir."
Türk Silahlı Kuvvetlerinin Kıbrıs Türklerinin güvenliğini hedef alan oldu bittilere ve hasmane girişimlere karşı gerekli karşılığı verecek güce, kabiliyete ve sarsılmaz bir iradeye sahip olduğunun altını çizen Güler, Kıbrıs Adası’nın güvenliği ve statüsüne ilişkin düzenlemelerin uluslararası anlaşmalarla belirlendiğini anımsattı.
Türkiye’nin garantörlük hak ve sorumluluklarını uluslararası hukuktan kaynaklanan meşru zeminde sürdürdüğünü belirten Bakan Güler, şu ifadeleri kullandı:
"Türkiye, garantörlük hak ve sorumluluklarını uluslararası hukuktan kaynaklanan meşru zeminde sürdürmektedir. Kıbrıs Türklerinin güvenliği, huzuru ve refahı bizim için hayati öneme sahiptir. Bu vesileyle bir kez daha ifade etmek isterim ki Türkiye, Doğu Akdeniz'de barışın, istikrarın ve yapıcı diyaloğun tarafıdır. Ancak, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin güvenliğini tehdit edecek gelişmeler karşısında da garantörlük sorumluluklarımızın gereğini yerine getirme irademiz tamdır."
"Türkiye, güvenlik mimarisinin kenarında değil, merkezinde yer alan bir ülkedir"
Bakan Güler, Türkiye’nin NATO, Avrupa-Atlantik güvenliği ve bölgesel istikrar bakımından üstlendiği rolü, şu sözlerle değerlendirdi:
"Türkiye, güçlü ordusu, gelişmiş savunma sanayi, etkin diplomasisi ve sahip olduğu stratejik vizyonla NATO'nun, Avrupa-Atlantik güvenliğinin ve bölgesel istikrarın temel aktörlerinden biri olmayı sürdürmektedir."
Türkiye’nin milli güvenliğini kararlılıkla korurken, bölgenin ve müttefiklerin güvenliğine katkı sunmaya devam edeceğinin altını çizen Bakan Güler, İttifak içindeki rolüne ilişkin, şu değerlendirmede bulundu:
"Çünkü bugün artık çok açık bir gerçek vardır: Türkiye, güvenlik mimarisinin kenarında değil, merkezinde yer alan bir ülkedir. NATO'nun geleceği şekillenirken Türkiye, gelişmeleri uzaktan izleyen değil, kararların alınmasına katkı sunan, sorumluluk üstlenen ve güvenlik üreten başlıca müttefiklerden birisidir. Güçlü ordusu, stratejik vizyonu ve üstlendiği görevlerle İttifak'ın geleceğine yön veren Türkiye'nin imzası, NATO'nun yarınlarında güçlü ve belirleyici şekilde yer almaya devam edecektir."