Katar ve Pakistan’ın ara buluculuğunda şekillenen anlaşma, Orta Doğu’da silahların susmasını sağlarken taraflara nükleer program ve yaptırımların geleceğini belirlemek üzere 60 günlük kritik bir müzakere süresi tanıyor. Uzmanlar, bu süreci “barışın garantisi değil, diplomatik bir mayın tarlası” olarak tanımlıyor.
Ateşkes yürürlüğe giriyor
Taraflar, Lübnan dahil tüm cephelerde askeri operasyonları durdurmayı taahhüt etti. ABD, Hürmüz Boğazı’ndaki deniz ablukasını kaldırmayı ve İran çevresindeki askeri faaliyetlerini azaltmayı kabul ederken, İran da Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması (NPT) kapsamındaki yükümlülüklerine bağlı kalacağını bildirdi.
Tahran yönetimi ayrıca müzakere süresince uranyum zenginleştirme faaliyetlerini genişletmemeyi ve mevcut nükleer statükoyu korumayı kabul etti.
ABD – İran uzlaşı takvimi
• 14 Haziran 2026: Taslak mutabakat metni tamamlandı.
• 15 Haziran 2026: Ateşkes yürürlüğe girdi, Hürmüz Boğazı’nın açılması süreci başladı.
• 19 Haziran 2026: Cenevre’de resmi imza töreni yapılacak.
• Ön şartlar: İran’a ait dondurulmuş varlıkların bir bölümünün serbest bırakılması ve petrol yaptırımlarında geçici esneklik sağlanması.
• 60 günlük süreç: Nükleer program ve yaptırımların geleceğine ilişkin nihai müzakereler yürütülecek.
İran’ın masaya koyduğu şartlar
Diplomatik kaynaklara göre Tahran, nihai müzakerelere başlamadan önce bazı ekonomik adımların atılmasını talep ediyor.
Bu kapsamda İran;
• Dondurulmuş mali varlıklarının önemli bir bölümünün serbest bırakılmasını,
• Petrol gelirlerine erişimin önündeki engellerin kaldırılmasını,
• Uzun vadeli ekonomik kalkınma ve yeniden yapılanma mekanizmalarının oluşturulmasını istiyor.
Bu taleplerin karşılanmaması halinde 60 günlük müzakere sürecinin başlamasının dahi zorlaşabileceği değerlendiriliyor.
Diplomatik mayın tarlasındaki kritik başlıklar
Uzmanlara göre önümüzdeki iki ay boyunca müzakerelerin kaderini belirleyecek temel konular şunlar olacak:
Uranyum stokları ve denetim mekanizması
ABD ve İran arasında en büyük anlaşmazlık alanlarından biri, yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyum stoklarının geleceği olarak öne çıkıyor. Stokların nasıl seyreltilip denetleneceği ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA) süreçte nasıl bir rol üstleneceği konusunda henüz netlik bulunmuyor.
Trump’ın askeri müdahale uyarısı
ABD Başkanı Donald Trump, kalıcı bir anlaşmaya ulaşılamaması halinde askeri seçeneklerin yeniden gündeme gelebileceğini ifade etti. Bu açıklamalar, diplomatik sürece rağmen bölgede risk algısının tamamen ortadan kalkmadığını gösteriyor.
Bölgesel aktörlerin tutumu
İsrail başta olmak üzere bölgedeki bazı aktörlerin anlaşmaya temkinli yaklaştığı belirtiliyor. Uzmanlar, olası provokasyonların veya sınırlı askeri hamlelerin müzakere sürecini sekteye uğratabileceği uyarısında bulunuyor.
İran iç siyasetindeki baskı
İran’da muhafazakar çevreler ve güvenlik bürokrasisinin bazı unsurları, müzakere sürecine yönelik eleştirilerini sürdürüyor. Bu durumun İran heyetinin hareket alanını daraltabileceği değerlendiriliyor.
Piyasalar rahatladı
Ateşkes haberinin ardından küresel enerji piyasalarında hızlı bir rahatlama yaşandı. Hürmüz Boğazı’nın yeniden ticari gemi trafiğine açılacak olması, petrol arzına ilişkin endişeleri azaltırken Brent petrol fiyatlarında sert düşüş görüldü.
Asya ve Avrupa piyasalarında da risk iştahının artmasıyla birlikte hisse senedi endekslerinde yükselişler kaydedildi.
Türkiye’nin diplomatik rolü
Türkiye, Katar ve Pakistan ile birlikte sürecin şekillenmesinde diplomatik girişimlerde bulunan ülkeler arasında yer aldı. Ankara, anlaşmayı bölgesel istikrar açısından önemli bir gelişme olarak değerlendirirken, İran’daki çatışmaların sona ermesini ticaret yollarının güvenliği ve göç hareketlerinin kontrolü açısından stratejik bir kazanım olarak görüyor.
19 Haziran’da Cenevre’de atılacak imzalar, savaşın sona ermesi açısından tarihi bir dönüm noktası olacak. Ancak uzmanlara göre asıl mücadele bundan sonra başlayacak.
Önümüzdeki 60 gün boyunca Washington ve Tahran arasında yürütülecek müzakereler, yalnızca İran’ın nükleer programının geleceğini değil, aynı zamanda Orta Doğu’nun güvenlik mimarisini, enerji piyasalarını ve küresel diplomatik dengeleri de belirleyecek.
Bu nedenle ateşkes, savaşın sonu olmaktan çok, yeni ve son derece hassas bir diplomatik sürecin başlangıcı olarak görülüyor.