AjansHaber Yaşam Dijital çağın görünmeyen döngüsü: Doomscrolling

Dijital çağın görünmeyen döngüsü: Doomscrolling

Sosyal medya platformlarında içeriklerin üzücü veya karamsar olduğu bilinmesine rağmen ekranı aşağı kaydırarak okumaya devam etme eylemi olarak tanımlanan "Doomscrolling" (Felaket Kaydırması), modern toplumda ciddi bir dijital alışkanlığa dönüştü.

Doomscrolling kavramı, İngilizce’de “kıyamet” ya da “kötü kader” anlamına gelen “doom” ile dijital ekranlarda içeriği aşağı doğru kaydırmayı ifade eden “scrolling” kelimelerinin birleşiminden oluşuyor.

Genellikle “bir haber daha” düşüncesiyle başlayan bu süreç, zamanla saatler süren, irade dışı gelişen kesintisiz bir ekran kullanımına dönüşebiliyor.

Algoritmaların “negatiflik” tuzağı

Bu davranışın temelinde insan zihninin tehdit içeren bilgilere karşı daha hızlı tepki verme eğilimi bulunuyor. Olumsuz içerikler, nötr ya da pozitif içeriklere kıyasla daha fazla dikkat çektiği için kullanıcıyı sürekli yeni bilgi aramaya yönlendiriyor. Bu süreç yalnızca bireysel bir eğilimle sınırlı kalmıyor; sosyal medya platformlarının etkileşim odaklı algoritmaları da daha sarsıcı ve dramatik içerikleri öne çıkararak döngüyü güçlendiriyor ve kullanıcıların ekranda daha uzun süre kalmasına neden oluyor.

Günlük yaşam üzerinde etkileri

Kontrolsüz içerik tüketimi, özellikle gece saatlerinde yoğunlaştığında uyku düzenini bozarak yaşam kalitesini doğrudan düşürüyor. Sürekli negatif uyarana maruz kalmak; kaygı ve stres seviyesini artırırken dikkat dağınıklığına ve zihinsel yorgunluğa yol açıyor. Belirsizlik dönemlerinde gelişmeleri kaçırma korkusuyla pekişen bu alışkanlık, uzun vadede toplumsal olaylara karşı bir "duyarsızlaşma" riskini de beraberinde getiriyor.

Dijital dünyanın bu karmaşık döngüsünden çıkış yollarını ve sarmalın ruhsal dengemiz üzerindeki derin izlerini değerlendiren Uzman Psikolog Ayşe Nida Durda, konuya ilişkin sorularımızı yanıtladı…

Doomscrolling davranışını psikolojik açıdan nasıl tanımlarsınız?

Sosyal medya kullanımındaki “felaket kaydırması” (Doomscrolling) davranışını tanımlayan Psikolog Ayşe Nida Durna, “Doomscrolling, modern insanın dijital dünyada sergilediği durdurulamaz bir ‘felaket kaydırması’ refleksidir. Aslında bu davranış özünde karanlık bir dürtü değil; beynimizin bizi hayatta tutmak için çırpınan o antik ve sadık parçasının bir çabasıdır. Belirsizliğin kol gezdiği bu çağda, kişinin ne kadar çok felaket senaryosu tüketirse başına geleceklere o kadar hazırlıklı olacağı yani kendi kaderini sadece topladığı bilgilerle bizzat kontrol edebileceği yanılgısından kaynaklanır. Zihin, ekranı her kaydırdığında bir ‘savunma kalkanı’ ördüğünü sanırken, parmaklar o cam ekranda aşağı doğru her süzüldüğünde ulaşılan şey kişiyi kurtaracak bir bilgi değil, ruhu ve vücudu kuşatan bir kaygı dalgası olur. Bu trajik döngüyü, kişinin yangının neden çıktığını anlamaya çalışırken yoğun dumandan boğulmasına benzetebiliriz. Kişi, kötülüğün haritasını çizmeye odaklanırken, o haritanın içinde kaybolup gider.” dedi.

Sürekli olumsuz içerik tüketimi beynin dünyayı algılama biçimini değiştirebilir mi?

Olumsuz içerik tüketiminin beyin üzerindeki etkilerine değinen Durna, zihnin sürekli maruz kaldığı içeriklerle yeniden şekillendiğini ve bu sürecin nörolojik düzeyde karşılık bulduğunu belirterek, şu açıklamalarda bulundu:

 “Kesinlikle değiştirebilir. Burada anahtar kavram nöroplastisitedir. Nöroplastisite, beynimizin deneyimlere bağlı olarak fiziksel yapısını ve bağlantılarını değiştirme yeteneğidir; yani beynimiz ‘statik’ bir yapı değil, sürekli işlenen bir toprak gibidir. Zihnimiz neyi sık tekrar ederse o konuda uzmanlaşır; sürekli felaket okuyan bir beyin, bir süre sonra nöronlar arasında bu karanlık yolları otobana dönüştürür ve ‘tehlike algılama’ konusunda profesyonelleşir.” 

Asparagas haberlerin etkilerine dikkat çeken Durna, “Günümüzde gerçek haberlerin yanı sıra asparagas içerikler, beynimizin ilkel korku mekanizmasını tetiklemek üzere bilinçli olarak kurgulanabiliyor. Bu nedenle ruh sağlığını korumak sadece psikolojik bir ihtiyaç değil, aynı zamanda her habere balıklama atlamayan, sakin kalan ve zihnin iffetini koruyan bir basiret meselesidir.” dedi.

Doomscrolling ile anksiyete, stres ve depresyon arasında nasıl bir ilişki var?

“Bu üçlü arasında birbirini besleyen yıkıcı bir bağ olduğunu” belirten Durna, “Anksiyete belirsizlikten beslenir. Kişi içindeki kaygıyı yatıştırmak için bilgi arar; ancak karşılaştığı her kötü haber ‘savaş ya da kaç’ mekanizmasını tetikleyerek anksiyeteyi tırmandırır. Kaygıyı dindirmek için yapılan eylem, kaygının kendisini oluştur. Sürekli trajik görüntüler vücudun alarm sistemini açık tutar. Beyin, okuduğu felaketi o an yaşıyormuş gibi algılayıp sürekli kortizol ve adrenalin salgılar. Vücudumuz hayali bir savaşa hazırlanıyormuş gibi yıpranır, bu da kronik yorgunluğa yol açar. Depresyonun en büyük yakıtı ‘öğrenilmiş çaresizliktir.’ Trajedi haberlerini durmaksızın izlemek, kişide ‘hiçbir şey düzelmeyecek’ hissini pekiştirir ve motivasyonu kırar. Kısacası; anksiyete kişiyi o ekrana kilitler, stres vücudu hırpalar, depresyon ise sonunda kapıyı kişinin üzerine kapatır.” diye konuştu.

İnsanlar neden kötü haberlere iyi haberlerden daha fazla ilgi gösterir?

Olumsuzluk yanlılığı ve beynin tehdit algısına dikkat çeken Durna, insan zihninin evrimsel olarak hayatta kalma odaklı bir mekanizma üzerine kurulu olduğuna işaret ederek, şöyle konuştu:

“Bu durum beynimizin bizi hayatta tutmaya çalışan antika bir işletim sistemiyle çalışmasıdır. Doğada bir çiçek görmek güzeldir ama bir yılan görmek hayati önem taşır. Çiçeği görmezden gelmek size bir şey kaybettirmez ama yılanı görmezden gelemezsiniz. ‘Olumsuzluk yanlılığı’ denilen kavrama göre zihin, olumsuz bilgileri çok daha hızlı fark eder. On tane övgü alıp bir tane eleştiri duyduğumuzda o tek eleştiriye odaklanmamız bundandır. Kötü haberler korku ve öfke gibi ilkel duyguları tetikleyerek vücutta adrenalin artışına neden olur. Bu biyolojik uyarılma, bizi içeriğe karşı daha ‘uyanık’ tutar. Ancak artık bu dürtüye veda etmeliyiz; çünkü bu sistem ormandaki kaplanı fark etmek için harikaydı, fakat gün boyu ekranlardaki küresel felaketleri takip etmek için tasarlanmamıştı.”

Doomscrolling’i azaltmak için günlük hayatta neler önerirsiniz?

Doomscrolling alışkanlığını azaltmak için günlük hayatın yeniden inşa edilmesi gerektiğini belirten Durna, çözüm yollarını şöyle sıraladı:

“Bu sadece bir ekran süresi meselesi değil, zihni ve ruhu yeniden inşa etme sürecidir. Uygulama zamanlayıcıları kullanabilirsiniz, yatağa telefonla girmemelisiniz, orası güvenli alanınız olmalıdır. Telefonu siyah-beyaz moda alabilirsiniz. Bu, görsellerin beynimizdeki ödül mekanizmasını tetiklemesini engeller. Ekranı her kaydırdığınızda kendinize sorun: 'Şu an bilgi mi arıyorum, yoksa kaygıdan mı kaçıyorum?' Sürekli felaket konuşanlar yerine; üreten ve çözüm odaklı insanlarla vakit geçirebilirsiniz. İnsan, çevresindeki beş kişinin ortalamasıdır. Neyi duyarsanız, zihniniz de öyle çalışır.”

 


 

 

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız