Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, Avrupa'nın çok eskilere
giden bir Müslüman, Türk korkusu olduğunu, zaman zaman
Türkofobi'nin, İslamafobi'nin önüne geçtiğini belirterek, "Türkiye
sesini yükselttikçe, önüne konan başka yerlerde hazırlanmış
planları sorguladıkça, bozdukça bir de Türkiye'de Tayyip Erdoğan
gibi bir lider var, Avrupa'nın, Batı'nın hatalarını yüzlerine
vuran, onlara ayna tutan, bundan rahatsız oluyorlar." dedi.
Kalın, CNN Türk'te Hakan Çelik'in gündeme ilişkin sorularını
yanıtladı. Çelik'in Cumhurbaşkanlığı Sözcülüğünün yanı sıra,
kültür, sanata yönelik ilgisi ile "Ben, Öteki ve Ötesi" başlıklı
kitabını hatırlatması üzerine Kalın, kitapta Batı merkezci tarih
tasavvurunu sorgulayan bir çaba olduğunu ifade etti.
Dolayısıyla bu düşüncenin kaleme alındığı kitabın Batılı olmayan
toplumların da ilgisini çekebileceğini dile getiren Kalın, "Hala
biz tarihe, siyasete, kültüre, sanata, ekonomiye Batı merkezli bir
perspektiften bakmaya devam ediyoruz. Avrupa, Batı merkezcilik
ortadan kalkmış değil. Aslında su sön dönemde Avrupa ile
yaşadığımız gerilimin arkasında bu var." diye konuştu.
Kalın, seçimlerle ilgili konunun daha konjonktürel, daha geçici
olduğunu aktararak, şunları kaydetti:
"Bir ay sonra bu hava değişecek. Hollanda'da seçim oldu, Almanya'da
Eylül'de, Fransa'da Mayıs'ta olacak belki değişecek konjonktürel
olarak ama daha derindeki bu dalga devam edecek. Çünkü hala bugün
Avrupalıların önemli bir kısmı, istisnalar olmakla beraber dünyaya
batı merkezli bir perspektiften bakıyorlar. Kendi standardına
uymayan her şeyi gayri medeni, standart dışı, geri vesaire ilan
edebiliyor. Hala biz bunları görüyoruz, yaşıyoruz farklı şekillerde
tabii. Dolayısıyla bu tür çalışmalar aslında biraz Batı, Avrupa
merkezli tarih perspektifini sorgulaması açısından belki ilgi de
çekiyor."
- "AVRUPA İLE BUGÜN YAŞANAN GELİŞMELERİN ÇOĞU
TARİHSEL"
İbrahim Kalın, bugün Avrupa ile yaşanılan sıcak gelişmelerin
çoğunun tarihsel ön yargı ve meselelerden kaynaklandığını
belirterek, "Mesela Almanya ile son dönemde yaşadığımız gerilim...
Bu kadar uzun iyi ilişkilerimizin olduğu bir ülke normalde Almanya.
Bizim üç milyondan fazla vatandaşımızı orada yaşıyor. Fakat daha
önce de bu tür gerilimlerin olmadığı bir ortamda bile, mesela Sayın
Cumhurbaşkanımız Almanya'ya her gittiğinde, oraya gitmesi, oradaki
vatandaşlarımızla buluşması hep bir eleştiri konusu olur."
dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Almanya'da ve Avrupa'da yaşayan
vatandaşlara "O topluma entegre olun ama kimliğinizi kaybetmeyin."
yönünde iki mesajda bulunduğunu, bunun da güzel örneklerinin
görüldüğünü belirten Kalın, Almanya'da Türklerin kurduğu
şirketlerin sayısının 100 bini geçtiğini, bu anlamda 30-40 milyon
avroluk bir ekonomi üretildiğini söyledi.
Kalın, "Düşünün bizim ilk 'Alamancı' dediğimiz, 60'lı yıllarda bir
anlaşmayla giden vatandaşlarımız Alman ekonomisini yeniden inşa
etmek için gittiler. Bugün Almanya 2017'de bir noktaya geldiyse
bunda oraya giden Türk işçilerin de çok ciddi bir emeği, katkısı
var. Bu insanlar orada kanunlara uygun şekilde çalışmışlar,
vergilerini ödemişler, o topluma katkı sağlamışlar. O topluma katkı
sağlamışlar." diyerek, şöyle devam etti:
"Cumhurbaşkanımız diyor ki 'Entegre olun.' Ama iki kimliğinizi
kaybetmeyin. Şimdi birinci kısma alkış tutuyorlar, ikinci kısma
gelince 'Kimliğinizi, dilinizi kaybetmeyin' deyince, işte 'Erdoğan
geldi yine Almanya'daki Türkleri tahrik etti.' Halbuki Avrupa'daki
çoğulculuk tartışmalarına baktığınız zaman orada ne diyor, 'Farklı
diller, kültürler de yaşayabilir entegre olduğu müddetçe.' ama
Almanların kast ettiği orada entegrasyon değil asimilasyon. Yani
tarihini, kültürünü, kimliğini, kollektif hafızanı bir kenara koy,
Türkiye ile bağlarını kopar. Normalde Amerika'da yaşayan bir
Almanın, İtalyanın, Yahudinin kendi kökleriyle bağlarını
koparmasını talep edebilir misiniz? Edemezsiniz. Ama Batılı olmayan
göçmenler söz konusu olduğunda 'Hayır, siz köklerinizi, bağlarınızı
kopartın, burada yeni bir sayfa açın, bambaşka bir insan olun.'
deniliyor. Şu anda Almanya ile yaşadığımız tartışmanın arkasında
yatan, derindeki şeylerden biri bu."
Kalın, bunun tarihi köklerinin çok olduğunu, Avrupa'nın çok
eskilere giden bir Müslüman, Türk korkusu olduğunu, zaman zaman
Türkofobi'nin, İslamafobi'nin önüne geçtiğini dile getirerek,
"Türkiye sesini yükselttikçe, önüne konan başka yerlerde
hazırlanmış planları sorguladıkça, bozdukça bir de Türkiye'de
Tayyip Erdoğan gibi bir lider var, Avrupa'nın, Batı'nın hatalarını
yüzlerine vuran, onlara ayna tutan, bundan rahatsız oluyorlar.
Dolasıyla o Orta Çağlarda özellikle 16. 17. yüzyıllarda şekillenmiş
olan o korkunç Türk imajını tekrar geri getiriyorlar." şeklinde
konuştu.
- "ACABA TÜRKLERİN ATALARI TRUVALILAR MI?" DİYE
SORGULANDI"
Fatih Sultan Mehmet'in İstanbul'u fethetmesinin Avrupa için büyük
bir şok olduğunu, o tarihten sonra da Avrupalıların Türkleri hiçbir
zaman affetmediklerini belirten Kalın, bu durumunda bugün Avrupa
ile yaşanan sorunların tarihi unsurlarından biri olduğunu
söyledi.
İbrahim Kalın, Çanakkale'nin Türk tarihinde çok önemli bir yeri
olduğunu, tüm milletlerin bir araya geldiği, Türkiye'nin ve Osmanlı
coğrafyasının her yerinden gelen insanların vatan, namus için
verdiği çok önemli bir mücadele olduğunu aktararak, buranın aynı
zamanda Truva Savaşının da gerçekleştiği yer olduğunu
hatırlattı.
İstanbul'un fethinden sonra Avrupa'da ilginç bir tartışma
başladığını, "Acaba Türklerin ataları Truvalılar mı?" diye
sorgulandığını anlatan Kalın, bugünkü Çanakkale'de yer alan Truva
medeniyetini gelip yıkanların da Yunan adalarından gelenler
olduğunu aktardı.
Kalın, Truva'nın o dönemde en ileri kültür ve medeniyeti temsil
ettiğini, o dönemde Avrupa'dan gelenlerin de barbarlığı temsil
ettiğini ve bunun da tarihe hep böyle yazıldığını anlatarak, "Fatih
İstanbul'u fethettiği zaman rivayet olunur ki 'Bugün Truva'nın
intikamını aldık.' demiş. Bu çok önemli bir bir şey, tarih
perspektifi açısından. Niye? Fatih İstanbul'u Bizans'tan aldı.
Fatih Sultan Mehmet'in, böyle derin bir tarihi perspektifle
bakabilmesi muazzam bir şeydir. Bunu demek bir anlamda, 'Truva'nın
varisi biziz.' demek. Aynı zamanda 'Ben İstanbul'u öyle bir şehir
yapacağım ki, Anadolu'yu öyle bir coğrafya haline getireceğim ki
tekrar burası insanlığın medeniyet adası haline gelecek. Hakikaten
de öyle oluyor." ifadelerini kullandı.
- "SON 1-2 YILDA ALMAN BASININDA BİR ERDOĞAN OBSESYONU
VAR"
Alman basınının Cumhurbaşkanı Erdoğan'a sık sık yer verdiğinin
hatırlatılması üzerine Kalın, şu değerlendirmede bulundu:
"Almanya'nın bir ötekine ihtiyacı var, kendi sorunlarını
öteleyebilmek, meselelerini başka bir yöne yönlendirebilmek için.
Bunu da Erdoğan figürü üzerinden yapıyor. Son 1-2 yılda Alman
basınında bir Erdoğan obsesyonu var. Oturup kalkıp, Erdoğan
hakkında yazıp duruyorlar. Bunun tabii birçok sosyolojik,
psikolojik sebepleri üzerinde konuşabilir ama ne için bu yapılıyor?
Hangi işleve atfen bu yapılıyor diye baktığınızda çok açık. Almanya
kendi içinde bir entegrasyon sorunu yaşamaya devam ediyor.
Avrupa'nın genelinde bir arayış var. Avrupa'nın geleceği nereye
doğru gidecek? Şu anda Almanya, özellikle İngiltere'nin
ayrılmasından sonra Avrupa'nın, AB'nin tartışmasız tek lideri
haline geldi. Bütün bunlarla beraber bir kimlik arayışı da var. Bir
tarafta da Cumhurbaşkanımız, Batı'nın eksiklerine, günahlarına,
kusurlarına ayna tutuyor. Suriye, Filistin, Somali, dünya düzeni
konusunda olsun.. 'Dünya 5'ten büyüktür.' diyebilen ve bunu her
yerde, burada muhtarlara da Birleşmiş Milletlerde devlet
başkanlarına diyebilen tek lider. Bir ikincisi var mı?"
Kalın, "Batılılar, özellikle Avrupalılar o aynada gördükleri
resimden rahatsızlar. Çünkü kendi kusurlarını görüyorlar orada. Ama
kendilerini düzeltmek yerine aynayı tutan kişiye saldırmayı tercih
ediyorlar. Tayyip Erdoğan'a saldırıyorlar. Bir de tabii,
Türkiye'ye, Cumhurbaşkanımıza özellikle Almanya üzerinde çok
tarafgir bakan bir kesim var." diye konuştu.
"EĞER MİSİLLEME DÜŞÜNCESİYLE YAPILDIYSA GÜLÜNÇ BİR
DURUM"
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, Almanya'nın Frankfurt
kentinde terör örgütü PKK yandaşlarının miting yapmasına ilişkin
"Eğer misilleme düşüncesiyle yapıldıysa sadece kendilerini gülünç
duruma düşürürler. Yani, Türkiye Cumhuriyeti böyle 3-5 tane
teröristin, Frankfurt'ta, şurada, burada bayrak açmasıyla misilleme
yapılacak bir ülke değildir." dedi.
Avrupa'nın genel olarak Türkiye için önemli bir ekonomik partner
olduğuna işaret eden Kalın, ticaretin yüzde 45'ten fazlasının
Avrupa ile yapıldığını, bu konularda bir sorun olmadığını, son
12-13 yıldır bu anlamda ciddi adımlar atıldığını söyledi.
İbrahim Kalın, Türkiye düşmanlığının ekonomi ve güvenlik açısından
bakıldığında bir anlamı olmadığını dile getirerek, şöyle devam
etti:
"Yani Türkiye karşıtlığının, düşmanlığının, Erdoğan düşmanlığının
Avrupa'nın güvenliği açısından da hiçbir rasyonel tarafı yok. Tam
tersine, bazen bakıyorsunuz Türkiye istikrarsızlaşsa, Türkiye PKK,
DEAŞ terörüyle uğraşmaya devam etse, Suriye, Irak kaynaklı güvenlik
sorunlarıyla uğraşmaya devam etse, bundan Türkiye kadar Avrupa
güvenliği de zarar görecek. Avrupa'daki aklı başında insanlar
aslında bunu görüyorlar. Bunları kimler görmüyor? Popülizm yapan
siyasiler görmüyor. Çünkü Avrupa'da yükselen aşırı sağcı popülist
bir dalga var. Bu dalga Avrupa'daki ana akım siyasetin rengini
belirlemeye başlamış durumda. İşte Hollanda'da bunun örneğini
gördük. Buna karşı alternatif siyasetler üretmek yerine, ana akım
siyasiler aşırı sağcı yaklaşımlara prim vererek, onlardan rol
çalarak kendilerine bir konum elde etmeye çalışıyorlar. Bunun
birinci hedefi de bu tür gerilimler olduğu zaman orada yaşayan
Müslüman azınlıklar, hassaten de Türkler."
Hollanda'da yaşanan hadisede köpeğin ısırdığı Hüseyin Kurt'un
boynunun da kırıldığı haberini aldıklarını dile getiren Kalın,
"Bakıyorsunuz bu muameleyi hak edecek ne yaptı bu arkadaşımız
orada? Ki Hollanda, Avrupa'da özgürlüklerin en sınırsız olduğu
ülkedir. Değil mi? Ama burada bir anda bakıyorsunuz ırkçı bir
tepkinin bir anda ortaya çıktığını görüyorsunuz. Bu neyle izah
edilebilir? Bu sadece 15 Mart Hollanda seçimiyle izah edilebilecek
bir konu değil. Zaten bizim siyasilerimiz hangi partiden olursa
olsun oraya Hollanda ya da Almanya seçimlerini konuşmaya gitmiyor,
Türkiye'deki referandumu konuşmaya gidiyorlar. Dolayısıyla Hollanda
siyasetini ilgilendiren bir konu yok burada."
Türk siyasiler tarafından yurt dışında yapılan programların
vatandaş buluşması şeklinde gerçekleştirildiğini dile getiren
Kalın, "Herkes gidiyor yapıyor. 'Evet' diyenler de 'hayır' diyenler
de yapıyor." dedi.
Kalın, çifte standardı göstermesi açısından, Hollanda'nın Londra
Büyükelçiliğinde ülkedeki seçimlerle ilgili bir etkinlik
yapıldığını hatırlatarak, "Hollandalılar bunu Londra'da yaparken
bir sorun yok. Aynısını bizim bakanlarımız ya da siyasilerimiz
gidip Hollanda'da yapmak istediği zaman şu veya bu gerekçelerle
'Bunlara izin vermeyiz.' diyorlar. İki, yine Hollanda'da,
Almanya'da 'hayır' kampanyası yürütenler var. Şu ana kadar bunların
programlarının iptal edildiğine dair bir şey geldi mi?"
değerlendirmesinde bulundu.
- ALMANYA'NIN TERÖR ÖRGÜTÜ PKK'NIN MİTİNGİNE İZİN
VERMESİ
Kalın, tüm bu yaşananlardan sonra Almanya'nın dün başka bir
skandala daha imza attığını söyledi.
Bölücü terör örgütünün pankartlarının ve paçavralarının
Frankfurt'ta yer aldığını ifade eden Kalın, "Geçen hafta bizim
yaptığımız baskılar üzerine, Alman İçişleri Bakanlığı, bu tür
sembollerin gösterilemeyeceğini, taşınamayacağını güya söylemişti.
Bakın bu dün Frankfurt'ta oluyor. Frankfurt'un ortasında ve nevruz
bahanesiyle, nevruzun adını da kirletmeye çalışıyor bu adamlar.
Nevruz bahanesiyle, nevruz bizim de bayramımız. Yani onların
kirleteceği bir bayram değil nevruz. Nevruz bahanesiyle ki dün 18
Mart yani nevruza daha 3 gün var. Nevruz bahanesiyle geliyorlar,
orada bütün bölücü terör örgütünün bayrakları vesaire... Konu ne?
'Diktatöre karşı özgürlük mitingi'. Konu direkt Türkiye, konu
direkt referandum. Çünkü PKK da referandumda 'hayır' diyor." diye
konuştu.
Bunu Alman makamlarına söylediklerinde cevap veremediklerine
dikkati çeken Kalın, dün Alman Büyükelçisinin Dışişlerine davet
edildiğini, çağrıldığını ve en sert şekilde burada kınandığını
söyledi.
Kalın, kendisinin de bu olayla ilgili akşam açıklama yaptığını
anımsattı.
Çelik'in "Türkiye'nin son dönemde aldığı sert tutuma karşı bu bir
misilleme mi? Çünkü uzunca bir süredir bu ölçekte pek bir yürüyüş,
miting bu havada fazla hatırlamıyorum. Misille mi yapıyorlar?"
sorusuna Kalın, "Eğer misilleme düşüncesiyle yapıldıysa sadece
kendilerini gülünç duruma düşürürler. Yani, Türkiye Cumhuriyeti
böyle 3-5 tane teröristin, Frankfurt'ta, şurada, burada bayrak
açmasıyla misilleme yapılacak bir ülke değildir." şeklinde yanıt
verdi.
Kalın, şöyle devam etti:
"O yüzden ben dün de söyledim. Bunu basın özgürlüğü, toplantı
özgürlüğü vesaire ile izah etmeye çalışan Alman makamlarını biz
ciddiyete davet ediyoruz. Ama ilginç olan bakın nedir biliyor
musunuz? Şimdi bir taraftan Alman siyasiler ve yetkililer diyorlar
ki; 'Türkiye'nin iç siyasi meselelerini bizim ülkelerimize
taşımayın.' Tamam, eğer bunu tutarlı bir şekilde uygulayacaksak
olabilir ama gerçekten öyle mi diye baktığınızda hiç de öyle
olmadığını görüyoruz. İşte bu örnekte olduğu gibi. Yani bütün bu
tartışmalardan sonra siz bakanlarımızın, milletvekillerimizin, yani
seçilmiş, meşru temsilcilerin programlarını sudan bahanelerle iptal
edeceksiniz ama dün Frankfurt'ta böyle bir terör örgütünün eylemine
izin vereceksiniz. Onları koruma altına almak için binlerce polisi
görevlendireceksiniz ve ondan sonra biz tepki koyunca da 'Ya
Türkiye çok sert tepki veriyor' diyeceksiniz. Bunun izah edilir bir
tarafı yok."
- "BİZ DURUP DURURKEN 'ALMANYA'DA FAŞİZAN BİR RUH
DOLANIYOR' FALAN DEMEDİK"
Kalın, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Avrupa'da vatandaş
buluşmasına katılabileceği ihtimaline ilişkin bir soru üzerine, şu
anda Erdoğan'ın yurt içi programlarının çok yoğun bir şekilde devam
ettiğini hatırlattı.
Erdoğan'ın kesinleşmiş bir yurt dışı programının olmadığını
vurgulayan Kalın, "Tabii şimdi Cumhurbaşkanımız şu ana kadar
zannediyorum 10-11 ile gitti. Toplamda 30 il ziyaretimiz olacak.
Büyükşehirlerin hepsine, referanduma kadar. Dolasıyla şimdi zaten
şurada 26-27 günümüz kaldı, yanlış hatırlamıyorsam. Onu bir
programa bakacağız." ifadelerini kullandı.
Devletin yürüyen başka işlerinin de olduğunu, bazı programların
devam ettiğini belirten Kalın, "Mesela pazartesi günü, yarın
Bakanlar Kurulu var. Salı günü Kuveyt Emiri, Türkiye'yi ziyaret
ediyor. İşte çarşamba, perşembe, cuma günü yine il ziyaretleri var.
Dolayısıyla bu yoğunluk içinde henüz kesinleşmedi."
değerlendirmesini yaptı.
İbrahim Kalın, sunucu Çelik'in "Kesin bir program belli değil ama
bir ihtimal de söz konusu olabilir mi? sorusuna karşılık "Tabii,
olabilir." cevabını verdi.
Bu işi başlatan Alman makamlarının önce bir adım atması gerektiğini
aktaran Kalın, olayların seçilmiş siyasilerin programlarının iptal
edilmesiyle başladığını anımsattı.
Kalın, "Durup dururken başlamadı bu. Yani biz durup dururken
'Almanya'da faşizan bir ruh dolanıyor' falan demedik yani ya da
Avrupa'da. Bu, Alman makamlarının bu politikasıyla başladı. Bir
değil, iki değil, üç değil. Ardı ardına bu programlar iptal
edilince haa dedik ki, 'Demek ki sistematik olarak burada başka bir
tavır var ve 'evet' kampanyası yürütenlerin programları iptal
edilirken, 'hayır' kampanyası yürütenlerin her tür programı
yapabilmesi, artı Almanya'da işte PKK gibi, Almanya'nın da terör
örgütü kabul ettiği grupların orada bu tür etkinlikleri
yapabilmesi... Demek ki Almanya bu konuda tavır alıyor demektir
bu."
"PKK'nın terör örgütü listesinden çıkarılması gibi bir girişim var.
Bu böyle ete kemiğe bürünüp çok daha ciddi bir noktaya doğru
gidiyor mu?" sorusunu Kalın, şöyle yanıtladı:
"Zaman zaman çeşitli Avrupa Birliği ülkelerinde milletvekillerinin
bu tür teklifler verdiğini görüyoruz ama şu anda devletler
düzeyinde, hükümetler düzeyinde bunun ciddiye alındığına dair bir
emareyi görmedik. Fakat şöyle bir şey var. Şimdi bakın, aslında dün
Almanya'da yaşanan en kötüsü. Bir tarafta siz diyorsunuz ki, 'PKK
terör örgütüdür, benim de terör örgütleri listemdedir.' Ama arka
planda, arka kapıdan bu adamları yine içeriye alıyorsunuz. Bunlara
her türlü imkanı veriyorsunuz. Bakın, herhalde Avrupa'nın en güçlü
istihbarat örgütlerinden birine sahip olan ülke Almanya'dır, değil
mi? Aksi düşünülebilir mi? Şimdi mesela dün Frankfurt'ta yaşanan bu
olayı Almanya çıkıp 'Ya yok, bunların PKK ile bir ilgisi yok.
Bunlar başka gruplar' dese kim inanır buna? Hiç kimse inanmaz. Daha
çarpıcı bir şey söyleyeyim size. Geçen sene Steinmeier ki şu anda
Alman Cumhurbaşkanı oldu. Sayın Steinmeier, buraya geldiğinde,
sayın Cumhurbaşkanımız kabul ettiklerinde, bu konuyu gene konuştuk.
Bu yeni bir konu değil. PKK'nın Almanya'daki örgütlenmesi. Dedik ki
bakın. Cumhurbaşkanımız bunu sayın Merkel'e de bunu defaatle
söyledi. 'Bu adamlar sizin ülkenizde örgütleniyorlar, para
topluyorlar, adam topluyorlar, propaganda yapıyorlar ve bütün
bunları Türkiye'ye gönderip terör eylemleri yaptırıyorlar.' Delil
nerede derseniz, 'Bakın bizim kendi istihbarat örgütlerimizin,
Milli İstihbarat Teşkilatımızın ortaya koyduğu dosyalar var.'
Bunları koyduk, bakın bunların yanında size başka bir şey daha
vereceğiz, Almanya'da Alman Anayasasını Koruma Komisyonu ya da
komitesi var. Almanya'nın anayasal kurumlarından birisidir bu. Her
yıl Almanya'nın temel milli güvenlik meseleleriyle ilgili raporlar
yayınlar. Bunlar bağlayıcı raporlardır. Devletin çok ciddi, üst
düzey raporlarıdır bunlar. Herhangi bir düşünce kuruluşunun ya da
bir araştırmacının raporundan bahsetmiyorum. O komisyonun
hazırladığı raporu, biz sayın Steinmeier'ın önüne koyduk. O raporda
PKK'nın son 20 yılda Almanya'da nasıl örgütlendiğini, nasıl
büyüdüğünü yaklaşık 50 sayfalık bir raporla kendileri anlatıyorlar.
Fotoğraflarıyla, adresleriyle, dernekleriyle faaliyetleriyle
vesaire... Bu raporu önlerine koyduğumuz halde bize diyorlar ki 'Ya
evet doğru, yani bunlara bizim müdahale etmemiz lazım ama...' Bir
ama geliyor ondan sonra ve bakıyorsunuz karşınıza bu Frankfurt'taki
gösteri olarak çıkıyor."
- AVRUPA'DA FETÖ'YÜ AKLAMA OPERASYONU
Cumhurbaşkanı Sözcüsü İbrahim Kalın, Almanya Federal Haberalma
Servisi'nin Başkanı (BND) Bruno Kahl'ın 15 Temmuz darbe girişimi ve
FETÖ ile ilgili açıklamalarına ilişkin, "FETÖ'ye kimlerin arka
çıktığını göstermesi açısından çok ibretli bir tablo bu. Siz en son
BND başkanının ne zaman açıklama yaptığını duydunuz? Bu konuda
Alman istihbaratı, BND başkanının çıkıp açıklama yapması, bu çok
yönlü okunması gereken bir şeydir." dedi.
Almanya Federal Haberalma Servisi'nin Başkanı (BND) Kahl'ın "15
Temmuz darbesinin arkasında Gülen'in olduğuna ikna olmadık"
şeklindeki açıklamasını, Avrupa'da FETÖ'yü aklama operasyonu olarak
yorumlayan Kalın, şöyle konuştu:
"FETÖ'ye kimlerin arka çıktığını göstermesi açısından çok ibretli
bir tablo bu. Siz en son BND başkanının ne zaman açıklama yaptığını
duydunuz? Çok nadirdir, Alman istihbarat başkanının böyle spesifik
bir konuda çıkıp, hani genel bir güvenlik değerlendirmesi de
yapmıyor, çok özel bir konudan bahsediyoruz. 15 Temmuz darbesi-FETÖ
ilişkisinden bahsediyoruz. Bu konuda Alman istihbaratı BND
başkanının çıkıp açıklama yapması, bu çok yönlü okunması gereken
bir şeydir. Bu Avrupa'da FETÖ'yü aklama operasyonudur. Bizim
Avrupa'ya, Amerika'ya FETÖ konusunda yaptığımız bildirimleri,
baskıyı boşa çıkartmaya dönük bir hamledir. Bu, Almanya devletinin
nasıl dolaylı yollardan PKK'ya arka çıkıyorsa aynı şekilde FETÖ'ye
de arka çıkacağının işaretedir. Zaten şu anda bir sürü FETÖ kaçkını
firari suçlu Almanya'da. Alman istihbaratının bu adamların nerede
olduğu, ne iş yaptığı, kimlerle görüştüğüne dair bir bilgisinin
olmama ihtimali var mı? Peki niye koruyup kolluyorlar bunları o
zaman? Demek ki Türkiye'ye karşı kullanacakları elverişli
enstrümanlar bunlar. Türkiye'ye karşı kullanabileceklerini
düşünüyorlar."
Yaklaşık 1.5-2 ay kadar önce AB istihbarat örgütlerinin raporu diye
bir şeyin basına sızdırıldığını söyleyen Kalın, orada da 15 Temmuz
darbesinin FETÖ tarafından yapıldığına dair ikna edici deliller
için yok denildiğini hatırlattı.
Bu konuda resmi kanallardan girişimde bulunduklarını ifade eden
Kalın, "Bir, kim bu AB istihbarat örgütleri? İki, böyle bir şeyi
diyelim ki 10 tane AB ülkesinin istihbarat örgütünün ortak
hazırladığı bir şey, böyle bir raporu Türkiye istihbaratıyla hiçbir
şekilde istişare etmeden nasıl yaparsınız? Olabilir mi? Yani düşün
bir Avrupa ile ilgili bir çalışma yapacağız, ilgili AB ülkelerinin
hiçbirisiyle temas kurmadan rapor yayınlayacağız. Yani böyle bir
uygulama diplomaside, devlet ilişkilerinde yok. Üç, siz bunu basına
sızdırmak suretiyle bir kamuoyu oluşturmak istiyorsunuz belli ki.
Ve bu konuda bizim bütün sorularımızı cevapsız bıraktılar. O raporu
kimin hazırladığı, kimin sızdırdığı hala muamma. Böyle bir
ciddiyetsizlik olabilir mi?" değerlendirmesini yaptı.
- "TRUMP YÖNETİMİ ŞU ANDA TÜRKİYE'NİN BU HASSASİYETLERİNİ
DİKKATE ALACAK BİR ÇALIŞMANIN İÇERİSİNDE"
Kalın, Türkiye-ABD ilişkilerinde ise Trump yönetiminin FETÖ
konusunda adım atması halinde normalleşme olacağını belirterek, ABD
Dışişleri Bakanının 30 Mart'ta Türkiye'ye geleceğini söyledi.
"Obama yönetimiyle bizim temel iki ihtilaflı konumuz vardı" diyen
Kalın, şunları kaydetti:
"PKK/YPG'ye verilen destek, iki FETÖ meselesi. Sayın Obama maalesef
parmağını bile kıpırdatmadı FETÖ konusunda. Biz o kadar çağrı
yaptık, söyledik, iade konusunu gündeme getirdik, orada bir
tutuklama-gözaltı olabilir dedik, idari tasarrufla yapabilecekleri
şeyler vardı. Bunların hiçbirisini yapmadı. Şimdi Trump yönetimi de
bu mirası devraldı. Şu anda Trump yönetimi tabi düzen kurmaya
çalışıyor kendince. Geldiğinden beri bir çalkantılı sürecin içine
girdi. Bizim beklentimiz tabi FETÖ'ün iadesidir. Oradaki illegal
faaliyetlerine son verilmesidir. Bu konuda bir adım atması
Türk-Amerikan ilişkilerinde Trump yönetimi döneminde çok kuvvetli
bir ivme kazandırır. Bu konuda temaslarımız sürüyor.
Cumhurbaşkanımız telefon görüşmesinde bu konuyu gündeme getirdi,
Trump'ta ciddiyetle dinledi ve ciddiyetle takip edeceğini zaten
söyledi. Onun üzerine gelen CIA direktörü de aynı notları alarak
gitti. Şimdi ayın 30'unda da ABD Dışişleri Bakanı geliyor. Orada da
bu konuları konuşacağız. Bizim gördüğümüz Trump yönetimi şu anda
Türkiye'nin bu hassasiyetlerini dikkate alacak bir çalışmanın
içerisinde. Ama onların da henüz vermiş olduğu bir karar yok."
- "16 NİSAN'DA KARARI AVRUPA YA DA AVRUPA BASINI DEĞİL,
MİLLET VERECEK"
Referandum konusuna da değinen Kalın, 'evet'te bir yükselişin söz
konusu olduğunu kaydetti.
Kendilerine gelen bütün anketlerde 'evet'in yükselişte
olduğunu belirten Kalın, "Kampanya oturdukça, toparlandıkça ve
vatandaşların zihnindeki soru işaretleri giderildikçe evet artacak.
Evetin artmasının en büyük faktörü sayın Cumhurbaşkanının
meydanlara inmesi. Sayın Cumhurbaşkanımız meydanlarda, insanlarla
konuşuyor, anlatıyor. Gençlerle, kadınlarla, meslek gruplarıyla
buluşmalar olacak. Orada da vatandaşlarımızın aklında soru işareti,
şüphe olarak ne varsa onların hepsini gidermeye dönük çalışmalar
devam ediyor. Evet-Hayır kampanyası devam ederken aslında güzel bir
demokratik tartışma ve müzakere ortamı var şu anda. Evet diyenler
neden evet dediklerini anlatıyorlar, hayır diyenler neden hayır
dediklerini anlatıyorlar. Bizim inancımız bu yeni sistem,
Türkiye'ye bir lig atlatacak. Çünkü şu ana kadar, mevcut
parlamenter sistem, aslında ne tam manasında bir parlamenter sistem
ne de tam manasıyla bir başkanlık sitemi. Bizimki aslında hibrit
(melez) bir sistem. Çünkü 12 Eylül darbesinden sonra askerler,
yönetimi sivillere bırakmadan önce cumhurbaşkanlığı makamına birçok
yetki vererek ilk cumhurbaşkanı da asker olacağı için kendilerince
bir kontrol sistemi kurdular ve bu bugüne kadar devam etti."
değerlendirmesini yaptı.
"Hayır diyenler üzerinde baskı" var iddialarına da cevap veren
Kalın, bu duygunun hem evet hem hayır diyen tarafta var olduğunu,
bunu zaman zaman hissettiklerini söyledi.
Evet veya hayır diyenlerin kendilerini baskı altında hissetmemeleri
gerektiğini vurgulayan Kalın, sözlerini şöyle tamamladı:
"Şimdi Avrupa'dan gelen bu baskı ne? Bu saldırılar? Şimdi
baktığınız zaman uluslararası boyuta taşınmış. Evet diyenlerin
bütün programları iptal ediliyor, hayır diyenlerin programları
yapılmaya devam ediliyor. Batı basınına bakıyorsunuz, nasıl hırslı
bir saldırının, sistematik bir saldırının yapıldığını her gün
görüyoruz. Öyle ki sanki 16 Nisan'da evet çıkınca Türkiye'de ne
demokrasi kalacak, ne cumhuriyet kalacak, ne yönetim hiçbir şey
kalmayacak gibi. Bizim şeffaf bir referanduma gidiyoruz, insanlar
tercihlerini kullanacaklar önerilen sistem de ortada. Bir sürü
yalan-yanlış bilgilerle olmayan bir şeyin kavgasını vermeye
çalışıyorlar. Ne 'evet'çiler ne 'hayır'cılar kendilerini baskı
altına hissetmesinler. Herkes tercihini demokratik-özgür bir
şekilde 16 Nisan'da yapacak. 16 Nisan'da kararı Avrupa ya da Avrupa
basını değil, millet verecek."
