CHP İstanbul Milletvekili Dursun Çiçek'e, Ergenekon davasında
delil kabul edilen "İrtica ile Mücadele Eylem Planı'' belgesinde
ıslak imzası bulunduğu öne sürülerek "kumpas" kurulduğu iddiasına
ilişkin 18 şüpheli hakkında hazırlanan iddianamede, Fetullahçı
Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) üyelerinin,
örgütün yapısı ve amaçları doğrultusunda en çok yargı kurumlarına
bilirkişilik yapan Adli Tıp, TÜBİTAK ve kriminal daireler gibi
devlet kurumlarına yerleştiği belirtildi.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosu
savcılarından Bülent Başer ile Başsavcıvekili Zafer Koç tarafından
hazırlanan ve İstanbul 24. Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderilen 144
sayfalık iddianamede, kamuoyunda "Ergenekon" olarak bilinen davada
yargılanan sanıkların bazılarının, İstanbul Cumhuriyet
Başsavcılığına müracaat ederek, "soruşturma ve kovuşturma
safhalarında kendilerine kolluk ve adli mercilerce kumpas kurularak
davalar açıldığı, kamu görevlilerinin gerçeğe aykırı bilirkişi
raporları düzenleme, belgede sahtecilik, hürriyeti kısıtlama,
iftira suçlarını bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işledikleri"
yönünde şikayette bulundukları belirtildi. İddianamede, Genelkurmay
Başkanlığının da aynı yönde suç duyurusunda bulunması üzerine
soruşturma başlatıldığı bildirildi.
- "EN ÇOK YARGI HİZMETİ VEREN KURUMLARA
SIZDILAR"
Ergenekon davası ve bu davanın sanığı müştekilere atfedilen
eylemlerin sıralandığı iddianamede, diğer FETÖ/PDY iddianamelerinde
olduğu gibi, örgütün kuruluşu, örgütlenme şekli, özellikleri,
yapısı, yasa dışı faaliyetleri, amacı ve 15 Temmuz darbe kalkışması
anlatıldı.
İrticayla Mücadele Eylem Planı isimli belge üzerinde, müşteki
Dursun Çiçek tarafından atıldığı iddia edilen imzayla ilgili rapor
düzenleyen Adli Tıp Kurumu, Polis Kriminal Laboratuvarı ve Jandarma
Kriminal Laboratuvarında görevli 18 şüpheli hakkında yürütülen
soruşturma kapsamında alınan müşteki ifadelerine yer verilen
iddianamede, söz konusu belge üzerinde yapılan imza incelemeleri de
detaylandırıldı.
FETÖ/PDY'nin, aslında gerçekleşen soruşturmalarda ortaya
çıkarılabilenden çok daha yoğun şekilde devletin tüm kurum ve
kuruluşlarına sızdığı, örgütün yapısı ve amaçları doğrultusunda en
çok da yargı hizmeti veren kurumlar ile bu kurumlara bilirkişilik
yapan Adli Tıp, TÜBİTAK ve kriminal daireler gibi devlet
kurumlarına yerleşildiğine dikkati çekilen iddianamede, soruşturma
konusu İrtica ile Mücadele Eylem Planı belgesiyle ilgili şu
ifadelere yer verildi:
"Dosyadaki bilgi ve belgelere göre İrtica ile Mücadele Eylem Planı
belgesinin Adli Tıp Kurumuna gönderilmesine müteakip, mevzuata
uygun olmayan şekilde ele alındığı ve görev taksimatının yapıldığı,
istenilen yönde rapor tanziminin sağlanması için şartları uymayan
adli tıp uzmanlarının görevlendirildiği, belge ile ilgili kararın
kuruma geldiği gün oy çokluğu ile çıkarıldığı, muhalif kalan
üyelerin kurumdan uzaklaştırıldığı, Jandarma Kriminal Daire
Başkanlığınca ve Emniyet Kriminal Laboratuvarınca verilen
raporlarda, bilimsel gerçeklikten uzak davranıldığı, belge
incelemesi yapan uzmanların üzerinde baskı oluşturulduğu, belgenin
fluaj incelemesinin yapılmadığı, tüm raporlarda imzanın tersimi
basit, taklidi kolay olduğu belirtilmesine ve hatta işin ehli
olmayanlar tarafından dahi basitçe taklit edilebilecek nitelikte
olmasına rağmen, imzanın müştekiye ait olduğunun kabulü gerektiği
hususunda maddi delilleri gösterilmeksizin kanaat bildirildiği,
müştekiler Dursun Çiçek ve Serdar Öztürk'ün verilen bu raporlar
doğrultusunda tutuklandığı, bu plan konu edilerek Türkiye
Cumhuriyeti Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ'un da soruşturmaya
dahil edildiği, tutuklandığı ve hakkında kamu davası açıldığı
anlaşılmıştır."
- DOĞRUDAN ZEKERİYA ÖZ'E GÖNDERİLEN BELGE ASLI
Adli Tıp Kurumu Başkanlığı görevlisi şüpheliler Haluk Cengiz İnce,
Bülent Üner, İsmail Çakır, Lokman Başer, Mehmet Akın, Bülent Özata,
Eyüp Kandemir ve Gürol Berber'in eylemlerinin anlatıldığı
iddianamede, Genelkurmay Askeri Savcılığının ve İstanbul Cumhuriyet
Başsavcılığının ayrı ayrı talepleri sonrasında, belgenin fotokopisi
üzerinden İstanbul Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi Belge
İncelemesi Şubesince iki ayrı inceleme yapıldığı, 18 Haziran 2009
ve 2 Temmuz 2009 tarihli iki raporda, "inceleme konusu imzanın
Dursun Çiçek'in eli ürünü olduğu ya da olmadığı hususunda bir
tespite gidilemediği" şeklinde değerlendirme yapıldığı ve bu
raporlarda, Adli Tıp uzmanları Çetin Seçkin, Tuncay Çınar ve Lokman
Başer'in imzalarının bulunduğunun tespit edildiği aktarıldı.
İddianamede, soruşturma devam ederken, İrtica ile Mücadele Eylem
Planı isimli belgenin aslının açık kimlik ve adres bilgileri tespit
edilemeyen Serkan Çakır isimli şahıs tarafından, mektup ekinde ve
posta yoluyla doğrudan soruşturma savcısı Zekeriya Öz'e
gönderildiği ve bu aşamadan sonra söz konusu belgeyle ilgili yeni
bilirkişi raporları alındığının görüldüğü kaydedildi.
Şüpheliler Bülent Üner, İsmail Çakır, Gürol Berber, Mehmet Akın,
Ahmet Bülent Özata ve Eyüp Kandemir'in Adli Tıp Kurumu Fizik
İhtisas Dairesinde 2009 yılının Temmuz ayından sonra kısa
aralıklarla görevlendirildikleri, bu görevlendirmeler yapılmadan
önce Adli Tıp Kurumu Başkanlığınca verilen 18 Haziran 2009 ve 2
Temmuz 2009 tarihli raporlarda, "belgedeki imzanın Dursun Çiçek'in
eli ürünü olup olmadığına ilişkin kanaat verilemeyeceğine" dair
raporlar verildiği hatırlatılan iddianamede, bu raporlarda imzası
bulunan şüphelilerden Lokman Başer'in genişletilmiş heyet
tarafından verilen 4 Şubat 2010 tarihli raporda görüşünü
değiştirdiği, şüpheli Mehmet Akın'ın Fizik İhtisas Dairesinde
görevlendirildikten üç gün sonra, 19 Ekim 2009 tarihli raporda
görev aldığı ve "belgedeki imzanın Dursun Çiçek'in eli ürünü
olduğunun kabulünün gerektiği" şeklinde mütalaa verdiğinin
anlaşıldığı dile getirildi.
- 7 KİŞİ YERİNE 11 KİŞİDEN OLUŞTURULAN HEYET
Yine aynı dairede 24 Eylül 2009'da görevlendirilen şüpheli Bülent
Üner'in de 19 Ekim 2009 tarihli raporda aynı yönde mütalaada
bulunduğuna dikkati çekilen iddianamede, Adli Tıp Kurumu Kanunu
Uygulama Yönetmeliği'nin 23. maddesinde, "Bilirkişi raporları
arasında çelişki olması durumunda ilgili ihtisas dairesi en az yedi
uzmanın katılımıyla rapor hazırlar." şeklinde düzenleme bulunduğu,
yedi uzmandan oluşan heyet tarafından rapor tanzim edilmesi
mümkünken Fizik İhtisas Dairesinin 4 Şubat 2010 tarihli raporunu
düzenleyen genişletilmiş heyetin 11 kişiden oluşturulduğu bilgisi
verildi.
Heyet oluşturulurken, kısa bir süre önce Fizik İhtisas Dairesinde
görevlendirilen, adli belge inceleme konusunda yeterli eğitimi
almayan ve uzmanlık alanları farklı olan şüphelilerin heyete dahil
edildiklerinin tespit edildiği aktarılan iddianamede, şöyle devam
edildi:
"Bununla birlikte raporda muhalefet şerhi koyan adli tıp uzmanları
Tuncay Çınar'ın 21 Temmuz 1999, Hasan Karasu'nun 30 Ekim 1995, Uğur
Günaydın'ın 5 Kasım 2002 ve Kağan Gürpınar'ın da 3 Kasım 2002'den
itibaren Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesinde
görevlendirildikleri, mesleki açıdan uzun yıllardır aynı dairede
görev yapan adli belge inceleme uzmanları olmaları nedeniyle bu
anlamda mesleki tecrübelerinin yeterli olduğu halde belgenin
aslının gönderilmesine müteakip İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca
16 Ekim 2009 tarihli yazıyla talep edilen ilk imza incelemesinde
görevlendirilmedikleri, şüpheli Lokman Başer ile Fizik İhtisas
Dairesinde kısa bir süre önce görevlendirilen şüpheliler Bülent
Üner ve Mehmet Akın tarafından rapor tanzim edildiği
anlaşılmaktadır."
Şüphelilerin İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü (TEM) ve
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına verdiği savunmaların da yer
bulduğu iddianamede, eski Adli Tıp Kurumu Başkanı Cengiz Haluk
İnce'nin, 4 Ağustos 2016'da İstanbul TEM'e verdiği ifadeyle, yurt
dışına kaçtığı tespit edilen dönemin özel yetkili cumhuriyet
savcısı Zekeriya Öz'ün, soruşturma konusu dönemde İrtica ile
Mücadele Eylem Raporu'nu kuryeyle Adli Tıp Kurumuna getirdiği
yönünde beyanda bulunduğu anlaşıldı.
- "ZEKERİYA ÖZ KURYEYLE BERABER GELDİ"
İnce'nin, "4 Haziran 2013'e kadar Adli Tıp Kurumu Başkanlığı
yaptığı, çok sık olmamakla beraber çok önemli evrakların kuryeyle
geldiği ve evrakı gönderen cumhuriyet savcısının bununla ilgili
hassasiyet istediği" yönünde beyanda bulunduğu aktarılan
iddianamede, İnce'nin soruşturma konusu belgeyle ilgili şu
ifadesine yer verildi:
"Bahsedilen belge Genelkurmay Askeri Savcılığı tarafından kurye bir
astsubay ile kurumumuza gönderildi. Belgeyle ilgili askeri savcı
olduğunu bildiren, ismini hatırlayamadığım bir savcımız telefonla,
bu belgenin incelenmesi konusunda olabildiğince yüksek hassasiyet
ve hızlı dosya yazımı konusunda destek istedi. Ben kurye
astsubayımızla beraber gelen evrak birim sorumlusu Kerem Bey'i
genel kayıt birimine gönderdim. Bu arada Fizik İhtisas Dairesinin o
zamanki başkanı Çetin Seçkin'i aradım. Kısaca konuyu aktardıktan
sonra bir heyet oluşturmasını söyledim. Bu 3 kişilik bir heyet
olacaktı. Heyetteki kişilerin ikisi Adli Tıp Uygulama
Yönetmeliğince belirlendi. (Çetin Seçkin ve Tuncay Çınar)
Üçüncüsünü de Çetin Seçkin, konu hakkında en deneyimli uzman olarak
değerlendirdiği Lokman Başer'i getirdi. Bu 3 kişi ve Kerem Bey,
kurye astsubay huzurunda dosya açıldı. İçindekiler tutanak altına
alındı. Dosyanın raportörü Lokman Bey'e teslim edilerek, inceleme
süreci başlatıldı. Ben o tutanakta dosya sayfa sayısını, içeride
neler olduğuyla ilgili hiç bir şey şu anda hatırlamıyorum. Dosyanın
teknik incelemesi aşamasında hiçbir şekilde müdahil olmadım. Adli
Tıp Uygulama Yönetmeliği'ne göre müdahil olmam da mümkün değil.
Ayrıca bahse konu belgeyi merak etmedim. Üzerine düştüğüm bir konu
da değildi.
Zekeriya Öz, belgenin ikinci ve üçüncü incelemesinde kuryeyle
beraber geldi. Benim odamda oturdu. Odada sadece ben, ilgili
dönemin savcısı ve başkan yardımcısı Yüksel Aydın Yazıcı ve 1.
Hukuk Müşaviri Emin Akbaşoğlu vardı. Askeri savcılıkla ilgili
yaptığımız prosedürün aynısını ona da yaptık. Dosyayı gelen evraka
kaydettirdikten sonra Fizik İhtisas Birimine teslim ettik. Dosya
ile ilgili, ilgili ihtisas dairesinden hiçbir uzmanla benim odamda
benim bilgim dahilinde görüşme yapılmamıştır. Adli Tıp Kurumu
Başkanı'nın makamına gelen bir cumhuriyet savcısına gösterilecek
nezaket gösterilmiş, aynı şekilde de uğurlanmıştır. Bunun dışında
bahsedilen habere konu olan olaylarla ilgili bilgim ve dahilim
yoktur."
- "KANAAT BİLDİRİRKEN ÇOK RAHAT DEĞİLDİM"
İddianamede, şüphelilerden eski İstanbul Adli Tıp Kurumu Başkanlığı
Ses ve Görüntü İnceleme Şube Müdür Vekili Bülent Özata'nın da "imza
incelemesi öncesi herhangi bir baskı görmediği, ancak daha sonra
psikolojik rahatsızlık duymaya başladığı" yönündeki beyanları
aktarıldı.
İddianamede, Özata'nın şu ifadeleri yer buldu:
"Geçmişe dönüp bakıldığında sanki o yönde bir karar çıkartılması
yönünde bir kurgulanma yapılmış gibi bir intibaya insan kapılıyor.
Tam olarak da nasıl ifade edeceğimi bilemiyorum. Ben bu belgenin
kuruma getiriliş usulünü de doğru bulmuyorum. Savcı Zekeriya Öz
tarafından elden getirildiğini basından duydum. Kanaati bildirirken
çok rahat değildim. Sebebi belgenin kasada muhafaza edilmiş olması,
kurul olarak toplanılması, hassas olduğunun başlangıçta söylenmesi
ve belgenin gelişinde usule uygun olmayan şeylerin de olması beni
kanaatimi bildirirken tedirgin ettiğinden dolayı ayrıca bu şerhi
düşme gereği duydum."
- ''BİLİMSEL GERÇEKLİKTEN UZAK RAPOR VERİLDİ"
Raporda, "Tetkik konusu belgenin fotokopi makinesi/bilgisayar
yazıcısı vasıtasıyla husule getirildiği müşahede edilmiştir. Bu tür
belgeler üzerindeki imza/imzaların grafolojik tanı unsurlarının
tamamını belirlemek mümkün olmadığı gibi, montaj ve ilave gibi
yöntemlerle yapılması muhtemel tahrifat türleri de her zaman
belirlenemeyebilir." şeklinde değerlendirme yapıldığı kaydedilen
iddianamede, daha sonra, hiç bir şart belirtmeksizin, "Kaligrafik,
grafolojik özellikler yönünden uygunluk, benzerlikler bulunduğu
müşahede edilmiştir. Mevcut imzanın Dursun Çiçek eli mahsulü olduğu
kanaatine varılmıştır." şeklinde ibareyle bilimsel gerçeklikten
uzak, adli belge incelemesinin teorik prensiplerine ve bilimsel
kriterlerine uygun bulunmayan şekilde rapor verildiğinin
anlaşıldığı vurgulandı.
- JANDARMA KRİMİNAL DAİRE BAŞKANLIĞI RAPORLARI
İddianamede, dönemin Jandarma Kriminal Daire Başkanlığı görevlisi
şüpheliler Burhanettin Cihangiroğlu, Salih Sala, Ali Arabacı,
Nazmiye Aktaş, Özlem Karslı ve Kemal Çakır'ın suça konu eylemleri
ile savunmaları anlatıldı.
Genelkurmay Başkanlığı Askeri Savcılığının 16 Şubat 2010 tarihli
yazısına istinaden Jandarma Kriminal Daire Başkanlığının 23 Şubat
2010'da hazırladığı uzmanlık raporunda, söz konusu belgedeki imza
ile Dursun Çiçek'in mukayese imzaları arasında karşılaştırma
yapıldığı belirtilen iddianamede, raporda, "İmzaların genel şekli
ve işleklik derecesi, başlangıç hareketi, dairesel dönüş
hareketleri ve imzalar içerisindeki buklesel el hareketlerinin
yapılışı, çizgisel hareketlerin birbirlerine göre konumu ve oranı,
meyil istikamet pozisyonu ve açısal özelliği, bitim hareketlerinin
yapılışı gibi özellikler yönünden benzerlikler görülmüş olup,
inceleme konusu belgenin 4. sayfasında Dursun Çiçek adına atfen
atılı bulanan söz konusu imzanın Dursun Çiçek eli ürünü olduğu
kanaatine varılmıştır." şeklinde tespitte bulunduğu aktarıldı.
El kaldırma hareketi olmayan imzaların mukayeseye esas alındığı, 58
mukayese imzadan bir veya ikisinin benzerlik gösterdiğinin
bildirildiği belirtilen iddianamede, buna rağmen raporda, "Mevcut
imzanın Dursun Çiçek eli mahsulü olduğu kanaatine varılmıştır."
şeklinde bilimsel gerçeklikten uzak, adli belge incelemesinin
teorik prensiplerine ve bilimsel kriterlerine uygun bulunmayan
şekilde rapor verildiğinin anlaşıldığı kaydedildi.
CİHANGİROĞLU, DURSUN ÇİÇEK'İ SUÇLADI
İddianamede, MİT tırlarının durdurulması davası kapsamında bir süre
tutuklu kalan şüphelilerden dönemin Jandarma Kriminal Daire Başkanı
emekli Albay Burhanettin Cihangiroğlu'nun, 4 Ağustos'ta İstanbul
Terörle Mücadele Şube Müdürlüğüne (TEM) "Söz konusunun belgenin,
laboratuvarlarına incelenmek üzere gönderildiği dönemde Jandarma
Kriminal Daire Başkanı olarak görev yaptığı, rapor vermediği, rapor
veren, delil inceleyen, rapor imzalayan bir pozisyonda değil, üst
yönetici olduğu" şeklinde bilgi verdiği belirtildi.
İddianamede, Cihangiroğlu'nun müşteki Dursun Çiçek'e yönelik,
eleştirel sözler kullandığı şu beyanı dikkati çekti:
"Savcılık tarafından alınan rapor, bizim Jandarma Kriminal
Laboratuvarının verdiği raporun doğru ve bilimsel düzenlendiğini
teyit etmektedir. Özellikle belirtmek istiyorum ki, imzanın sahibi
olduğu iddia edilen şahıs çok uzun zamandır yazılı ve görsel
medyada sanki Ergenekon, Balyoz ve casusluk davası kapsamındaki
deliller, Jandarma Kriminal Laboratuvarında incelenmiş ve yalan
yanlış raporlar verilmiş algısı yaratarak ıslak imza ile ilgili
kurumum tarafından verilen ve bugüne kadar aksi yönde tek bir resmi
bilirkişi kurumunda rapor alınamayan, bilimsel değeri yüksek raporu
itibarsızlaştırma gayreti içerisine girmiştir. Halbuki Ergenekon,
Balyoz, casusluk gibi davalarda laboratuvarlarımıza hemen hemen hiç
bir delil incelenmek üzere gönderilmemiştir. Savcılığınız
tarafından alınan en son bilirkişi raporunu gördüğünde bu telaşını
daha iyi anlıyorum. Zira bu raporda imzanın zayıf ihtimal
derecesinde Dursun Çiçek'in eli ürünü olabileceği yönündedir.
Savcılığınızca alınan bu rapor, jandarma kriminal laboratuvarı
tarafından verilen raporun ne kadar doğru ve bilimsel olduğunun bir
ispatıdır. Bu rapor üzerine asıl soruşturmanın Dursun Çiçek
hakkında yapılması gerekirken raporu düzenleyen jandarma
laboratuvar uzmanları ve yönetici hakkında olması oldukça
manidardır.
Rapor, Genelkurmay Başkanlığın talimatı ile başlatılan, askeri
savcılık tarafından yürütülen soruşturma kapsamında kurumumuz
tarafından verilen bir rapordur. Bu süreçte kimseden talimat
alınmamıştır. Kimseye de talimat verilmemiştir."
- "SALİH SALA BENİ YOĞUN BASKI ALTINDA TUTTU"
Şüphelilerden Özlem Karslı'nın da savcılığa verdiği ifade
şöyle:
"Ben belgeyi incelediğimde tespitim, 'söz konusu imzanın, basit
tersimli, yani taklidi kolay nitelikte olması ve ayrıca fluaj
izinin de belli belirsiz olması sebepleriyle müspet ya da menfi
kanaat bildirmenin mümkün olmayacağı' şeklindeydi. Ancak şube
müdürü Salih Sala, yarım gün boyunca tespit edilen benzerliklere
rağmen bu şekilde kanaat bildirmemin yanlış olduğu yönünde beni
yoğun bir baskı altında tuttu."
İddianamede, Karslı'nın, "rapor hazırlama sürecinde artan baskılar
nedeniyle psikolojisinin bozulduğu" yönündeki beyanda bulunduğu
kaydedildi.
Karslı'nın, "Salih Sala'nın kurumdan ayrılmaması için kendisini
tehdit ettiği ve 2011 yılında dava açarak kurumdan ayrıldığı"
ifadesi de bulunan iddianamede, Karslı'nın, "Yaklaşık 6 yıldır bu
belge ile ilgili haberleri basın ve yayın organlarından takip
etmekteyim. İlk belge incelemesi yapıldığında da endişeye
kapılmıştım. Kesinlikle bir talimatla veya bir örgütün
yönlendirmesi ile hareket etmedim. Söz konusu yapı ile hiçbir
organik bağım olmamıştır." dediği aktarıldı.
İddianamede, şüphelilerden Kemal Çakır'ın "İnceleme formunda
belirttiğim kanaati değiştirmem yönünde Salih Sala'dan talimat
aldım. Üzerini çizmek ve paraflamak sureti ile değiştirdim. Ancak
kısa bir süre sonra kendisi bana bunun uygun olmadığını, formu
yeniden düzenlemem gerektiğini emretti. Eski formu kendisi imha
etti. Ben de yeni formu kuvvetle muhtemel el ürünü olduğu şekli ile
düzenleyerek kendisine verdim. Salih Sala'nın hem bu emrini hem
illaki bir kanaat bildirmemiz gerektiği konusundaki ısrarını teknik
olarak mı istediğini yoksa bir amaca hizmet edip etmediği
bilmiyorum." şeklinde beyanda bulunduğu belirtilerek, Çakır'ın da
Sala tarafından tehdit edildiği ifadesini kullandığı iletildi.
- "DURSUN ÇİÇEK'İN YAŞADIĞI SÜREÇ İÇİN
ÜZGÜNÜM"
Şüpheli Çakır'ın, "Sayın Dursun Çiçek'in yaşadığı süreç için
üzgünüm. Ancak şahsi fikrimdir bu imza çalışma arkadaşları ya da
ona yakın birileri tarafından yoğunluğundan ve dalgınlığından
faydalanılarak bir şekilde attırılmış olabilir. Eğer bir kumpas
varsa kumpası bu imzayı attıran kişi kurmuştur diyebilirim. Çünkü
yaptığı görev itibarıyla ve bulunduğu rütbe olarak böyle bir
belgenin hazırlanmasını onaylayacağını düşünmüyorum. Söz konusu
belge TSK yazım kurallarına hiçbir şekilde uymamaktadır." şeklinde
beyanına da yer verilen iddianamede, süreçle ilgili hukuki
değerlendirme de yapıldı.
Ergenekon silahlı terör örgütü soruşturması kapsamında, İrtica ile
Mücadele Eylem Planı isimli belgeye ayrı bir önem atfedildiği,
belgeyle ilgili imza incelemelerinin de bu soruşturma makamları ve
ilgili adli kolluk personeli tarafından yaptırıldığına dikkati
çekilen iddianamede, "Bu bağlamda bilirkişilik görevini yapan Adli
Tıp Kurumu ve Polis/Jandarma kriminal laboratuvarı görevlilerinin
silahlı terör örgütü yapılanması içerisinde yer alarak veya bu yapı
içerisinde yer almamakla birlikte yönlendirilme, baskı, ikna
suretiyle söz konusu raporları tanzim ettikleri anlaşılmıştır.
TCK'nın 276/1.maddesinde tanımlanan, 'gerçeğe aykırı bilirkişilik
yapma' suçunda; gerçeğe aykırılık, somut olayın gerçeklerine uymama
veya bilimsel gerçeklere aykırı olma şeklinde ortaya çıkmaktadır."
denildi.
Şüphelilerden Cengiz Haluk İnce'nin de belirttiği üzere,
soruşturmayı yürüten Zekeriya Öz'ün belgenin ikinci ve üçüncü
incelemelerinde, belgeyi Adli Tıp Kurumu Başkanlığına bizzat
getirdiği ve kurum başkanı şüpheli Haluk İnce ile görüştüğü, bu
durumun soruşturma usul ve esasları ile adli belge inceleme
prensiplerine açıkça aykırılık teşkil ettiği anlatılan iddianamede,
incelemeye konu belgelerin mahiyeti ile sayısı dikkate alındığında,
suça konu raporlara ilişkin incelemelerin çok kısa bir sürede
tamamlanarak rapor haline getirildiği ve genişletilmiş heyetle
yapılan incelemede yeterli tartışma yapılmadan blok halinde görüş
verildiği dile getirildi.
- "2010 YILI VE SONRASINDA ADLİ TIP KURUMUNDA ÜST SEVİYEDE
KADROLAŞMA"
FETÖ/PDY'nin diğer tüm kamu kurum ve kuruluşlarında kadrolaşmasına
paralel Adli Tıp Kurumu Başkanlığında da aynı yol ve yöntemleri
izlemek suretiyle kadrolaşmaya gittiği, özellikle "İrtica İle
Mücadele Eylem Planı" olarak bilinen belge ilgili bilirkişi
incelemesi yapılan 2010 yılı ve sonrasında kurumdaki kadrolaşmanın
en üst seviyeye ulaştığı vurgulanan iddianamede, örgütün özellikle
bu tür incelemeleri yapan Fizik İhtisas Dairesine özel bir önem
verdiği ve örgütsel açıdan kurumda istenilen kadrolaşmanın tam
olarak sağlandığı anlatıldı.
İddianamede, özellikle aynı kurumda çalışan tanıklar ile gizli
tanıkların beyanlarına göre, suça konu raporlarda imzası bulunan
bazı şüphelilerin örgüt yapılanması ile irtibatlarının açıkça
ortaya konulduğu belirtilerek, suç örgütünün yargı, emniyet
yapılanması içerisindeki soruşturma birimlerinin talebi ve
yönlendirmesiyle "İrtica ile Mücadele Eylem Planı" isimli belgenin
incelemesinin yaptırıldığı, Adli Tıp Kurumundaki örgütsel yapılanma
kullanılarak amaçlanan şekilde rapor tanzim ettirildiği ifade
edildi.
Şüphelilerin "gerçeğe aykırı bilirkişi raporu tanzim etme" suçunu
işledikleri belirtilen iddianamede, şunlar kaydedildi:
"Öte yandan anılan dönemde Adli Tıp Kurumu Başkanı olan şüpheli
Cengiz Haluk İnce'nin görev yaptığı dönemde suç örgütüne ilişkin
yapılanmanın Adli Tıp Kurumunda en üst seviyeye ulaştığı, aynı
kurumda çalışan bir kısım personel ile gizli tanık beyanlarına göre
kendisinin de bu örgütlenmenin içerisinde yer aldığı, söz konusu
imza incelemeleri yapılmadan önce soruşturma savcısı ile kurumda
görüştüğü, Fizik İhtisas Dairesinde belgeyi inceleyecek heyetin
oluşturulmasına yönelik mevzuata uygun olmayan görevlendirmeler
yaptığı, belgenin incelenmesi ve rapor verilmesi sırasında
uzmanları etki altına aldığı ve heyeti yönlendirdiği, örgütün
amaçladığı şekilde iki ayrı rapor tanzim edilmesini sağladığı, bu
şekilde, 'gerçeğe aykırı bilirkişi raporu düzenleme' suçuna
azmettiren olarak iştirak ettiği, suça konu iki ayrı rapor
düzenlenmesi nedeniyle hakkında ayrıca TCK'nın 43/1 maddesinin
uygulanması (zincirleme suç) gerektiği sonuç ve kanaatine
ulaşılmıştır."
"JANDARMA KRİMİNAL'DE 10 YILLIK ÇALIŞMALAR
İNCELENMELİ"
Raporun düzenlendiği tarihte Burhanettin Cihangiroğlu'nun Jandarma
Kriminal Daire Başkanı olduğu, şüpheli Salih Sala'nın ise şube
müdürü olup aynı zamanda belgeyi inceleyen ve rapor veren heyette
yer aldığı aktarılan iddianamede, "Belgenin incelenmesi ve rapor
düzenlenmesi sırasında, heyette yer alan diğer şüpheliler üzerinde
baskı kurmaları ve kendilerini yönlendirmeleri, bir kısmının
bilimsel olarak ulaştıkları kanaatleri değiştirmeleri şeklindeki
eylemde bulundukları, Jandarma Kriminal Dairesindeki görev ve
yetkileri gibi hususular dikkate alındığında, şüpheliler
Cihangiroğlu ve Sala'nın silahlı terör örgütünün üyesi olduklarının
kabulü gerekmektedir." denildi.
İddianamede, tanıklık yapan eski Ankara Jandarma Kriminal Daire
Başkanlığı görevlisi M.S'nin şu ifadelerine dikkati çekildi:
"Jandarma Kriminal Daire Başkanlığı son derece özel ve hassas bir
birimdir. Benim kanaatim, 2005-2015 yılları arasındaki buradaki
çalışmaların, personel rejiminin, atamalardaki kriterlerin ve
mevcut uygulamaların mutlaka incelenmesi gerektiğidir. İrtica ile
Mücadele Eylem Planı isimli belge üzerindeki incelemelerin benim de
duyduğum ve bana da anlatılanlara göre, usulüne uygun yapılmadığını
düşünmekteyim. Ancak bu savcılıkça araştırılarak karar verilmesi
gereken bir konudur."
İklim Değişikliğinin Habercisi: Sulak Araziler
#Gündem / 06 Mart 2025
KGK, Moskova’da TASS’ın BRICS medya zirvesinde
#Gündem / 15 Eylül 2024
Yorumlar
