Bu tartışmalar, Batı’nın yükselişinin yalnızca teknolojik ilerleme veya sanayi devrimiyle açıklanamayacağını savunan postkolonyal çalışmalarla da paralellik gösteriyor. Modern tarih ve siyaset literatüründe öne çıkan çok sayıda akademik çalışma Avrupa merkezli güç inşasının, sömürgecilik, kaynak transferi, kültürel tahakküm ve ekonomik bağımlılık mekanizmalarıyla birlikte şekillendiğini ortaya koyuyor. Edward Said’den Kenneth Pomeranz’a, Frantz Fanon’dan Eric Williams’a kadar birçok düşünür Batı’nın Doğu toplumları üzerindeki etkisini yalnızca askeri işgal üzerinden değil, bilgi üretimi, ekonomi, haritalandırma ve kültürel hegemonya üzerinden de analiz ediyor.
Bugün küresel ekonomik refahın ve teknolojik üstünlüğün merkezi olarak Batı dünyasını görmek kanıksanmış bir durumdur. Ancak modern dünya tarihi uzmanları, bu tablonun arkasında yüzyıllar süren sistemli bir “Doğu yağması” yattığını teyitli arşiv belgeleriyle ortaya koyuyor. Batı, Doğu’yu (Asya, Orta Doğu ve Uzak Doğu) sadece askeri güçle işgal etmedi önce zihninde köleleştirdi, ardından haritalarını zorla çizdi ve en nihayetinde tüm yeraltı/yerüstü kaynaklarını kendi sanayi devrimini finanse etmek için Avrupa’ya taşıdı.
Sömürgecilik, askerler gemilerden inmeden çok önce kütüphanelerde ve üniversitelerde başladı. Dünyaca ünlü düşünür Edward Said, kült eseri Orientalism bünyesinde Batı’nın Doğu’yu sömürmek için geliştirdiği ilk mekanizmayı açıklar: epistemik (bilgiye dayalı) işgal.
Said’in incelemelerine göre Batı Doğu halklarını “tembel, rasyonel düşünceden uzak, çocuksu ve yönetilmeye muhtaç” olarak tanımladı. Kendisini ise “uygarlaştırıcı misyon” (White Man’s Burden / Beyaz Adamın Yükü) olarak konumlandırdı. Said, Culture and Imperialism adlı devam çalışmasında, Jane Austen’dan Charles Dickens’a kadar uzanan İngiliz ve Fransız edebiyatında, Doğu’daki sömürge mülklerinden gelen servetin nasıl “normal” ve “elit” bir unsur olarak işlendiğini metin analizleriyle ortaya koyar.
Batı, Doğu’yu sömürmeyi bir suç değil Doğu’ya götürülen bir “medeniyet” ve “iyilik” olarak pazarlayarak kendi kamuoyunu ve vicdanını rahatlattı.
Ekonomik yanılsama: “Büyük kopuş” ve kaynak transferi
Batı merkezli tarih anlatısı, Avrupa’nın yükselişini çoğu zaman “üstün akıl”, “çalışkanlık” veya “teknolojik beceri” ile açıklar. Ancak Kenneth Pomeranz, ödüllü çalışması The Great Divergence ile bu anlatıyı kökten sorguladı.
Pomeranz’ın sunduğu nicel verilere göre, 1800’lerin başına kadar Çin, Hindistan ve Güneydoğu Asya ekonomileri üretim kapasitesi, yaşam standartları ve refah bakımından Avrupa ile büyük ölçüde denk durumdaydı. Avrupa’yı öne geçiren temel unsur ise sömürgelerden elde edilen ucuz ham maddeler, kömür kaynakları, geniş tarım alanları ve köleleştirilmiş emek gücüydü.
Benzer biçimde Eric Williams, Capitalism and Slavery adlı eserinde İngiltere’deki Sanayi Devrimi’nin sermaye temelinin, Karayipler ve Asya’daki plantasyonlardan, köle ticaretinden ve zorla el konulan ham maddelerden beslendiğini arşiv belgeleriyle ortaya koydu.
Batı’nın teknolojik ilerlemesi ve sanayi devrimi, büyük ölçüde Doğu’dan ve sömürgelerden aktarılan zenginliklerin üzerine inşa edildi.
Silah olarak veri ve haritalar: Coğrafyanın parçalanması
Sömürgecilik yalnızca ekonomik kaynakların ele geçirilmesiyle sınırlı değildi. Aynı zamanda toplumların kimlikleri, sınırları ve tarihsel hafızaları da yeniden şekillendirildi.
Farish A. Noor, Güneydoğu Asya’daki sömürge dönemi veri toplama faaliyetlerini incelediği çalışmalarında, İngiliz ve Hollandalı Doğu Hindistan şirketlerinin bölgeye gönderdiği haritacı, istatistikçi ve botanikçilerin yalnızca bilim insanı değil aynı zamanda birer sömürge stratejisti gibi çalıştığını ortaya koyar. Toplanan veriler, yerel halkların ayrıştırılması, vergilendirilmesi ve yönetilmesi için kullanıldı.
Thongchai Winichakul ise Siam Mapped adlı eserinde, Güneydoğu Asya’daki toplulukların İngiliz ve Fransız sömürge bürokratları tarafından çizilen yapay sınırlarla birbirinden ayrıldığını ve bu sınırların günümüzde hala çatışmalara yol açtığını gösterir.
Bugün yaşanan birçok bölgesel kriz ve sınır sorununun kökeninde, sömürge döneminde çizilen bu yapay haritalar bulunmaktadır.
Bugünün reel politiği: Geçmişle yüzleşme ve dekolonizasyon
Frantz Fanon, The Wretched of the Earth adlı eserinde sömürgeciliğin yalnızca fiziksel işgalden ibaret olmadığını savunur. Fanon’a göre sömürgeci güçler çekildikten sonra bile psikolojik bağımlılık, kültürel yabancılaşma ve Batı’ya bağımlı elit sınıflar varlığını sürdürmektedir.
Günümüzde Kuan-Hsing Chen gibi Asyalı düşünürler, Asia as Method yaklaşımıyla, Asya toplumlarının Batı merkezli teoriler yerine kendi tarihsel ve kültürel gerçekliklerine dayanarak yeni kalkınma modelleri geliştirmesi gerektiğini savunmaktadır.
Akredite arşivlerin söylediği
The Cambridge History of India ve The Cambridge History of Southeast Asia gibi kapsamlı akademik külliyatlar, resmi yazışmalar, vergi kayıtları ve şirket raporları üzerinden modern Batı refahının sömürgecilik ve kaynak transferleriyle doğrudan bağlantılı olduğunu ortaya koymaktadır.
Modern akademik çalışmaların önemli bir kısmı, Batı’nın ekonomik yükselişinin yalnızca teknolojik gelişmelerle değil aynı zamanda sömürgecilik, zorla kaynak aktarımı ve küresel eşitsizlikler üzerinden şekillendiğini vurgulamaktadır.
Tarihsel hafıza, yalnızca geçmişi anlamak için değil günümüzde süren ekonomik, kültürel ve politik eşitsizlikleri doğru analiz edebilmek için de büyük önem taşımaktadır.