28 Temmuz 2026 Salı
Twitter
Nsosyal
Instagram
AjansHaber Gündem Cumhurbaşkanı Erdoğan: “Depremi kullanarak fırsatçılık yapanlar bugün adalete hesap veriyor”

Cumhurbaşkanı Erdoğan: “Depremi kullanarak fırsatçılık yapanlar bugün adalete hesap veriyor”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 2. İletişim Şurasında yaptığı konuşmada, iletişim alanında hazırlanan rapor ve sonuç bildirgesinin Türkiye’nin gelecek vizyonuna katkı sağlayacağını belirterek, dijitalleşme, yapay zeka, dezenformasyon ve algoritmaların toplum üzerindeki etkilerine dikkat çekti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ankara’da ATO Congresiumda düzenlenen 2. İletişim Şurasında açıklamalarda bulundu.

Şura hazırlık sürecinde kamu kurumlarından üniversitelere, medya kuruluşlarından sivil toplum ve özel sektöre kadar geniş bir katılımın sağlandığını belirten Erdoğan, iletişim alanında hazırlanan çalışmaların Türkiye’nin geleceğine yön vereceğini ifade etti.

“425 kıymetli isim 16 ayrı çalışma grubunda görev aldı”

Şura hazırlıklarının yaklaşık bir buçuk yıllık yoğun bir çalışmanın ürünü olduğunu dile getiren Erdoğan, şu ifadeleri kullandı:

“Bir buçuk yıllık süre zarfında gerek çalıştaylarla gerekse diğer etkinliklerle yoğun bir mesai takvimi dahilinde çalışmaları tekemmül ettirdik. Kamu kurumlarımız, üniversitelerimiz, medya ve sivil toplum kuruluşlarımız, özel sektörümüz, kısacası iletişim camiasının aktörlerinin tamamı bu süreçte aktif roller üstlendi. Her biri alanında uzman 425 kıymetli isim, 16 ayrı çalışma grubunda büyük bir özveriyle çalışarak güncel meselelere yeni ve etkili çözüm önerileri getirdi. Kamu diplomasisinden yapay zekaya, dezenformasyonla mücadeleden afet ve kriz iletişimine, haber üretimi, iletişim hukuku ve dijital platformlar gibi iletişim alanındaki alt başlıkların tamamının ele alındığı bu oturumları son derece kıymetli bulduğumu burada vurgulamak istiyorum. Özgün ve yenilikçi fikirleriyle Şuranın içeriğini zenginleştiren, ufkumuzu ve muhayyilemizi genişleten genç kardeşlerime bilhassa şükranlarımı sunuyorum.”

“Türkiye’nin iletişim kapasitesini daha da güçlendirecek”

Şura sonunda yayımlanacak sonuç bildirgesinin önemli katkılar sunacağını vurgulayan Erdoğan, şöyle konuştu:

“Şuranın gerek zengin katılımcı profili gerekse güçlü muhtevası itibarıyla eksikliğini çokça hissettiğimiz bir alanda önemli bir boşluğu dolduracağına yürekten inanıyorum. Ortak aklın ürünü olan buradaki tespitler, raporlar, tebliğler ve yarın yayımlanacak sonuç bildirgesi öyle ümit ediyorum ki Türkiye’nin gelecek vizyonunu şekillendirecek, ülkemizin ulusal ve uluslararası iletişim kapasitesini inşallah daha da güçlendirecektir.”

“Araç, mesajın kendisidir”

İletişim teknolojilerindeki hızlı dönüşüme dikkati çeken Erdoğan, dijitalleşme ve yapay zekanın birçok alanda önemli kolaylıklar sağladığını ifade ederek şunları söyledi:

“Değerli arkadaşlar, öncelikle bir hususun altını çizmek isterim. İletişim bilimlerinde sıkça atıf yapılan şu sözü herhalde en iyi sizler biliyorsunuz. ‘Araç, mesajın kendisidir.’ Bakınız, bugün bilgiye erişimin hiç olmadığı kadar hızlandığı, kolaylaştığı, yaygınlaştığı dinamik bir dönemin içindeyiz. Uydu ve haberleşme teknolojilerinde neredeyse her gün yeni bir gelişme, yeni bir ilerleme kaydediliyor. Dünyanın bir ucunda meydana gelen herhangi bir hadise, dakikalar, hatta saniyeler içerisinde milyarlarca insana ulaşıyor. Yeni medya araçları ve dijital platformlar, bilginin üretim ve ulaşım hızını çok önemli ölçüde artırmış durumda. Eskiden saatlerimizi, günlerimizi, haftalarımızı alan işler artık yalnızca dakikalar içerisinde tek bir tuş veya komutla halledilebiliyor. Özellikle yapay zeka modellerinin devreye girmesiyle eğitimden medyaya, ulaşımdan ticarete, sağlıktan tarıma her alanda bu teknolojilerin sağladığı avantajlardan azami surette istifade ediyoruz. Fakat az önce ifade ettiğim araç ve mesaj bahsi tam da burada giderek büyüyen bir tehlikeyi ortaya çıkarıyor.”

“Algoritma faşizmi denilen bir cendereye sıkıştırılmaya çalışılıyor”

Sosyal medya ve dijital platformların toplum üzerindeki etkilerine değinen Erdoğan, hakikatin dezenformasyon ve manipülasyon tehdidiyle karşı karşıya olduğunu belirterek şu değerlendirmelerde bulundu:

“Merkezinde bilgi ve informasyonun yer aldığı bu teknolojiler aynı zamanda bizim düşünme ve olayları ele alma biçimlerimizi de etkiliyor. Bilhassa sosyal medya mecraları hangi konunun üzerinde ne kadar duracağımızı, meseleye nereden ve nasıl yaklaşacağımızı, çoğu zaman hangi tepkilerin verileceğini ciddi oranda belirlemektedir. Hatta bunlar sadece bugünü değil, geçmişi de tahrif etmekte, muhayyel bir tarih, cansız, ruhsuz, derinliksiz bir kimlik inşa etmektedir. Dolayısıyla bu yeni vasat, bireysel plandan toplumsal ölçeğe, psikolojik ve sosyolojik tesirleriyle hem değerlerimizi hem de kültürümüzü tahrip etme riski taşımaktadır. Sizlerin de çok iyi bildiği gibi günümüzde olgu ve algı arasındaki makas giderek açılırken kitleler, algoritma faşizmi denilen bir cendereye sıkıştırılmaya çalışılıyor. Bu süreçte en fazla zarar gören kavram ise hiç şüphesiz hakikat oluyor. Oysa iletişimin temel amacı, doğru ve güvenilir bilgiyi muhatabına en kısa yoldan ve en kısa sürede ulaştırmaktır. Dezenformasyon ve manipülasyonun mevzul miktarda yer aldığı yeni iletişim ortamı, bilgiyi güç olmaktan çıkarıp ona yeni bir elbise giydirerek güçsüzlüğün kaynağı haline getiriyor.”

“Bu acı gerçekle salgın, yangınlar ve depremlerde yüzleştik”

Türkiye’nin son yıllarda yaşadığı krizlerde dezenformasyonla mücadele ettiklerini belirten Erdoğan, konuşmasını şu sözlerle sürdürdü:

“Şimdi bakınız, değerli dostlarım, biz bu acı gerçekle özellikle Covid-19 salgını, orman yangınları ve 6 Şubat depremlerinde hem çok yakından yüzleştik. O süreçte hem içeriden hem de dışarıdan çok yoğun iletişim saldırısına muhatap olduk.Yalan haberlerden provokasyonlara, karalama kampanyalarından 5. kol faaliyetleri ve algı oyunlarına uzanan geniş bir alanda son derece sinsi operasyonlarla karşılaştık. Milletimizin iyi niyeti açıkça istismar edildi. Resmi kurumlarımız iftiralarla töhmet altında bırakıldı. Halkımızı paniğe sürüklemeye dönük tecrüatlar üretildi. Haftalar boyunca canları pahasına sahada görev yapan personellerimizin emeği, mücadelesi, fedakarlıkları yok sayıldı. Sırf hükümeti yıpratmak adına, siyasi iradeye zarar vermek adına her türlü ahlaksızlık sergilenerek devlet ile millet karşı karşıya getirilmeye çalışıldı.”

“Çok yoğun iletişim saldırısına muhatap olduk”

Sosyal medya üzerinden yürütülen dezenformasyon faaliyetlerine dikkati çeken Erdoğan, afet dönemlerinde devletin hem sahada hem de bilgi kirliliğiyle mücadele ettiğini belirterek şunları söyledi:

“Yine bu süreçte sosyal medya fenomeni, sanatçısı, oyuncusu, gazetecisi, siyasetçisi ile çok farklı kesimlerin yıpratma savaşına müdahil olduğunu, adeta aynı merkezden düğmeye basılmışçasına topa girdiğini gördük. Devlet olarak bir taraftan tüm imkanlarımızla afetzedelerimizin yardımına koşarken diğer taraftan da bu çevrelerce köpürtülen dezenformasyonla mücadele etmek zorunda kaldık. Son haftalarda ortaya dökülen bilgi ve belgeler, 53 binden fazla canımızı toprağa verdiğimiz 6 Şubat depremleri sürecinde neler yaşandığını, hangi oyunların çevrildiğini, devlete ve millete hangi operasyonların çekildiğini, deprem bölgesine ayak basmamış terbiye yoksunu tiplerin nasıl hariçten gazel okuduklarını hepimize çok net biçimde gösteriyor.”

“Depremi kullanarak fırsatçılık yapanlar bugün adalete hesap veriyor”

Deprem sürecine ilişkin yargı süreçlerine değinen Erdoğan, hukukun gereğinin kararlılıkla yerine getirileceğini ifade ederek şöyle konuştu:

“Kimlerin kimlerle hangi çarpık ilişkiler içinde olduğu tek tek ortaya çıkıyor. Aynı zamanda bunların hesabı yargımız tarafından soruluyor. Depremi kullanarak siyasi ve ekonomik fırsatçılık yapanlar bugün adalete hesap veriyor. Bir defa şunun bilinmesini isterim. Suimisalin emsal olmaması için hukuk zemininde ne gerekiyorsa mutlaka yapacağız. Bundan son derece kararlıyız. Ucu nereye varırsa varsın. Bundan böyle bu ülkede gerilimden, kutuplaşmadan, korku ve kaygı yaymaktan medet umanların ellerindeki imkanları devlete karşı bir silah olarak kullanmalarına fırsat vermeyeceğiz.”

“Dezenformasyonla mücadeleyi milli güvenlik meselesi olarak görüyoruz”

Dezenformasyonun yalnızca yanlış bilgi yaymakla sınırlı olmadığını vurgulayan Erdoğan, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Şurası da çok önemlidir. Dezenformasyonun her çeşidiyle mücadeleyi ülkemiz, demokrasimiz ve toplumsal barışımız açısından bir milli güvenlik meselesi olarak görüyoruz. Çünkü günümüzde dezenformasyon, yanlış bilgi yaymanın ötesine geçmiş, biz dahil toplumların birlik ve güven duygusunu zayıflatan, demokrasileri tehdit eden asimetrik bir unsura dönüşmüştür. Dezenformasyonla mücadelemizi bu anlayışla, meselenin taşıdığı hayati önem doğrultusunda kararlılıkla sürdüreceğiz.”

“Hakikati koruyamıyorsanız huzurlu bir gelecek inşa edemezsiniz”

Hakikat mücadelesinin önemine işaret eden Erdoğan, güçlü devlet yapısının doğru bilgiyle desteklenmesi gerektiğini belirterek şunları kaydetti:

“Çok değerli dostlarım, şu gerçeğin inanıyorum ki hepimiz gayet farkındayız. Askeri anlamda ne kadar güçlü, ne kadar caydırıcı olursanız olun, aile ve toplum yapınız ne kadar köklü, kurumlarınız ne kadar sağlam, doğal kaynaklarınız ne kadar zengin olursa olsun, ekonominiz ne denli dirençli, tarım ve sanayiniz ne ölçüde gelişmiş olursa olsun, eğer hakikati tam anlamıyla ve tüm yönleriyle muhafaza edemiyorsanız müreffeh ve huzurlu bir geleceği inşa edemezsiniz. Yalanın hızla yayıldığı, mazlumların sesinin yeterince duyulmadığı bir dünyada hakikat mücadelesinin önemi daha da artmaktadır.”

“Dijital egemenliğimizi tahkim etmek birinci önceliğimizdir”

Dijital egemenlik ve iletişim altyapısının stratejik önemine değinen Erdoğan, konuşmasını şu sözlerle sürdürdü:

“İşte bu yüzden dijital egemenliğimizi temin ve tahkim etmek bizim birinci önceliğimizdir. Güçlü ve güvenli bir iletişim altyapısı ise dijital egemenliğin en kritik enstrümanlarından biridir. İletişim vizyonumuzu tüm unsurlarıyla hayata geçirmemiz bu yönüyle önemlidir. İletişimi yalnızca teknoloji parantezinde ele almak, içinde bulunduğumuz bu çağda mümkün değildir.“Çok yoğun iletişim saldırısına muhatap olduk”

Sosyal medya üzerinden yürütülen dezenformasyon faaliyetlerine dikkati çeken Erdoğan, afet dönemlerinde devletin hem sahada hem de bilgi kirliliğiyle mücadele ettiğini belirterek şunları söyledi:

“Yine bu süreçte sosyal medya fenomeni, sanatçısı, oyuncusu, gazetecisi, siyasetçisi ile çok farklı kesimlerin yıpratma savaşına müdahil olduğunu, adeta aynı merkezden düğmeye basılmışçasına topa girdiğini gördük. Devlet olarak bir taraftan tüm imkanlarımızla afetzedelerimizin yardımına koşarken diğer taraftan da bu çevrelerce köpürtülen dezenformasyonla mücadele etmek zorunda kaldık. Son haftalarda ortaya dökülen bilgi ve belgeler, 53 binden fazla canımızı toprağa verdiğimiz 6 Şubat depremleri sürecinde neler yaşandığını, hangi oyunların çevrildiğini, devlete ve millete hangi operasyonların çekildiğini, deprem bölgesine ayak basmamış terbiye yoksunu tiplerin nasıl hariçten gazel okuduklarını hepimize çok net biçimde gösteriyor.”

“Depremi kullanarak fırsatçılık yapanlar bugün adalete hesap veriyor”

Deprem sürecine ilişkin yargı süreçlerine değinen Erdoğan, hukukun gereğinin kararlılıkla yerine getirileceğini ifade ederek şöyle konuştu:

“Kimlerin kimlerle hangi çarpık ilişkiler içinde olduğu tek tek ortaya çıkıyor. Aynı zamanda bunların hesabı yargımız tarafından soruluyor. Depremi kullanarak siyasi ve ekonomik fırsatçılık yapanlar bugün adalete hesap veriyor. Bir defa şunun bilinmesini isterim. Suimisalin emsal olmaması için hukuk zemininde ne gerekiyorsa mutlaka yapacağız. Bundan son derece kararlıyız. Ucu nereye varırsa varsın. Bundan böyle bu ülkede gerilimden, kutuplaşmadan, korku ve kaygı yaymaktan medet umanların ellerindeki imkanları devlete karşı bir silah olarak kullanmalarına fırsat vermeyeceğiz.”

“Dezenformasyonla mücadeleyi milli güvenlik meselesi olarak görüyoruz”

Dezenformasyonun yalnızca yanlış bilgi yaymakla sınırlı olmadığını vurgulayan Erdoğan, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Şurası da çok önemlidir. Dezenformasyonun her çeşidiyle mücadeleyi ülkemiz, demokrasimiz ve toplumsal barışımız açısından bir milli güvenlik meselesi olarak görüyoruz. Çünkü günümüzde dezenformasyon, yanlış bilgi yaymanın ötesine geçmiş, biz dahil toplumların birlik ve güven duygusunu zayıflatan, demokrasileri tehdit eden asimetrik bir unsura dönüşmüştür. Dezenformasyonla mücadelemizi bu anlayışla, meselenin taşıdığı hayati önem doğrultusunda kararlılıkla sürdüreceğiz.”

“Hakikati koruyamıyorsanız huzurlu bir gelecek inşa edemezsiniz”

Hakikat mücadelesinin önemine işaret eden Erdoğan, güçlü devlet yapısının doğru bilgiyle desteklenmesi gerektiğini belirterek şunları kaydetti:

“Çok değerli dostlarım, şu gerçeğin inanıyorum ki hepimiz gayet farkındayız. Askeri anlamda ne kadar güçlü, ne kadar caydırıcı olursanız olun, aile ve toplum yapınız ne kadar köklü, kurumlarınız ne kadar sağlam, doğal kaynaklarınız ne kadar zengin olursa olsun, ekonominiz ne denli dirençli, tarım ve sanayiniz ne ölçüde gelişmiş olursa olsun, eğer hakikati tam anlamıyla ve tüm yönleriyle muhafaza edemiyorsanız müreffeh ve huzurlu bir geleceği inşa edemezsiniz. Yalanın hızla yayıldığı, mazlumların sesinin yeterince duyulmadığı bir dünyada hakikat mücadelesinin önemi daha da artmaktadır.”

“Dijital egemenliğimizi tahkim etmek birinci önceliğimizdir”

Dijital egemenlik ve iletişim altyapısının stratejik önemine değinen Erdoğan, konuşmasını şu sözlerle sürdürdü:

“İşte bu yüzden dijital egemenliğimizi temin ve tahkim etmek bizim birinci önceliğimizdir. Güçlü ve güvenli bir iletişim altyapısı ise dijital egemenliğin en kritik enstrümanlarından biridir. İletişim vizyonumuzu tüm unsurlarıyla hayata geçirmemiz bu yönüyle önemlidir. İletişimi yalnızca teknoloji parantezinde ele almak, içinde bulunduğumuz bu çağda mümkün değildir.Bunun için iletişimin bütün imkan ve araçlarını en etkili surette kullanmak, gerek geleneksel medyada gerekse dijital alanda güçlü bir varlık göstermek mecburiyetindeyiz."

“Asıl başarı, hakikatten ve mahremiyetten ödün vermemektir”

İletişimde görünürlüğün tek başına başarı anlamına gelmediğini vurgulayan Erdoğan, dijital çağda insan onuru, mahremiyet ve hakikatin korunmasının temel öncelik olduğunu belirterek şunları söyledi:

“Burada şu noktaya da dikkatinizi çekmek isterim. İletişimde başarıyı sadece görünürlükle sınırlamak doğru değildir. Asıl başarı, görünür olurken insan onurundan, özellikle mahremiyetten, özellikle hakikatten ödün vermemektir. Mahremiyetin aşındığı çağımızda hakikati, mahremiyeti ve toplumsal güveni koruyan bir dijital iletişim ekosistemi inşa etmek temel hedefimizdir.”

“Kendi iletişim modelimizi biçimlendirmeye devam ediyoruz”

Türkiye’nin iletişim alanında kendi değerlerinden beslenen bir anlayış geliştirdiğini ifade eden Erdoğan, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Kıymetli misafirler, insana ve insani değerleri yok saymayan, hak ve hakikati esas alan, teknolojiyi doğru kullanan, medeniyet değerlerimizden beslenen bir anlayışla kendi iletişim modelimizi biçimlendirmeye devam ediyoruz. Halihazırda sadece kendi uydularımız üzerinden 5 milyar insana ulaşma imkanına sahibiz. Kimlik ve kültürümüzü yansıtan, tarihimizi ve milli değerlerimizi ekranlara taşıyan film, dizi ve belgesellerimiz dünyanın dört bir yanında büyük bir beğeniyle izleniyor. Artık uluslararası kamuoyu Türkiye’yi yalnızca başkalarının kaleme aldığı metinlerden veya tamamen karalama amaçlı çekilmiş sinema filmlerinden değil, kendi kültürümüzü ve gerçekliğimizi yansıtan filmlerden, dizilerden, belgesellerden, dijital platformlardan ve kültürel faaliyetlerden tanıyor. Bu, ülkemizin yumuşak gücünü artıran, milletimizin birikimini ve değerlerini dünyaya taşıyan, bizi anlatan son derece kıymetli bir kazanımdır. Bu kazanımı daha da büyütmekte kararlıyız.”

“Türkiye Yüzyılı’nı güçlü bir vizyonla inşa ediyoruz”

Türkiye Yüzyılı vizyonunun iletişim alanında da güçlendirilerek sürdürüleceğini belirten Erdoğan, İletişim Şurasının bu hedef doğrultusunda önemli bir adım olduğunu ifade ederek şöyle konuştu:

“Burada şunu da ifade etmek durumundayım. Türkiye Yüzyılı’nı inşa ederken aynı zamanda medeniyet değerlerimizden beslenen bir hikayeyi, köklü bir hafızayı, geleceğe yön veren güçlü bir vizyonu da hayata geçiriyoruz. Sizlerin katkılarıyla bu vizyonu daha da ileriye taşıyacağımıza, büyüyen ve güçlenen Türkiye’nin hikayesini çok daha güçlü şekilde duyuracağımıza yürekten inanıyorum. İletişim Başkanlığımızın stratejik iletişimden halkla ilişkilere, radyo ve televizyondan sinemaya, dezenformasyonla mücadeleden sosyal medya ve yapay zekaya, yerel medyadan kamu diplomasisine kadar iletişim sektörünün tüm paydaşlarını bir araya getirdiği Şurayı bu hedefe giden yolda atılmış çok anlamlı bir adım olarak görüyorum.”

“Şuranın iletişim vizyonumuza yeni bir boyut kazandırmasını temenni ediyorum”

Konuşmasının sonunda 2. İletişim Şurasının hayırlara vesile olmasını dileyen Erdoğan, sözlerini şöyle tamamladı:

“Bu düşüncelerle 2. İletişim Şurasının bir kez daha ülkemiz, milletimiz ve sektörün tüm paydaşları için hayırlara vesile olmasını diliyorum. Programda emeği geçenler başta olmak üzere fikir, tespit, tenkit ve değerlendirmeleriyle Şuraya katkı sunan ve sunacak olan tüm kardeşlerime, tüm katılımcılara, uzmanlarımıza tekrar teşekkür ediyorum. Şura neticesinde son şeklini alacak belgelerin iletişim vizyonumuza yeni bir boyut kazandırmasını temenni ediyorum. Hepinizi bir kez daha sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Sağ olun, var olun, kalın sağlıcakla.”

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız