Özel Kuvvetler Komutanlığını (ÖKK) ele geçirmek isteyen cuntacı
general Semih Terzi'yi vurarak Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ)
darbe girişiminin seyrini değiştiren Astsubay Ömer Halisdemir'i
şehit eden darbecilerin yargılandığı davada tanık olarak ifade
veren ÖKK Komutanı Korgeneral Zekai Aksakallı, tanık olarak ifade
verdi.
Davanın görüldüğü Ankara 14. Ağır Ceza Mahkemesinin Başkanı İsmail
Ademoğlu, önceki duruşmada tanık olarak dinlenmesine karar verilen
ÖKK Komutanı Korgeneral Aksakallı'nın, duruşma günü il dışında
olacağını belirttiğini, bu nedenle celse açılarak ifadesinin
alındığını bildirdi.
Halisdemir'in şehit edilmesi davasında tanıklar dinleniyor
İfade tutanağına göre Aksakallı, tanık olarak verdiği ifadesinde 15
Temmuz günü Genelkurmay 2. Başkanlığında yapılacak "Terörle
Mücadele" toplantısına katılmak için birlikten çıkarak, Genelkurmay
Karargahına geldiğini söyledi.
Toplantıya gelmeden önce darbeci general Semih Terzi'nin, babasının
rahatsızlandığını söyleyerek kendisinden izin istediğini belirten
Aksakallı, kendisinin de Özel Kuvvetler kurye uçağından
yararlanarak Ankara'ya babasını ziyarete gelmesine izin verdiğini
anlattı.
Genelkurmay Karargahında, saat 14.00'te başlayan toplantıda,
tahmini saat 16.00 gibi Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Yaşar
Güler'in önüne bir not bırakılması üzerine, Güler'in toplantıdan
ayrıldığını söyleyen Aksakallı, ardından da toplantıya başkanlık
eden Kara Kuvvetleri Kurmay Başkanı'nın önüne bir not konulduğunu
aktardı.
Aksakallı, "Notu okuyan Kurmay Başkanı da salondan ayrılınca ters
giden bir şeyler olduğunu hissettim. Her ikisinin de toplantı
salonundan ayrılmasından sonra Genelkurmay MEBS Başkanı Uğur Tarçın
toplantıya başkanlık ediyordu. Onun izniyle toplantıdan ayrıldım.
Komuta katına çıktım. Koridordaki bir görevliye Genelkurmay İkinci
Başkanımızın nerede olduğunu sordum. O da bana Genelkurmay
Başkanı'nın yanında olduğunu, aynı zamanda yanlarında MİT
Müsteşarı'nın ya da yardımcısının olduğunu söyledi. Birtakım şeyler
ters gidiyordu ancak ne olduğunu anlayamamıştım." ifadelerini
kullandı.
Bu sırada, sonradan darbeci olduğu anlaşılan Tuğgeneral Mehmet
Partigöç ile koridorda karşılaştığını, Partigöç'ün çok telaşlı
olduğunu söyleyen Aksakallı, "Yüzü de adeta kızamık şekeri gibi
kıpkırmızı idi. Bu durumu görünce hasta olup olmadığını sordum. O
da 'Yok komutanım, iyiyim, bir şey yok.' dedi. Tekrar toplantıya
girdim." diye konuştu.
Aksakallı, toplantının saat 19.00 gibi sona erdiğini, yeniden
Genelkurmay İkinci Başkanı ile görüşmek için komuta katına
çıktığını, İkinci Başkan'ın, Genelkurmay Başkanı'nın yanında
olduğunu söylediklerini aktaran Aksakallı, şöyle devam etti:
"Biraz koridorda oyalandım. Daha sonra o gün kızı evlenecek olan ve
hastalığı nedeniyle tedavi gören Tümgeneral Burhanettin Aktı'nın
düğününe davetli olduğumuzu hatırladım. Bana düğün için hediyeyi
takdim görevi de verilmişti. Daha sonra Kara Kuvvetleri
Komutanı'nın, düğüne katılacağı ve hediyeyi takdim edeceği tarafıma
iletildi. Toplantı sonrasında yeniden Kuvvet Komutanı'nın düğüne
katılamayacağı ve hediyeyi takdim edeceğim söylendi. Saat 20.00
gibi icra edilecek düğüne katılmak amacıyla Beştepe'de bulunan Gazi
Orduevi'ndeki düğüne gitmek üzere eşim ve araç şoförüm Aykut
Yurtseven ile sivil aracımla evimden çıktım. Salona girmek
üzereyken düğün sahibine takdim edilecek hediye çeki tarafıma
verildi. Oturacağım masa gösterildiğinde askeri protokol ve
teamüllere uymayacak şekilde salonun en arkasındaki masaya oturma
planına yerleştirildiğimizi hatta sırtımızın sahneye dönük olduğunu
tespit ettim ve biraz da bunun doğru olmadığını düşündüm. Aynı
masada dört aile daha vardı. Bu ailelerden ikisini tanımıyordum.
Karşımda oturan kişinin MİT Sinyal İstihbarat Daire Başkanlığında
çalışan emir astsubayını gördüm ancak bu kişi beni çok iyi
tanımasına rağmen beni tanımazdan geldi. Kendisine, 'Sizi bir
yerden hatırlıyorum.' gibi sözlerle hitap edince heyecanlandı ve
kendini tanıttı. Aslında bu kişi emir astsubayı olması, işimizin
mahiyeti nedeniyle bizimle temasta olan kişiydi ve beni tanımaması
mümkün değildi."
Aksakallı, oturtuldukları masanın konumu ve bu kişinin tavrı
nedeniyle canlarının sıkıldığını, eşiyle konuşup hediyeyi takdim
ederek saat 21.30 sıralarında salondan ayrıldıklarını anlattı.
Salondan çıkarken Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Galip Mendi ile
karşılaştıklarını, "Seni uzun zamandır takım elbiseli görmemiştim."
diyerek kendisine espri yaptığını anlatan Aksakallı, Mendi'nin bir
taraftan da elindeki telefonla bir yerleri aramaya çalıştığını
ancak ulaşamadığını, "Genelkurmay'a ulaşamıyorum, siber saldırı mı
vardır, nedir?" dediğini aktardı.
Bir süre telefonuyla meşguliyetinin bitirmesini beklediğini, sonra
da izin isteyerek eşiyle Mendi'nin yanından ayrıldığını belirten
Aksakallı, sivil makam aracıyla orduevinden ayrıldığını
söyledi.
"KOMUTANIM, BİZİMLE GELECEKSİNİZ"
Orduevi'nden ana yola çıkışa yaklaşık 30-40 metre kala siyah renkli
minibüsün yanlarından hızla geçerek ani frenle önlerinde durduğunu
belirten Aksakallı, bundan sonra yaşananlarla ilgili şunları
kaydetti:
"Biz de fren yapmak zorunda kaldık. Hemen ardından sol tarafımıza
da gri renkli binek bir araç yaklaştı. Araçlardan inen iki kişi
benim oturduğum sağ arka kapıya doğru yöneldi. Şoförüm araçtan
inmek istediğinde 'Araçtan inme, kapıları kilitle.' talimatı
verdim. Sağ arka camı açtım. Gelen kişiler bana hitaben,
'Komutanım, bizimle geleceksiniz, sizi götüreceğiz.' dedi. Arkadaki
şahsın elinde bir de silah vardı ama silah bana doğrultulmamıştı.
Ben onlarla konuşmak isterken kolumdan çekiştirmek istediler. Bu
durumu gören eşim hamle edince bu sefer eşimin kolundan
çekiştirdiler. Eşimin sol kolu yaralandı. Bunun üzerine,
'Şerefsizler, durun, iniyorum, geliyorum.' dedim. Bunun üzerine bu
şahıslar araçtan biraz açıldılar. Sağ arka kapıyı açtım. İnecekmiş
gibi yaparak önde duran şahsa tekme ile vurdum. Bunun üzerine her
iki şahıs sendeledi. Şoförüm ani bir refleksle geri vitesle hareket
etti, bu şahıslardan kurtulduk. Araçlardan sıyrılarak Çukurambar
istikametine gittik.
Kırmızı ışığı görünce yan yola atladık ve ardından tekrar
Çukurambar-Bahçeli kavşağını geçerek Kirazlıdere girişindeki polis
noktasına ulaştık. Kendimi tanıttım. Olayı anlattım. Polisler bize
yardımcı oldu."
Kendisini almaya gelen kişilerin kim olduğunu düşünmeye
başladığını, hava karanlık olduğu için yüzlerini tam göremediğini
dile getiren Aksakallı ancak aralarında bir kişiyi, daha sonra
Akıncı Üssü'nde yakalanan ve tutuklanan Fatih Yarımbaş'a
benzettiğini, eşinin de bu kişiyi tanıdığını ifade etti.
Polis noktasında, düğünde bulunan Jandarma Genel Komutanı'nı,
başına aynı şeylerin geleceği endişesiyle aradığını ancak
ulaşamadığını bildiren Aksakallı, ardından Genelkurmay İkinci
Başkanı'nı, Kara Kuvvetleri Komutanı ve hatta Genelkurmay
Başkanı'nı aradığını ancak ulaşamadığını söyledi.
Aksakallı, daha sonra Özel Kuvvetler Nöbetçi Amiri Yarbay Ümit
Koçak'ı arayarak kışlaya gelmek için zırhlı araç ve koruma timi
istediğini, ayrıca kışla nizamiyesinin her türlü giriş ve çıkışa
kapatılması, emri dışında hiç kimsenin içeri alınmaması talimatını
verdiğini bildirdi.
"ÜMİT BAK TAVRINI DEĞİŞTİRMEDİ"
Ardından harekat merkezi vardiya amirliğini aradığını, önce
telefona bir yüzbaşının çıktığını, vardiya amirini telefona
isteyince telefona Mehmet Ali Çelik'in geldiğini anlatan Zekai
Aksakallı, şunları söyledi:
"Kendisi bana sıkıyönetim mesajından bahsetti ve Albay Ümit Bak'ın
yeni kurmay başkanı olduğunu belirtti. Bunun üzerine 'Albay Ümit
Bak'ı telefona ver.' dedim. O da Albay Ümit Bak'ın harekat
merkezinde olmadığını söyledi. Ardından beni koruma astsubayı
Makbul Uluğ aradı. Durumumdan endişeli olduğunu söyledi ve yanıma
gelmek üzere hareket etti. Daha sonra Kurmay Başkanı Erdinç
Kocayanık'ı ve ardından da Okul Komutanı Faruk Bozdemir'i telefonla
arayıp durumu anlattım. Güvendikleri kişilerle birliğe giderek emir
ve komutayı devralmalarını istedim. Ardından evime geldim. Bu
sırada koruma astsubayı Makbul Uluğ geldi. Ona olayları anlattım.
Tekrardan Özel Kuvvetler Harekat Merkezini aradım. Darbeci Yarbay
Mehmet Ali Çelik ile yeniden görüştüm. O bana Genelkurmay'dan mesaj
geldiğini, Özel Kuvvetler Komutanı görevimden alındığımı, yerime
Semih Terzi'nin atandığını anlattı.
Ben de mesajı detayları ile okumasını istedim. Mesajı okuduktan
sonra mesajın gerçek olmadığını, mesaja itibar etmemeleri
gerektiğini ve benim halen görevde olduğumu ilettim. Bu esnada
Harekat Merkezine gelen Albay Ümit Bak ile konuştum. Kendisi darbe
mesaj emrini kastederek bu emirlere uyacağını, benden emir
almayacağını ve yeni atandığı iddia edilen Semih Terzi'nin
emirlerine uyacağını söyledi. Bana karşı çok katı bir tutumu vardı.
Ben de kendisine emirlere uymamasının çok ağır sonuçlar
doğuracağını söyledim. Uyardım, buna rağmen yine Albay Ümit Bak
tavrını değiştirmedi.
Daha önceki ifadelerimde aynı apartmanda ikamet ettiğimizi
zannettiğim, daha sonra aynı apartmanda oturmadığımızı öğrendiğim
Tümgeneral Halit Günbatar ve eşi evime gelip kapımı çaldı, kapıyı
koruma astsubayım hafifçe araladı. Koruma astsubayım ile
konuşmalarını duyuyordum. Koruma astsubayına 'Herhangi bir
ihtiyacınız var mı?' diye sordu. Koruma astsubayı, müsait
olmadığımızı söyledi. Ben de kapıdaki kişinin kim olduğunu
anlamadan o anki sinirle 'Defolun gidin, ne işiniz var burada?'
dedim. Daha sonra bu kişinin de darbeci olduğu iddiasıyla
tutuklandığını öğrendim."
"BİRÇOK GENERALLE İRTİBAT KURARAK DURUMU
ÖZETLEDİM"
Bu arada, birçok generalle irtibat kurarak durumu özetlediğini,
darbeye karşı neler yapılabileceğini anlattığını, gerektiği
takdirde emir ve talimat verdiğini belirten Aksakallı, saat 23.15
sıralarında Genelkurmay Başkanı, İkinci Başkanı ve Kara Kuvvetleri
Komutanı'na ulaşamaması nedeniyle koruma astsubayı aracılığıyla,
Kara Kuvvetleri Komutanı Koruma Astsubayı Teoman Yıldırır ile
irtibat kurduğunu kaydetti.
Yıldırır'ın, Kara Kuvvetleri Komutanı'nın Genelkurmay girişinde
derdest edildiğini, koruma astsubayı Bülent Aydın'ın şehit
olduğunu, koruma müdürü Yüzbaşı Burak'ın da her iki bacağından
yaralandığını söylediğini ifade eden Aksakallı, bunun üzerine Burak
Aydın'la telefonda konuştuğunu ve durum hakkında bilgi aldığını
bildirdi.
Aksakallı, ardından Selahattin/Irak bölgesinden sorumlu Tuğgeneral
Halil Soysal'ı arayarak Semih Terzi'nin sorumluluğunda olan
karargah ve birliklerin emir komutasını alma talimatı ve darbeye
karışanların tutuklanması emri verdiğini belirterek, şunları
anlattı:
"Daha önce birliğimden istediğim zırhlı araç beni almaya Spor Okulu
Nizamiye bölgesine doğru geldi. Araca nizamiye bölgesinde
helikopterden ateş edildi. Koruma timinde bulunan Üsteğmen Mustafa
Koyuncu yaralandı. Uzman Çavuş Osman Gül'ün bacağı kasık
bölgesinden koptu. Daha sonra olayı araştırdığımda Üsteğmen Mustafa
Koyuncu'nun darbeci olduğunu, beni korumak amacıyla gelen zırhlı
araca Albay Ümit Bak tarafından görevlendirildiğini ve hatta beni
korumak amacıyla gelen zırhlı aracın daha önce bizi derdest etmek
için Orduevi çıkışında önümüze çıkan araçta bulunan kişilere zırhlı
araca ilişkin bilgi verildiğini, bu aracın da zırhlı aracın peşine
Gölbaşı'ndan itibaren düştüğünü ve bana doğru geldiğini tespit
ettim. Zırhlı aracın zarar görmesi ve kullanılamaz hale gelmesi
nedeniyle biz zırhlı araca binmedik, geri döndük. Bu arada yerimi
tespit etmek için aradıklarını değerlendirdiğim telefonların
gelmesi üzerine evde kalmanın tehlikeli olabileceğini düşünerek
aynı sitede bulunan başka bir arkadaşın evine geçtim ve orayı
karargah olarak kullanmaya başladık."
Bir süre sonra Diyarbakır'da kalan 12. Tabur'un Karargah Subayı
Yüzbaşı Fatih İpek'in Albay Fırat Çelik'i arayarak, Semih Terzi'nin
darbeci Fatih Şahin ve emrindeki iki tim ile Diyarbakır'dan
Ankara'ya hareket ettiğini öğrendiğini belirten Aksakallı,
"Ardından Semih Terzi'nin benim görevlendirdiğim Ömer Faruk
Bozdemir'i arayarak emir komutanın kendisinde olduğunu, kışlaya
gitmemesi yönünde emir verdiğini bana Ömer Faruk Bozdemir söyledi.
Ben de Semih Terzi'nin beyanını dikkate almamasını, emir komutanın
bende olduğunu ve Terzi'nin bir darbeci olduğunu kendisine
söyledim." dedi.
"MİT YETKİLİSİ ARACILIĞIYLA TELEVİZYONLARA
BAĞLANDIM"
Daha sonra MİT Müsteşarlığından bir yetkiliyle görüştüğünü ve bu
kişi aracılığıyla saat 01.11'de TGRT ve 01.47'de NTV
televizyonlarına canlı yayın bağlantısı yaptığını belirten
Aksakallı, ifadesini şöyle sürdürdü:
"Eşkıya ve ihanet şebekeleri darbe girişiminde bulunmaya
çalışıyorlar fakat başarılı olamadılar, olamayacaklar. Biz
görevimizin başındayız. Yüce milletimiz bizim arkamızda. Bunun
üstesinden geleceğiz. Bu, içerideki paralel ihanet şebekeleri,
bunlar korkak, yüreksiz, Silahlı Kuvvetler komuta kademesi bunların
hiçbirini tasvip etmez. Kısa sürede duruma el koyacağız. Milletimiz
merak etmesin.' şeklinde ifadelerim oldu. Hatta bu konuşmalardan
sonra gece saat 02.00 gibi MİT Müsteşarı da beni aradı. Beni arayıp
durum hakkında bilgi almak isteyen üst rütbeli generallere de
televizyonlara bağlanmaları için yardımcı oldum. Televizyonda
konuşmalarını tavsiye ettim.
Semih Terzi'yi koruma astsubayım aracılığıyla aradım. Koruma
astsubayım ile dalga geçer gibi cevaplar verdiğini ve hatta, 'Ben
seni anlamıyorum ama sen konuşmaya devam et. Anlat, anlat...'
şeklinde konuştuğunu öğrendim. Tekrar kendisini arattım. Ben
görüşmek istedim. Semih Terzi, bu kez de bana 'Sesiniz duyulmuyor,
anlaşılmıyor.' şeklinde beyanlarda bulunarak telefonu kapattı. Oysa
ben onu net bir şekilde duyuyordum. Bu konuşmalar sırasında
Terzi'nin Etimesgut'ta bulunan Özel Hava Alayı'nda olduğunu
değerlendirdim.
Semih Terzi'nin Ankara'ya geldiğini öğrenince Özel Kuvvetler
Komutanı makamında koruma nöbetçiliği görevini yapan Ömer
Halisdemir'i koruma astsubayım Makbul Uluğ vasıtasıyla aradım.
Darbeci Albay Ümit Bak ve Mehmet Ali Çelik'in takip edilmesi ve
fırsat bulunursa etkisiz hale getirilmesi talimatını verdim.
Ardından şehit Ömer Halisdemir, Ümit Bak'ın odasında korumalı
vaziyette olduğunu bize söyledi. Bu şekilde Ömer Halisdemir ile
sekiz kez telefonla görüştüm. Son görüşmemizde kendisi güvendiğim
bir asker olduğu için ve Semih Terzi'nin de karargah binasına
geleceğini öğrendiğimiz için Terzi'nin hain olduğunu, darbeci
olduğunu söyleyerek onu öldürmesi emrini verdim. Hatta bu
konuşmamızda bu olayın sonunda şehadet olduğunu da belirttim ve
hakkını helal etmesini istedim. O da 'Helal olsun komutanım.' dedi,
helalleştik. Kendisi uzman çavuş olarak benim yanımda mesleğe
başlamıştı. Birçok operasyona birlikte katıldık. Silahlı Kuvvetlere
faydalı olduğunu değerlendirdiğim ve bildiğim için astsubay
olmasını ben tavsiye etmiştim. Hatta astsubaylık sınavlarına bizzat
ben götürdüm."
Nöbetçi subay olarak görev yapan Yüzbaşı Volkan Vural Bal'ın koruma
astsubayını arayarak Semih Terzi'nin Ömer Halisdemir tarafından
vurulduğunu ve helikopter ile GATA'ya götürüldüğünü ilettiğini
belirten Aksakallı, bunun üzerine GATA Kurmay Başkanı Albay Muammer
Alper'i arayarak Terzi ile GATA'ya gelen kişilerin darbeci olduğunu
ve tutuklamaları emrini verdiğini kaydetti.
Aksakallı, Terzi ile GATA'ya giden Binbaşı Fatih Şahin'in
silahlarını teslim etmemek için direndiğini, zorluk çıkardığını
hatta yanında bulunanlara da bu konuda tesir etmeye çalıştığını
öğrendiğini bildirdi.
Kurmay Başkanı aracılığıyla Fatih Şahin ile görüşmek istediğini
ancak Şahin'in telefona gelmediğini anlatan Aksakallı, "Fatih
Şahin, benim talimatlarımı da dinlemedi. Olayın başından itibaren
verilen talimatlardan en fazla kuşkulanması ve olayı tahkik etmesi
gereken kişi oydu ve benimle mutlaka bir bağlantı kurmalıydı. Kaldı
ki Binbaşı Fatih Şahin GATA'da iken Erhan Tokgöz de GATA'da idi.
Ben Erhan Tokgöz'e de Fatih Şahin'i ve diğerlerini gözaltına alma
emri verdim." diye konuştu.
"HAKAN FİDAN BENİ ARADI"
İfade tutanağına göre Aksakallı, darbe girişimi gecesi, daha önce
de birlik içerisinde görev yapan ve darbeci olmadığını düşündüğü
Volkan Vural yüzbaşı ile koruma astsubayı aracılığıyla telefonla
birkaç kez görüştüğünü belirterek, Vural'ın, kendisine birlik
içerisinden bazı bilgiler aktardığını ifade etti.
Gerek Volkan Vural'ın gerekse Yarbay Ümit Koçak'ın darbecilerle
hareket etmediğini değerlendirdiklerini bildiren Aksakallı, "Bu
arada MİT Müsteşarı Hakan Fidan beni aradı. Durum hakkında
bildiklerimi aktardım. Kolordu komutanlarını arayıp, darbeyi
önlemek amacıyla alınabilecek tedbirleri kendilerine aktardım."
dedi.
Aksakallı, saat 01.26 sıralarında Diyarbakır'dan Albay Altan
Bora'nın kendisini arayarak, Semih Terzi'nin uçakla Ankara'ya
hareket ettiğini ancak şüpheli hareketleri olduğunu söylediğini
bildirerek şu beyanı verdi:
"Ben de Semih Terzi'nin hain olduğunu söyledim. Hatta Diyarbakır'da
uçakların bulunduğu üssün hassas olduğunu, oralarda tedbir alınması
gerektiğini ilettim. Daha sonra Albay Altan Bora'nın Semih Terzi
ile uçakla Ankara'ya giden Yüzbaşı Ahmet Kemal Yılmaz'ı arayarak,
Semih Terzi'nin hain olduğunu ilettiğini öğrendim.
Saat 02.30 sıralarında Fırat Çelik beni aradı ve Diyarbakır'dan
Semih Terzi ile birlikte gelen tim komutanı Ahmet Kemal Yılmaz
yüzbaşı ile onun emrindeki bir grup astsubayın Etimesgut'ta Özel
Hava Alayında kaldığını, Ahmet Kemal Yılmaz'ın bizden emir
beklediğini söyledi. Hatırladığım kadarıyla saat 02.54 gibi bu kez
Ahmet Kemal yüzbaşı bizi doğrudan aradı. Olayı anlattı. Ben de
kendisine Semih Terzi'nin, Ümit Bak'ın, Mehmet Ali Çelik'in darbeci
olduğunu söyledim. Bunun üzerine Semih Terzi ile birlikte Özel
Kuvvetler Komutanlığına helikopterle giden tim içerisinde çok
güvendiği personellerin olduğundan bahsetti. Ben de biraz önce
ismini zikrettiğim kişilerin etkisiz hale getirilmesi emrini
verdim. Hatırladığım kadarıyla 02.54'teki konuşmamızdan sonra Ahmet
Kemal yüzbaşı ile beş kez daha telefonla konuştum. Ahmet Kemal
yüzbaşının da bu konuşmamızdan sonra o an için ÖKK'ya gitmiş olan
güvendiği personelle telefon irtibatı kurduğunu öğrendim."
Aksakallı, olayın sonrasında Diyarbakır'dan 12. Özel Kuvvet
Taburunun Ankara'ya getirildiğini öğrendiğini, bunlar gelirken
seçilen 1 ve 3 nolu timlerin, teknik imkanları ve kabiliyetlerine
göre seçildiğini anladığını dile getirerek, "Zira 1. tim keskin
nişancı ağırlıklı, 3. tim teknik imkanlar yönünden güçlüydü. 1. ve
3. timlerin seçilmesi nedeniyle bu tim personelinin seçilmesi
emir-komuta zinciri içerisinde gerçekleştirilmiştir." dedi.
"YÖNELTTİĞİMİZ EMİRLERİ YERİNE GETİRDİLER..."
ÖKK'da kalkışmaya fiilen iştirak edenlerin Özel Kuvvetlerin
mevcuduna oranının yüzde 5,4 olduğuna işaret eden Aksakallı,
"ÖKK'ya Semih Terzi ile birlikte gelen ve o an için Mihrali
üsteğmenin komutasında bulunan tim personeli, bizim Ahmet Kemal
yüzbaşı vasıtasıyla kendisine yönelttiğimiz emirleri yerine
getirdiler. Bu kapsamda Albay Ümit Bak, Yarbay Mehmet Ali Çelik
gözaltına alınıp, etkisiz hale getirildi. Hatta Ümit Bak'ın
gözaltına alınması sırasında darbeci olduğundan tereddüt
etmediğimiz Nedim Şahin bu tim tarafından, gözaltına alınma
işlemine karşı geldiği için öldürüldü." beyanında bulundu.
Aksakallı, "talimatıyla birliğe sızan albaylar Ömer Faruk Bozdemir,
Fırat Çelik, Yılmaz Sayar ve Oğuz Tozak'ın sabaha doğru
nizamiyedeki darbeci güçlerin gözaltına alınma hadiselerini bizzat
yaşadıklarını" ifade ederek, bu kişilerin tanık olarak
dinlenmelerinin, olayın aydınlığa kavuşmasına katkı sağlayacağını
kaydetti.
"HALİSDEMİR CANSIZ YATIYORDU, ÜZERİNDE BİR ÖRTÜ
VARDI"
Aksakallı, gece boyunca farklı askeri birimlerle irtibatı olduğunu,
Genelkurmay Karargahındaki darbeci olmayan subaylara darbeci
olanları silahlarından arındırıp, gözaltına almaları talimatı
verdiğini anlattı. Birçok birimle bu şekilde konuştuğunu belirten
Aksakallı, sabah saat 10.00'a doğru ÖKK'ya gittiğini, burada
nizamiyede gözaltına alınan darbecileri gördüğünü belirterek, şöyle
devam etti:
"Gittiğimizde, nizamiyede gözaltına alınmış darbeci askerleri
gördüm. Gözaltına alan askerlere teşekkür ettim. Karargaha gittim.
Karargahın girişindeki beton zemin üzerinde şehidimiz Ömer
Halisdemir cansız yatıyordu. Üzerinde bir örtü vardı. Örtüyü
kaldırdım ve alnından öptüm. Karargahın önünde darbeye karşı gelen
rütbeli arkadaşlarım toplu olarak bulunuyordu. Onlara bir teşekkür
konuşması yaptım. Bireysel olarak orada bulunan hiç kimseye
teşekkür etmedim. Topluca bir teşekkür konuşması yaptım. Daha sonra
karargahın içine girdim. Gözaltına alınan darbeci olduğu düşünülen
askeri personeli gördüm. Olay hakkında gördüğüm ve bildiklerim
bundan ibarettir. Daha önce savcılık aşamasında detaylı ifade
vermiştim. Oradaki ifadelerimi de tekrar ediyorum."
Aksakallı, "15 Temmuz 2016'dan sonra 10-15 gün kadar birlikte tam
teçhizatlı olarak görev yapıp yapmadıkları, bu görevlendirmenin
neye göre yapıldığı" yönündeki soru üzerine, olayın hemen
sonrasında kurulması talimatını verdiği idari tahkikat heyetlerinin
göreve başladığını, kamera kayıtlarının incelendiğini, bunun ciddi
zaman aldığını anlattı. Bu süreçte suça karıştığı düşünülen birçok
personelin ya da durumu şüpheli olanların adli makamlara teslim
edildiğini anlatan Aksakallı, sanıkların darbe teşebbüsü sonrasında
nerede, nasıl görev yaptığını bilemediğini bildirdi.
"KİMSEYE BİREYSEL OLARAK TEŞEKKÜR ETMEDİM"
Zekai Aksakallı, "16 Temmuz 2016 sabahında, ÖKK'ya geldiğinde
bireysel olarak orada bulunan sanıklara ya da sanıklardan birine
teşekkür edip etmediği"ne yönelik soruyu yanıtlarken, "Hiç kimseye
bireysel olarak teşekkür etmedim. Ancak karargahın önünde toplanan,
darbeye karşı koyan personelime topluca teşekkür konuşması yaptım."
dedi.
"Diyarbakır'dan Ankara'ya Semih Terzi komutasında gelen, Ankara
Özel Hava Alayından helikopterle ÖKK'ya giden tim personelinin
ÖKK'nın harekat ve yöntemlerine aykırı bir davranışı olduğu
söylenebilir mi?" sorusu üzerine Aksakallı, şunları söyledi:
"Özel Kuvvetler Komutanı olarak benim yazılı ya da acil durumlarda
bizzat şifahi emrim olmadan bir birliğin bir başka bölgeye nakli
mümkün değildir. Yine benim talimatım olmadan birliğimdeki hiç
kimse operasyon yapamaz. Olay tarihinde yapılacağı söylenen
operasyon sıra dışı bir durumdur. Bu nedenle sorgulanması gerekir.
Ancak bu sorgulamayı yapacak kişiler tim personeli değildir. Her
şeyden önce tabur komutanı bu sorgulamayı yapabilecek kişidir.
Ancak tim personeli yapılan faaliyeti algılayamayabilir."
Aksakallı, "15 Temmuz 2016'da bitmesi gereken ÖKK'ya ilişkin kursun
bir gün önce bitirilmesinin nedeni"nin sorulması üzerine, kurs
kapanışlarının genelde cuma günü olarak planlandığını, kurs
bitişinin 42 haftalık kursun planlandığı tarihten itibaren belli
olduğunu belirterek, şöyle devam etti:
"Kurs kapanış törenine teşrifleri için Genelkurmay İkinci Başkanına
konuyu arz ettiğimde, Genelkurmay Başkanımızı kastederek, 'Onu da
davet edelim, katılabilir' dedi. Ardından Genelkurmay Başkanımızın
15 Temmuz 2016'da programının müsait olmadığını söyledi. Ben de
bunun üzerine 14 Temmuz Perşembe ya da 18 Temmuz Pazartesiyi teklif
ettim. Genelkurmay İkinci Başkanımız da bu durumu Genelkurmay
Başkanımıza aktardı. Genelkurmay Başkanımızın emrini alarak, kurs
kapanış töreninin 14 Temmuz 2016 Perşembe yapılmasına karar
verildi."
Aksakallı, ÖKK'da nöbetçi personelin planlanmasına yönelik soru
üzerine, nizamiyede nöbet tutan erbaşlara ilişkin standart aylık
planlama yapıldığını, nöbet hizmeti verecek personelin önceden
belirlendiğini ancak olağanüstü durumlarda değişiklik yapıldığını
aktardı.
"UYGULANSAYDI DARBE GİRİŞİMİ BAŞTAN AÇIĞA
ÇIKARDI"
"Darbe ile ilgili olay öğrenildikten sonra ÖKK'da ne gibi tedbirler
alınabileceği"ne ilişkin soru üzerine, "TSK'da kriz ve olağanüstü
durumlarda ilk haber alınır alınmaz 'personel kışlayı terk etmesin'
emri verilir. Birlik komutanları kışlalarında mesaiye devam edilir.
Her zaman uygulanan bu temel ve basit kural 15 Temmuz 2016'da ilk
haber alındığı zaman uygulanmamıştır. Uygulansaydı darbe girişimi
baştan açığa çıkardı." beyanını verdi.
İklim Değişikliğinin Habercisi: Sulak Araziler
#Gündem / 06 Mart 2025
KGK, Moskova’da TASS’ın BRICS medya zirvesinde
#Gündem / 15 Eylül 2024
Yorumlar
