Türk-Rus ilişkileri hiçbir zaman kolay ilişkiler olmadı.
Savaşlar, krizler, işbirliği ve rekabet gibi birbiri içine geçmiş
ve karmaşık boyutlu ikili ilişkiler, son olarak Rusya’nın Ankara
büyükelçisi Andrey Karlov’a düzenlenen suikastın şokunu yaşıyor. Bu
suikast Türk-Rus ilişkilerine silinmeyecek kötü bir iz bırakmasının
yanı sıra, sonuçları itibariyle ikili ilişkileri hiç şüphesiz
derinden etkileyecek.
24 Kasım 2016’da yaşanan uçak krizi sonrasında yakın tarihinin en
sorunlu dönemini yaşayan ikili ilişkiler geçtiğimiz haziran ayından
itibaren normalleşme sürecine girmişti. Krizin hızlı bir şekilde
tırmanması gibi normalleşme dönemi de hızlı bir şekilde ilerlemeye
başlamıştı. Bu süre içinde üst düzey diyaloğun yeniden kurulmaya
başlandığını gördük. İki ülke liderleri arasında defalarca telefon
görüşmeleri ve yüz yüze görüşmeler yapıldı. İki ülke heyetleri
ilişkileri yeniden rayına oturtmak için başkentler arasında adeta
mekik dokumaya başlamıştı.
SURİYE KRİZİ VE FARKLI TUTUMLAR
İlişkilerin normalleşmesi için istekli olan Türkiye’nin attığı
adımlar ve bunlara zamana yayarak cevap vermeyi tercih eden
Rusya’nın adımları ilişkilerin geleceğine dair umutları yeniden
canlandırmıştı. Rusya’nın normalleşme sürecini Türkiye’nin
takvimine göre değil de kendi takvimine göre ilerletmek istemesinin
sonucu olarak bazı noktalarda istenilen seviye yakalanamamış olsa
da bazı noktalarda oldukça mesafe alınmış durumdaydı. Mesela, ciddi
bir krizden çıkıldığından dolayı ilişkilerin eski haline dönmesinin
birkaç yıl alacağını söyleyen Moskova, turizmden tarıma, vizelerden
çalışma izinlerine kadar bir dizi konuda hala Ankara’nın istediği
noktaya gelmemişti. Buna karşılık, terörle mücadele ve Suriye krizi
konusunda beklenildiğinden de ileri bir noktaya gelindiği
gözlemlenmekteydi.
Suriye krizi, başladığı andan beri iki ülke ilişkilerinin sorunlu
alanlarından birisi haline geldi. Ankara ve Moskova krizde farklı
pozisyonlar almayı tercih ettiler. İki ülke arasındaki Suriye
merkezli ilişkinin düğüm noktası Suriye rejimi ve devlet başkanının
geleceği konusu oldu. İki ülke de bu konuda tamamen farklı
politikalar izlediler. Rusya politikasını ne pahasına olursa olsun
Suriye rejiminin arkasında durma yönünde seçerken, Türkiye
politikasını rejimin sona ermesi ve devlet başkanının gitmesi
zeminine oturttu.
SURİYE'NİN TOPRAK BÜTÜNLÜĞÜNDE GÖRÜŞ BİRLİĞİ
Rusya’nın Ağustos 2015’ten itibaren başlattığı Suriye operasyonu
tüm dengeleri değiştirdi ve Türkiye’nin politikalarına darbe vurdu.
24 Kasım krizi ile ilişkiler eşi benzeri olmayan kötü bir döneme
girdi. Arkasından, normalleşme sürecinin başlamasıyla yeni bir
döneme adım atıldı. İki ülke Suriye merkezli politikalarını gözden
geçirip bazı önemli değişiklikleri yaptılar. Öncelikle her iki ülke
de Suriye’nin toprak bütünlüğü konusunda mutabık olduklarını ilan
ettiler. Bir başka önemli mutabık kalınan konu uluslararası
terörizmle birlikte mücadele noktasına gelmek oldu.
Türkiye açısından en önemli gelişme Rusya’nın PYD/YPG konusunda
politika değişikliğine gitmesi oldu. Suriye’nin kuzeyinde kendi
kontrolünde bir koridor oluşturmak isteyen PYD/YPG’nin Amerikan
yönetimiyle yakın ilişkisinden rahatsız olan Moskova, Kürt kartını
geri plana çekti. Türkiye de güney sınırında oluşturulmak istenen
bu koridoru parçalamak için başlattığı “Fırat Kalkanı”
operasyonunda Moskova’nın üstü kapalı olurunu aldı. Türkiye de
Rusya’nın isteği üzerine Halep operasyonu öncesinde bazı muhalif
grupların çekilmesine destek vererek buna karşılık verdi.
RUSYA, SAĞDUYULU VE SOĞUKKANLI DAVRANDI
Suriye politikaları konusunda yaşanan bu değişimin zirve noktası 20
Aralık’ta Moskova’da yapılması planlanan üçlü dışişleri bakanları
zirvesiydi. Zamanlaması manidar bir şekilde tam da Suriye konusunda
Rusya, Türkiye ve İran dışişleri bakanlarının yapacağı bu zirve
öncesinde Rusya büyükelçisi Andrey Karlov menfur bir suikastla
hayatını kaybetti. Suikast sonrası iki ülke hızlı bir işbirliği
sergilediler. Rusya beklenenden daha sağduyulu ve soğukkanlı bir
tavır sergiledi. İki taraftan da bunun ikili ilişkileri provoke
etmeye yönelik bir adım olduğuna dair açıklamalar yapıldı.
Moskova’daki üçlü zirve iptal edilmedi.
'Türk-Rus ilişkilerine suikast' olarak tabir edebileceğimiz menfur
eylem, arkasında bir takım soru işaretleri de bıraktı. Bütün
dünyada kabul edilmiş olan bir düstur “Elçiye zeval olmaz” der. Bir
elçinin görevi süresince canı görev yaptığı ülkeye emanet
edilmiştir. Böyle bir saldırının başkentin merkezinde işlenmiş
olması güvenlik konusunu ister istemez gündeme getirecek. Böyle bir
saldırı aylardır terör eylemleriyle sarsılan Türkiye’yi dünyanın
gözünde daha da zor bir duruma düşürdü. Suikastın arkasındaki
güçlerin bunu da hesapladıkları muhakkak. Bu suikastla hem Rusya’ya
hem de Türkiye’ye mesaj verildi. İki ülke de ilişkilerini daha da
yakınlaştıracakları açıklamasıyla karşı hamlede bulundular.
SUİKASTIN MUHTEMEL YANSIMALARI
Suikastın iki ülke arasındaki ilişkilerde özellikle Suriye
konusunda yansımaları olacak. Her iki ülkenin Suriye konusunda
beklentileri farklı. Öncelikli olarak, Rusya’nın suikast sonrası
Türkiye’den daha talepkâr olmasını bekleyebiliriz. İki ülke suikast
sonrası ilişkilerini daha da güçlendireceklerini sıklıkla ifade
ediyorlar. Bu yeni bir yakınlaşma sürecinin başlaması demek. Bu
yakınlaşma karşılıklı mı olacak yoksa bir ülkenin diğerine doğru
yakınlaşması şeklinde mi olacak? Suikast sonrası ilişkilerin
alacağı yön konusunda önümüzde duran en önemli soru bu aslında.
Uçak krizi sonrasında Rusya siyasi ve ekonomik yaptırımlarla bazı
sonuçlar aldı. Türkiye’nin Batı ile yaşadığı sorunlu döneme denk
gelen bu kriz Ankara’yı Moskova’ya doğru adımlar atmaya zorladı.
Türkiye’nin normalleşme adına attığı adımlarla haklı pozisyon ve
psikolojik üstünlük sağladığını düşünen Moskova vakit kaybetmeden
süreci istediği zamanlamayla istediği kadar ilerletme politikasına
başladı. Büyükelçiye yapılan suikast Rusya’yı şimdi mağdur
pozisyonuna da düşürdü. Topraklarında bir büyükelçinin
öldürülmesiyle Türkiye de Rusya karşısında tabiri caizse mahcup
pozisyonuna düştü. Şimdi Moskova bu durumu aynen normalleşme
sürecinde olduğu gibi Türkiye’ye karşı dış politika çıkarları
doğrultusunda kullanabilir mi?
MOSKOVA'NIN BEKLENTİLERİ
Moskova’nın bu yönde politika belirleyeceği pek muhtemel. En büyük
beklentisi Türkiye’nin Suriye politikasını yeniden gözden geçirmesi
olacak. Nitekim Moskova’da gerçekleşen üçlü zirvede Savunma Bakanı
Fikri Işık’ın Halep operasyonunu başarı olarak nitelendirmesi, bu
yöndeki değişimin bir işareti olarak yorumlanabilir. Moskova’daki
dışişleri bakanları zirvesi sonrası Rusya Dışişleri Bakanı
Lavrov’un “Türkiye, İran ve Rusya, Suriye'de rejim değişikliğine
değil terörle mücadeleye odaklanma konusunda mutabık” açıklaması da
çok önemli. Bu açıklama da Türkiye’nin, Suriye politikasında ciddi
değişimleri beraberinde getirecek seçeneklere açık olabileceğinin
bir göstergesi.
Suikast aynı zamanda Batı ile sorunlar yaşayan Türkiye’yi kendisine
daha fazla yakınlaştırmak için Moskova’ya yeni bir fırsat daha
verecek. Ortak düşman algısı iki ülkeyi birbirine daha çok
yakınlaştıracak. Şanghay İşbirliği Örgütü ve Avrasya konuları daha
fazla gündeme gelecek. Terörle ortak mücadele yaklaşımı Batı
tarafından dışlanmışlık ve anlaşılmama psikolojisi içindeki
Türkiye’yi Rusya seçeneğine daha fazla yakınlaştıracak.
TÜRKİYE, KENDİ TALEPLERİNDE ISRARLI OLMALI
Şimdi öncelikle yapılması gereken suikastın arkasındaki karanlık
elleri tümüyle ortaya çıkartmak ve hak ettikleri şekilde
cezalandırmak olmalı. İki ülke ilişkilerinin böyle bir eylemden
sonra yeniden rayından çıkmaması çok olumlu bir gelişme olmakla
birlikte Türkiye’nin bazı şeyleri hep akılda tutması gerekiyor.
Öncelikle, suikastın hedefi Rus büyükelçi ve dolayısıyla Rusya
olmakla birlikte, hedeflerinden birisi de Türkiye. Eylemin mağduru
sadece Rusya değil. Türkiye’yi dünya önünde çok zor durumda bırakan
bu suikast Türkiye’yi de mağdur durumuna düşürdü.
Güvenlik zafiyetinin varlığı ve bunun kesinlikle sorgulanması
aşikâr olmakla birlikte, Türkiye’nin bu olaydan dolayı suçluluk
psikolojisine girer şekilde Moskova’nın bütün taleplerine çıkarları
pahasına olumlu cevap vermesi ve kendi taleplerini ertlemesi doğru
bir tavır olmayacaktır. Türkiye’nin de Rusya’dan talep ve
beklentilerini ısrarla devam ettirmesi gerekiyor. Acılara ve
tehditlere ortak tavır koymaya karar veren iki ülkenin,
yakınlaşmanın meyvelerini de eşit bir şekilde paylaşmaları
gerekiyor.
[Doç. Dr. Fatih Özbay. İstanbul Teknik Üniversitesi İnsan
ve Toplum Bilimleri Bölümü öğretim üyesi]
İklim Değişikliğinin Habercisi: Sulak Araziler
#Gündem / 06 Mart 2025
KGK, Moskova’da TASS’ın BRICS medya zirvesinde
#Gündem / 15 Eylül 2024
Yorumlar
