Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkilerin katı realist bir
bakış açısıyla ve reelpolitik ile açıklanması mümkün değil. Türk
Dışişleri’nin geleneksel olarak itidalli ve soğukkanlı diplomatik
retoriği ile dahi Bakü ile Ankara arasındaki ilişkiler "bir
millet-iki devlet" anlayışı çerçevesinde ifade ediliyor ve her iki
ülke yönetimleri en üst düzeyde kardeşlik bağlarını vurguluyor.
Son on yılda, söz konusu kardeşlik bağları Güney Kafkasya stratejik
dengesini değiştirecek bir askeri ittifak haline gelmiş durumda.
Ulaşılan bu yüksek düzey, Azerbaycan Silahlı Kuvvetleri’nin son
dönemde gösterdiği muharip başarılar ve Türkiye savunma sanayiinin
atılımları ile birlikte değerlendirildiğinde, yeni bir bölgesel
gerçekliği yansıtıyor.
STRATEJİK ORTAKLIK VE KARŞILIKLI YARDIM
ANLAŞMASI
Türkiye ve Azerbaycan arasındaki savunma ilişkileri iki temel
hukuki çerçeveye dayanmakta. Bunlardan ilki, 1990’larda yapılan
düzenlemeler ile Azerbaycanlı askeri personelin Türkiye’de eğitim
almasını da sağlayan işbirliği. İkinci ve daha önemli çerçeve ise
2010 yılında imzalanan Stratejik Ortaklık ve Karşılıklı Yardım
Anlaşması ile teşkil edildi. Söz konusu uluslararası hukuki zeminin
Türkiye-Azerbaycan ilişkilerini ikili askeri ittifak düzeyine
yükselttiği söylenebilir. Zira, ilgili anlaşmanın ikinci maddesi,
Birleşmiş Milletler Şartı’nın meşru müdafaa hakkını düzenlediği 51.
maddesine de atıfta bulunarak, taraflardan (Türkiye ve Azerbaycan)
birinin üçüncü ülke ya da ülkeler tarafından saldırıya maruz
kalması halinde ortak bir güvenlik ve savunma perspektifi
oluşturulacağını belirtiyor.
Teknik olarak bu madde askeri ittifakların temel hukuki şartı olan
-tıpkı NATO kurucu antlaşmasının ünlü 5. maddesi gibi- bir "casus
foederis" yani hangi koşullar altında bir ittifakın
yükümlülüklerinin savunma yetenekleri de kullanılarak harekete
geçirileceğine ilişkin rehber niteliği taşıyor. Ayrıca, bahse konu
anlaşmanın aynı maddesi, müttefiklerden birine saldırı durumunda
yapılacak askeri yardımın biçimini ve kapsamını ayrıca belirlenmek
üzere ucu-açık bırakmakta. Bu yönüyle bir anlamda stratejik
belirsizliğe dayalı caydırıcılık da teşkil edilmiş oluyor.
Stratejik Ortaklık ve Karşılıklı Yardım Anlaşması’nın
Azerbaycan-Türkiye ilişkileri açısından kritik önem taşıyan bir
diğer düzenlemesi de 7. madde kapsamında ifade edilmiştir. İlgili
madde, her iki ülkenin silahlı kuvvetleri arasında komuta kontrol
ve kuvvet yapısı koordinasyonu öngörmekte. Böyle bir koordinasyonun
sağlanmasına ilişkin planlama, teorik olarak, stratejik seviyede
müşterek harekat icrasının da önünü açıyor. Nitekim, son yıllarda
profilleri yükselerek devam eden Türkiye-Azerbaycan askeri
tatbikatları, müşterek harekat kapasitesinin taktik ve operasyonel
seviyelerde kazanıldığını, stratejik seviyeye ulaşma konusunda da
oldukça iyimser bir tablo ile karşı karşıya olduğumuzu
gösterdi.
İKİLİ TATBİKATLAR
Yukarıda belirtilen askeri etkinlikler arasında, son yıllarda
düzenlenen Tur-Az Kartalı ve Tur-Az Şahini hava kuvvetleri
tatbikatları göze çarpıyor. Azerbaycan Hava Kuvvetleri’ne bağlı
Mig-29 ve Su-25 gibi uçaklar ile Türk Hava Kuvvetleri’nin
F-16’larının ve diğer platformlarının birlikte uçtukları bu
etkileyici tatbikatlar, her iki ülkenin savunma kapasitelerinin
geliştirilmesi açısından çok kritik. Basına yansıyan haberler,
tatbikatların hava-hava ve hava-kara görevlerini içeren kapsamlı
senaryolar ile gerçekleştirildiğini gösteriyor.
Azerbaycan ile Türkiye arasında önemli bir tatbikat da Mayıs
2017’de gerçekleştirildi. Söz konusu faaliyet, katılan kuvvetlerin
profilleri nedeniyle dikkat çekici. Mekanize piyade, zırhlı
birlikler, topçu unsurları ve kara havacılık birlikleri ile bu
birliklerin manevra kabiliyetlerini destekleyen hava savunma
platformlarının tatbikata katıldığı biliniyor. Açıkçası, sözü
edilen kompozisyon, Azerbaycan Silahlı Kuvvetleri’nin Nisan 2016
çatışmalarındaki muharebe düzenini ve müşterek birlik harekatı
konseptini ‘fazlasıyla’ anımsatır nitelikte.
Hatırlanacağı gibi, Azerbaycan kuvvetleri ilk defa Nisan 2016
çatışmalarında işgal altında bulunan topraklarına ilişkin askeri
kuvvet kullanarak inkar edilemez bir başarı elde etmişti. Nisan
2016 muharebeleri sonucunda coğrafi olarak Bakü’nün toprak kazanımı
oldukça sınırlı olsa da, hem askeri seçeneğin retorikle sınırlı
olmadığı anlaşılmış oldu hem de Azerbaycan Silahlı Kuvvetleri’nin
‘yüksek petrol gelirlerine dayanan pahalı oyuncaklara sahip ordu’
anlayışının çok ötesinde, üst düzey koordinasyon, etkin
komuta-kontrol ve yüksek birlik disiplini içinde savaşabilen bir
askeri aktör olduğu görüldü. Ayrıca, Nisan 2016 çatışmaları
süresince Ankara’nın tavizsiz olarak Bakü’nün yanında yer alması ve
Türkiye kamuoyunun çok büyük bölümünün de Azerbaycan Silahlı
Kuvvetleri’ne destek vermesi, 2010 Stratejik İşbirliği
Anlaşması’nın pratikteki karşılığının da altını çizmiş oldu.
Türkiye-Azerbaycan askeri ittifakını destekleyen bir diğer unsur da
Türk Savunma Sanayisi'nin iddialı Azerbaycan portföyü. Bu kapsamda
göze çarpan unsurlardan belki de en önemlisi Türkiye’nin milli çok
namlulu roketatar (ÇNRA) sistemlerini Azerbaycan’a ihraç etmesi.
Hem 122 mm Sakarya hem de yakın zamanda teslim edilen 300 mm
Kasırga sistemleri, Azerbaycan Silahlı Kuvvetleri’ne kritik ateş
desteği yetenekleri kazandırılması anlamına geliyor. Nisan 2016
çatışmalarında Azerbaycan’ın ÇNRA unsurlarını insansız hava
araçları ile entegre biçimde kullanarak önemli bir taktik avantaj
sağladığı gözlemlenmişti. Bu nedenle, birçok alanda olduğu gibi
ÇNRA segmentinde de ikili işbirliği ciddi bir askeri kıymet
taşıyor.
Özellikle Fırat Kalkanı Harekatı’ndan elde edilen dersler ile
Roketsan’ın ÇNRA sistemleri alanında önemli atılımlarını
sürdüreceğini söylemek mümkün. Bu yükselen kapasite, Azerbaycan
Silahlı Kuvvetleri açısından da kritik bir kaynak oluşturuyor.
3. ORDU VE NAHÇIVAN
Son olarak, Türk Kara Kuvvetleri’ne bağlı 3. Ordu’nun Nahçıvan’daki
Azerbaycan elit birliklerini destekleme faaliyetlerinden söz
edilmesi gerekiyor. Askeri bilimler sahasındaki birçok uluslararası
çalışma, Azerbaycan Silahlı Kuvvetleri’nin muharip düzeyi en yüksek
birliğinin Nahçıvan’da bulunan -daha önce 5. Kolordu olarak
adlandırılan - ve müşterek harekat icra etmek üzere dizayn edilmiş
özel ordu güçleri (Naxçıvan Əlahiddə Ümumqoşun Ordusu) olduğunu
ifade ediyor. Nahçıvan’daki birlikler Azerbaycan savunma
planlamasında kritik bir fonksiyona da sahip. Zira, herhangi bir
çatışma durumunda Ermenistan kuvvetlerini iki cepheli bir savaşa
zorlayabilecek ve cephe gerisini baskı altında tutacak durumdalar.
Bu da, askeri olarak, işgal altındaki Azerbaycan topraklarında ve
temas hattında bulunan Ermeni unsurları destekleyecek gerekli ikmal
hattının ve ihtiyat kuvvetlerinin aksaması anlamına gelecektir.
Dolayısıyla Bakü açısından Nahçıvan’da konuşlu kuvvetlerin hayati
bir önemi var. İşte bu bölgede söz konusu Azerbaycan birliklerinin
eğitimi, lojistik desteği ve diğer kritik ihtiyaçlarının
karşılanmasında ise Türk Silahlı Kuvvetleri’ne bağlı 3. Ordu
yaşamsal bir görev yapmakta. Ayrıca, son olarak Haziran 2017’de
yaklaşık 5 bin personelin katılımıyla gerçekleştirilen
Türkiye-Azerbaycan ortak Nahçıvan tatbikatı da hem siyasi mesaj
verme kapasitesi hem de müşterek harekat yeteneklerinin
yükseltilmesi açısından çok yararlı oldu.
CEPHE GERİSİNİ SAVUNMAK
Tüm gelişmelere karşın Azerbaycan Silahlı Kuvvetleri’nin dikkat
etmesi gereken bir handikapı var. Rusya Federasyonu’nun son dönemde
Ermenistan’a SS-26 İskender taktik balistik füzeleri satışı ile
Erivan, Azerbaycan kritik ulusal altyapısını ve cephe gerisini
vurma kapasitesine kavuştu. Bu noktada kritik ulusal altyapıdan
anlamamız gereken birinci husus da Hazar kıyısındaki hidrokarbon
tesisleri. Üstelik, Ermenistan kaynaklarının da belirttiği üzere,
daha önce bu tip harp oyunlarının ve senaryoların çalışıldığı da
biliniyor. Dahası, SS-26 İskender taktik balistik füzeleri, teknik
nitelikleri dolayısıyla füze savunma sistemlerine karşı oldukça
zorlayıcı.
Dolayısıyla Azerbaycan’ın envanterinde S-300 PMU-2 hava ve füze
savunma sistemlerinin SS-26’lara karşı -Ermenistan’ın elinde
bulunanlar SS-26’nın export versiyonu da olsa- ne ölçüde etkin bir
çözüm olacağı tartışmalı. Bu nedenle Bakü’nün, son yıllardaki
askeri atılımlarına ek olarak, önümüzdeki dönemde stratejik silah
sistemleri alanında yeni ilerlemeler yapması gerektiği
söylenebilir. Azerbaycan için bir diğer düşündürücü husus ise son
dönemde Moskova ile Erivan arasında atılan adımların sonucunda
Rusya ve Ermenistan’ın ortak bir hava savunma şemsiyesi geliştirmiş
olması.
Yine de, Azerbaycan Silahlı Kuvvetleri’nin katettiği mesafe
azımsanacak gibi değil. Savunma ekonomisi hidrokarbon gelirlerine
dayanan birçok ülkenin aksine, Aliyev yönetimi son derece dengeli
ve etkin bir askeri envanter oluşturmayı başardı. Daha da önemlisi,
bir yandan savunma alanındaki tedarikçi ülkeleri çeşitlendirirken,
diğer yandan da Ankara ve Türk Silahlı Kuvvetleri ile olan
işbirliğini somut ve sonuç alıcı bir zemine oturtmayı başardı.
Belirtilen tüm yönleriyle, Azerbaycan savunma modernizasyonu Güney
Kafkasya’da inkar edilemez bir belirleyen düzeyine gelmiştir.
Türkiye-Azerbaycan askeri ittifakına gelince, açıkçası iyimser
olmak için birçok neden var. Güvenlik, savunma ve askeri bilimler
alanındaki tüm teknik parametreler ve stratejik mülahazaların
ötesinde, iki ülke ilişkilerinin en önemli itici gücünü ise ortak
milli kimlik algısı oluşturuyor. Bu önemli, çünkü müşterek harekat
ve ortak savunma planlamasında kültürel faktörlerin kritik rol
oynadığı literatürde geniş kabul görüyor. Ayrıca, ikili
tatbikatların yüksek profilde hız kesmeden sürmesi de her iki
ülkenin silahlı kuvvetleri arasında giderek artan bir uyum
oluşturulduğunu gösteriyor. Dolayısıyla, iki devlet bir millet
perspektifi, kendisine somut bir askeri gerçeklik oluşturmuş
görünüyor.
[Dr. Can Kasapoğlu İstanbul merkezli bir düşünce
kuruluşu olan Ekonomi ve Dış Politika Araştırma Merkezi’nde (EDAM)
savunma analistidir]
Özel'den Kılıçdaroğlu'na "ittifak" eleştirisi!
#Siyaset / 06 Eylül 2024
MSB: Suriye'nin kuzeyinde 8 terörist etkisiz hale getirildi
#Gündem / 06 Eylül 2024
Yorumlar
