Genel Kurul, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş başkanlığında toplandı.
Kurtulmuş, Genel Kurulun açılışında yaptığı konuşmanın ardından, yürütmenin, ABD ve İsrail'in İran'a yönelik saldırılarına ilişkin gündem dışı söz talebi olduğunu bildirdi.
TBMM Başkanı Kurtulmuş, Genel Kurul Salonu'nda bulunabilecek üyeler dışındaki dinleyicilerin ve görevlilerin dışarıya çıkmaları gerektiğini ifade etti. Salonun boşaltılmasını isteyen Kurtulmuş, daha sonra hazırlıklar için birleşime ara verdi.
Kapalı oturuma geçildiği için yeminli stenograflar ile görevliler dışındakiler Genel Kurul Salonu'ndan çıkarıldı. TBMM'de Genel Kurul Salonu'na bitişik basın büroları ve kulisler de boşaltıldı.
TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, ABD ve İsrail'in İran'a yönelik saldırılarına ilişkin toplanan Genel Kurul'da yaptığı konuşmada, son günlerde yaşananların uluslararası sistemin mahiyetine ilişkin çok derin sarsıntıları açığa çıkardığını, İran'a yönelik saldırıların, bölgede zaten kırılgan olan dengeleri daha hassas hale getirdiğini belirtti.

Karşı karşıya kalınan tablonun sadece askeri bir gelişme olarak değerlendirilmesinin, meselenin esasını kavramakta yetersiz kalacağını söyleyen Kurtulmuş, "Önümüzde duran açık gerçek, kuralsızlığın normalleştirildiği, güç kullanımının hukukun yerine geçirildiği ve uluslararası mekanizmaların etkisizleştirildiği açık bir sistem bunalımıdır. Daha açık söylemek gerekirse, bugün yaşananlar sistemin hukukla değil kuvvetle tanımlandığını göstermektedir. Bir başka ifadeyle, dünya siyaseti giderek orman kanunlarının belirleyici olduğu bir zamana doğru sürüklenmektedir." ifadelerini kullandı.
Kurtulmuş, böylesi zamanlarda en ağır bedeli sivillerin ödediğini vurgulayarak, sözlerini şöyle sürdürdü:
Kurtulmuş, Türkiye'nin ve Gazi Meclis'in böyle zamanlarda susamayacağını belirterek, "Bugün İsrail yönetiminin izlediği saldırgan çizginin, bölgesel gerilimin en belirleyici unsuru olduğu açıktır. Gazze'de yaşanan insanlık dışı tablo, sıradan bir askeri operasyon yahut güvenlik tedbiri olarak izah edilemeyecek seviyeye çoktan ulaşmıştır. Sivil hayatı doğrudan hedef alan, açlığı bir baskı aracına dönüştüren, insani yardımı engelleyen ve tüm bunları güvenlik gerekçeleriyle perdelemeye çalışan anlayış, insanlığın müşterek hukuk ve vicdan zeminini tahrip etmiştir. Bu bakımdan Gazze'de gördüğümüz tablo, soykırım siyasetinin son derece ağır ve vahim bir safhaya ulaştığını göstermektedir." değerlendirmelerinde bulundu.
ABD'nin doğrudan savaşın içine çekilmesinin bölgesel ve küresel ölçekte çok daha büyük felaketlerin habercisi olabileceğine dikkati çeken Kurtulmuş, şunları kaydetti:
"Enerji güvenliğinden ticaret yollarına, göç hareketlerinden toplumsal ve ekonomik istikrara kadar pek çok başlıkta yeni kırılmaların ortaya çıkması kaçınılmaz hale gelecektir. Nitekim savaşın ABD dahil ciddi maliyet kaygıları, toplumsal tereddütler ve siyasi tartışmalar çoktan başlamıştır. Ateşin büyümesi, onu uzaktan izleyenleri de bir gün gelir içine çeker. Bu sebeple saldırıların derhal durdurulması ve çatışmanın daha geniş bir felakete dönüşmeden engellenmesi, bugün herkes için zorunluluktur. Türkiye'nin son günlerde ortaya koyduğu yoğun diplomasi trafiğini tam da bu çerçevede değerlendirmek gerekiyor. Ülkemiz, bölgesel hadiseleri güç dengesi bakımından değil, insani, hukuki ve siyasi sonuçları itibarıyla gündeme almaktadır."
TBMM Başkanı Kurtulmuş, bugün bölgede en çok ihtiyaç duyulanın da bu olduğuna işaret ederek, "Muhataplarıyla konuşabilen, riskleri görebilen, savaşı normalleştirmeyen ve bölgede sükuneti tesis etmeye çalışan tutumumuz, ülkemizin çözüme en önemli stratejik katkılarından biridir. Sayın Cumhurbaşkanı'mızın ve devlet kurumlarımızın sürdürdüğü yoğun diplomatik temaslar, bu çerçevede son derece anlamlı ve kıymetlidir. Komşuluk ve kardeşlik hukukuna zarar verecek ve bölgedeki halklar arasına güvensizlik duvarları örecek yanlış hesabın parçası olmayacağımız gibi böyle hesaplara kayıtsız kalmayacağımızı da açıkça ifade ediyoruz." dedi.
Dostluğun kıymetini bilen aynı zamanda milli güvenlik hassasiyetini ve egemenlik haklarını da aynı açıklıkla koruyan bir çizgiyi savunduklarını vurgulayan Kurtulmuş, "Barış için en ileri çabayı gösterirken kendi güvenliğimiz, sınırlarımızın emniyeti ve milletimizin huzuru konusunda tereddüt göstermeyecek kudrete, iradeye, dirayete ve tecrübeye sahibiz. Burada özellikle ifade etmek isterim ki, bölgemizde yaşanan her sarsıntının terör örgütleri ve vekalet unsurları eliyle yeni bir istikrarsızlık zeminine dönüştürülmesine ve 'Terörsüz Türkiye' sürecinin akamete uğratılmasına da asla müsaade edilmeyecektir. Kardeşi kardeşe kırdırmaya, bölgedeki halkları karşı karşıya getirmeye ve ülkeleri içeriden zayıflatmaya dönük hiçbir girişime de izin verilmeyecektir." değerlendirmelerinde bulundu.
Türkiye'nin güvenliği ve bölgenin huzuru için bu tür hesapların karşısında durmaya devam edeceklerini söyleyen Kurtulmuş, şu ifadeleri kullandı:
"Diplomatik kapasitemiz, güvenlik altyapımız ve bölgesel temaslarımızla hadiseleri çok boyutlu biçimde değerlendirirken, gereken tedbirleri zamanında alan ve barışı savunurken caydırıcılığını da muhafaza eden bir ülke olarak hareket etmeye devam edeceğiz. Ayrıca hepimiz biliyoruz ki, son dönemde İran'a saldırılar için ortaya atılan gerekçelerin önemli bir bölümü, dünya kamuoyunun hafızasında canlı hatıraları gündeme getirmektedir. Nükleer silah tehdidi bahanesiyle yürütülen propaganda, daha önce başka coğrafyalarda da kullanılmış, sonrasında algı operasyonlarının bir sonucu olduğu ortaya çıkmıştır. Irak örneği hala hafızalarımızdadır. Kitle imha silahları iddiasıyla başlatılan müdahalenin, nasıl büyük bir yıkım, parçalanma ve istikrarsızlık ürettiği bugün herkesin malumudur. Dolayısıyla bir ülkeye yönelik güç kullanımını meşrulaştırmak için bu tür söylemlerin tekrar devreye sokulması, uluslararası toplumu ikna etmekten ziyade geçmişin yanlışlarını yeniden üretmektedir. Oysa gerçek bir müzakere zemini kurulduğunda, denetim, şeffaflık ve karşılıklı güven artırıcı adımlar, silahlardan arındırma yönünde ilerleme sağlanması bakımından fevkalade önemlidir. İşte diplomasi bunun için vardır. İşte bugün dünya kamuoyunun görmesi gereken temel mesele de budur."
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ve Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler'in, ABD ve İsrail'in İran'a yönelik saldırılarına ilişkin milletvekillerini bilgilendireceğini anımsatan Kurtulmuş, Fidan'a ve Güler'e teşekkür etti.

TBMM'nin vakarına ve milletin vicdanına yakışan tutumun, hukuku savunan, diplomasiyi önceleyen ve zulüm karşısında sözünü sakınmayan bir tutum olduğunu vurgulayan Kurtulmuş, "Biz ne savaşın diliyle teslim alınırız ne de suskunluğun konforuna çekiliriz. Biz adaletten vazgeçmeden barışı savunuruz, diplomasiyi savunuruz. Biz zulmü görmezden gelmeden bölgesel istikrarı savunuruz. Temennimiz, saldırıların bir an önce sona ermesi, hukuk dışı müdahalelerin durdurulması, diplomasi masasının sahici biçimde yeniden kurulması ve bölgemizin daha büyük felaketlere sürüklenmeden sükunet zeminine kavuşmasıdır." ifadelerini kullandı.
TBMM Başkanı Kurtulmuş'un konuşmasının ardından Genel Kurulda kapalı oturuma geçildi.