Konuşmasına 27 Nisan e-muhtıra teşebbüsünün yıl dönümünü hatırlatarak başlayan AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, Türkiye’nin sivil siyaset tarihinin bu tür müdahale girişimlerine karşı gösterilen dirençle şekillendiğini vurguladı. O dönemde sergilenen kararlı duruşa dikkat çeken Çelik, süreci şu sözlerle anlattı:
"Bu muhtıra, darbe mekaniği açısından, Türkiye'de seçilmiş iradenin milletten aldığı gücün yaralanması, işlevsiz bırakılması bakımından çok çirkin ve siyaset karşıtı bir geleneğin maalesef önemli enstrümanlarından biriydi. 27 Nisan'da da bu ortaya koyulmaya çalışıldı. Fakat Cumhuriyet tarihinde ilk defa bir Başbakan, Sayın Cumhurbaşkanımız ve bir hükümet, AK Parti hükümeti buna direnerek muhtıra haline getirilmek istenen girişimi bir kağıt parçasına çevirdi. Bu, Türkiye'nin demokrasisi, sivil siyasi tarihi açısından devrimci bir dönüşümdür. Dolayısıyla bunun çok iyi değerlendirilmesi gerekir. Türkiye'nin siyasetinin ve demokrasisinin üzerindeki çirkin bir uygulamanın, vesayetin bitirilmesidir."
Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye yaklaşımını eleştiren Çelik, mevcut politikaların birlik içindeki çelişkileri de gözler önüne serdiğini belirtti:
"Bu, Avrupa Birliği'nin şu anda niye bu halde olduğunu gösteren çok temel bir açıklama. Yani Türkiye gibi AB'ye aday bir ülkeyi karşıt konumda değerlendirmek, göç ve güvenlik konusunda sürekli kapımızı çalanların kafasının arkasındakini göstermesi bakımından çok önemli. Tabii bu bir sır değildi. Ama gerek fasılların müzakere edilmesine dönük fanatik, kurala dayanmayan uygulamalar, gerek diğer konulardaki ilerlemelere dönük tıkanmalar aslında bize her zaman bir aydınlanma Avrupa'sı yaklaşımını değil, bir Hristiyan kulübü Avrupa'sını gösteriyordu. Biz de bu konuda uyarılarımızı yapıyorduk.”
Türkiye’nin Avrupa’daki rolü ve iş birliği mesajı
Türkiye’nin Avrupa’daki rolü ve gücüne ilişkin değerlendirmelerde bulunan Çelik, iş birliği vurgusu yaptı:
"Madem Türkiye, bütün Balkanlar'ı ve Avrupa'yı domine edecek kadar büyük bir güç, normal bir siyasi akıl, Türkiye'yle işbirliği yapmayı gerektirir. Türkiye'nin bu kadar büyük bir güç olduğunu aslında von der Leyen, söylediklerinin altyazısında itiraf ediyor, değil mi? Bu itirafıyla da aslında bir tür büyüyen, ilkelere dayanan Avrupa değil, küçülen ve kendi bürokrasisine gömülmüş bir Avrupa'yı söylüyor."
Gazze, Lübnan ve İran gerilimi: “Kalıcı barış çağrısı”
Gazze, Lübnan ve İran ekseninde tırmanan gerilimlere dikkat çeken Çelik, Papa’nın savaş karşıtı yaklaşımına da atıfta bulunarak Orta Doğu’daki saldırıların hiçbir meşruiyet zemini olmadığını vurguladı. Uluslararası topluma kalıcı barış için sorumluluk alma çağrısı yapan Çelik, şunları söyledi:
"Amerika Birleşik Devletleri'nin ve İsrail'in, haksız ve hukuksuz şekilde İran'a yaptığı saldırıdan sonra ortaya çıkan tabloyu yakından takip ediyoruz. İslamabad'daki müzakerelerin sağlıklı bir şekilde ilerlemesi gerektiğini ve ateşkesin kalıcı barışa dönüşmesi gerektiğini ifade ediyoruz. Kesinlikle tekrar savaşa dönülmemelidir. Bu savaş, haksız ve hukuksuzdur. Hiçbir şekilde daha büyük insani trajedilere yol açılmamalıdır. Uluslararası toplum da ateşkesin tamamen barışa dönüşmesine güçlü bir destek vermelidir."
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Yunanistan ziyareti sırasında sergilediği tutuma değinen Çelik, Paris yönetiminin dış politikada stratejik hatalar yaptığını ifade etti:
“Fransa ile NATO içerisinde müttefiklik ilişkimiz varken, ima yollu olsa bile başka NATO müttefikleriyle ittifak kurduğunu ifade ederken, Türkiye'yi karşısına alan söylemler üretmesi son derece yanlıştır. Yine unutmamak gerekir ki çok yakın zamanda Sayın Macron, 'NATO'nun beyin ölümü gerçekleşti.' demişti. Daha sonra bu görüşünden geri adım attı. Bugün aslında Fransa'nın Türkiye'ye karşı birtakım aşırı söylemler kullanmada gereksiz bir cömertlik ve cüretkarlık içerisinde olduğunu görüyoruz. Bu doğru bir tavır değil.”