Bir dönem yalnızca ünlüler ve fenomenler üzerinden tartışılan “cancel culture” yani “iptal kültürü”, artık şirketlerin en büyük kurumsal risklerinden biri olarak görülüyor. Markalar, yalnızca sattıkları ürünlerle değil kullandıkları dil, toplumsal mesajları ve sosyal medya refleksleriyle de yargılanıyor.
Bosch Türkiye’nin Anneler Günü için hazırladığı reklam filmi de bu tartışmanın son örneklerinden biri oldu. “Tam bi’ anne hikayesi” başlığıyla yayımlanan reklamda, annelik duygusu üzerinden ilerleyen diyalogların sonunda söz konusu “çocuğun” bir evcil hayvan olduğunun anlaşılması sosyal medyada yoğun tepki çekti. Reklam kısa sürede gündemin ilk sıralarına yükselirken, kullanıcılar markayı aile ve annelik kavramını değersizleştirmekle suçladı. Tepkilerin ardından reklam yayından kaldırıldı, RTÜK tarafından inceleme başlatıldığı açıklandı.
Markalar neden bu kadar hızlı geri adım atıyor?
Dijital çağda krizler artık günler içinde değil, dakikalar içinde büyüyor. Sosyal medya kullanıcılarının organize biçimde tepki göstermesi, markaların itibar değerini doğrudan etkiliyor. Özellikle X, TikTok ve Instagram’da yükselen boykot çağrıları şirketleri hızlı aksiyon almaya zorluyor.
ABD merkezli pazarlama analiz platformu Sprout Social’ın verilerine göre kullanıcıların büyük bölümü, markaların toplumsal konulardaki tutumlarını satın alma kararlarında belirleyici unsur olarak görüyor. Aynı şekilde PR Daily ve Marketing Dive gibi sektör yayınlarında da şirketlerin “kriz iletişimi ekiplerini” artık sosyal medya odaklı yeniden yapılandırdığı vurgulanıyor.
Harvard Business Review’da yayımlanan analizlerde ise günümüz markalarının yalnızca ürün değil, “değer” sattığına dikkat çekiliyor. Bu nedenle markaların verdiği her mesaj, politik ve kültürel bir tartışmanın parçasına dönüşebiliyor.
“Sessiz kalmak da risk”
Eskiden reklam kampanyaları haftalarca planlanırken bugün şirketler, olası sosyal medya krizleri için senaryo masaları kuruyor. Çünkü bazen tek bir kullanıcı paylaşımı milyonlarca görüntülenmeye ulaşabiliyor.
Özellikle kültürel hassasiyetler, toplumsal roller, kadın temsili, aile yapısı ve kimlik meseleleri markaların en dikkat ettiği başlıklar arasında yer alıyor. Bosch örneğinde olduğu gibi, bir reklamın farklı ülkelerde farklı temsillerle yayınlanması da kullanıcıların “çifte standart” eleştirilerini beraberinde getirdi.
İptal kültürü mü, dijital denetim mi?
Tartışmanın diğer tarafında ise “toplumsal denetim” savunması bulunuyor. Bazı kullanıcılar, markaların artık kamuoyunun hassasiyetlerini dikkate almak zorunda olduğunu savunurken bazıları ise sosyal medya baskısının ifade özgürlüğünü daralttığını düşünüyor.
Özellikle Reddit ve X gibi platformlarda Bosch reklamı üzerinden yapılan yorumlarda toplumun farklı kesimlerinden sert görüş ayrılıkları dikkat çekti. Kimi kullanıcılar reklamı “modern annelik temsili” olarak değerlendirirken, kimileri aile yapısına zarar verdiğini öne sürdü.