Bakan Tekin, sözlerine Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta meydana gelen okul saldırılarında hayatını kaybeden öğretmen ve öğrencilere rahmet dileyerek başladı. Yaşanan hadiselerin toplumun tamamında derin bir endişe yarattığını ifade eden Tekin, okullarda güvenli bir iklim oluşturmanın asli görevleri olduğunun altını çizdi.
“İki ayrı evren arasında kalan çocuklar”
Günümüz dünyasının eski güvenlik öngörüleri ve iletişim kalıplarıyla anlaşılamayacak kadar karmaşıklaştığını belirten Bakan Tekin, çocukların fiziksel ve dijital dünya arasında sıkıştığına dikkat çekerek şu değerlendirmeyi yaptı:
“Bu değişim en çok da çocuklarımızın hayatında kendisini gösteriyor. Aile ile çocuk arasındaki temas, okul ile öğrenci arasındaki bağ, arkadaş çevresinin etkisi, öğretmenin rehberliği ve büyüklerin çocuk üzerinde himaye edici rolü yeni sınamalarla karşı karşıya kalıyor.”
Çocukların kendi odalarında otursalar dahi dijital bir evrenin içinde kontrolsüzce savrulabildiklerini ifade eden Tekin, konuşmasına şöyle devam etti:
“Biri evi, ailesi, okulu, öğretmeni, arkadaşlarının olduğu bir evren. Diğer tarafta ise sınırlarını çoğu zaman bizim göremediğimiz, dilini de tam olarak çözemediğimiz, kurallarını küresel platformların belirlediği, duyguları ve davranışları yönlendiren devasa bir dijital evren var. Çocuklarımız belki kendi odalarında oturuyor ama zihni dünyanın öbür ucundaki bir şiddet anlatısına, bir öfke grubuna, bir yalnızlık kültürüne, bir intikam fantezisine, bir sahte aidiyet vaadine temas edebiliyor. Eskiden çocuklarımızın halini büyük ölçüde yüzünden, arkadaş çevresinden, okul içindeki davranışlarından, evdeki tavırlarından çözümleyebiliyorduk ama bugün çocuklarımızın gündelik hayatı gözümüzün önünde akarken onları etkileyen içeriklerin, seslerin, sembollerin ve telkinlerin önemli bir kısmı bizim göremediğimiz bir alanda şekilleniyor.”
“Algoritmaların elindeki savunmasız yolculuk”
Dijitalleşmenin bilgiye erişimi kolaylaştırırken büyük riskleri de beraberinde getirdiğini söyleyen Bakan Tekin, bakanlığın temel arayışını şu sözlerle özetledi:
“Bizim arayışımız, teknolojiyi mahkum etmekten ya da evlatlarımızı çağın imkanlarından mahrum bırakmaktan ziyade çocuklarımızın teknolojiyle kurduğu bu ilişkileri bir istikamete kavuşturmak, onları güvenli ve ahlaklı bir öğrenme iklimine yöneltebilmektir. Ülkemizde ve dünyanın farklı bölgelerinde yaşanan okul saldırılarını artık geniş zeminde hep beraber tartışmak mecburiyetindeyiz. Karşımızda klasik güvenlik tedbirleriyle, bütünüyle kavrayıp çözebileceğimiz bir tablo yok maalesef. Okul saldırılarının arka planında kimi zaman sosyal izolasyon, kimi zaman aile içi kırılmalar, kimi zaman ağır zorbalık tecrübeleri, kimi zaman çevrim içi şiddet toplulukları, kimi zaman bir fail hayranlığı, kimi zaman görünür olma arzusu, kimi zaman da bütün bunların üst üste bindiği çok karmaşık bir süreç var karşımızda.”
“Yargılayan değil, koruyan bir dil”
Bakan Tekin, dijital dünyadaki tehlikelere karşı çocukları etiketlemeden ve yargılamadan yaklaşmanın önemine değindi. Rehberlik hizmetlerinin vaktinde devreye girmesi gerektiğini savunan Tekin, çözüm odaklı yaklaşımını şöyle ifade etti:
“Bu sorumluluk evlatlarımıza daha erken ulaşmak, onlarla daha güçlü bağlar kurmak, okulun rehberlik imkanlarını zamanında harekete geçirmek ve risk büyümeden koruyucu zemini tahkim etmek için gereklidir. Çocuklarımızı kullandıkları mecra, yaşadıkları ruhsal zorluk, ilgi alanları veya sessizliklerin üzerinden peşinen yargılayan bir dile de asla izin veremeyiz. Burada Bakanlık olarak bizim hassasiyetimiz, korku üretmeden, yaftalamadan, meseleyi tek bir sebebe indirgemeden aileyi, okulu, rehberlik hizmetlerini, medya dilini, dijital platformların sorumluluğunu ve güvenlik politikalarını aynı koruyucu çerçeve içerisinde ele almaktır.”
Eleştirilere yanıt: “Milli ve manevi değerler panzehirdir”
Eğitim politikalarında “insan” odaklı bir yaklaşım benimsediklerini ancak bu süreçte çeşitli siyasi engellerle karşılaştıklarını belirten Tekin, milli ve manevi değerlerin dijital dünyanın olumsuzluklarına karşı bir kalkan olduğunu vurguladı:
“Çocuklarımızın bu küresel ortamda, dijital ortamlarda karşı karşıya bulunduğu yalnızlık, maneviyat eksikliği, aile gibi bizim önemsediğimiz değerlerden uzaklaşması ve bununla mücadele etmenin yolu olarak, çocuklara bununla mücadele edecek bir panzehir olarak ‘milli ve manevi değerlerimize bağlı ailesiyle, toplumla güçlü iletişim kurabilen bireyler yetiştirmek birincil hedefimiz’ dediğimizde muhalefet tarafından çok ağır eleştirilerle karşı karşıya bırakıldık. ‘Çocuklarımız ramazanın dayanışma, yardımlaşma ve manevi ikliminden faydalansın’ dediğimizde hiç hak etmediğimiz eleştirilerle karşı karşıya kaldık. Nisan ayında ‘çocuklarımız ‘Maarifin Kalbinde Çocuk’ temasıyla ulusal egemenlik, demokrasi, insan hakları gibi konularda farkındalık oluşturacak etkinliklerle nisan ayını değerlendirsin’ dendiğinde yine eleştirilerle karşı karşıya kaldık. Değerli arkadaşlar yapmaya çalıştığımız şey, oluşturmaya çalıştığımız şey tamamen bu.”
Aile katılımı ve dijital okuryazarlık
Bakan Tekin, son olarak ailenin eğitimdeki kilit rolüne değinerek, “Ebeveyn Okulu” ve dijital okuryazarlık projelerinin önemini hatırlattı. Ailelerin sürece aktif katılımını beklediklerini söyleyen Tekin, “Son 2 yıldır bilhassa eğitim öğretim süreçlerinde ailenin çocuklarıyla nitelikli vakit geçirmesinin önemine işaret eden Tekin, “Bu konuda akademik çalışmalar yayınladık. Bu konuda diziler yaptık. Bu konuda kamu spotları yaptık. Okullardaki veli toplantılarında sunulmak üzere okullarımıza sunum dosyaları gönderdik. ‘Ebeveyn Okulu’ başlığıyla hayat boyu öğrenme kapsamında kurslar açtık. Bir sürü etkinlik yaptık ama arzumuz ailelerin bu sürecin içerisine dahil olması.” ifadeleriyle konuşmasını sonlandırdı.