Yaşanan afetlerin şehirler açısından yeni risk alanları oluşturduğunu belirten Kurum, şu değerlendirmede bulundu:
“Hemen yanı başımızda, daha geçen hafta Gaziantep’imizde tarihimizde görmediğimiz bir hortum yaşadık. Hatay’da ve bu coğrafyada 11 ilimizi etkileyen bir deprem yaşadık. Geçtiğimiz sene su kıtlığıyla şehirlerimiz karşı karşıya kaldı. Bu sene barajlarımız doldu, eğer şehre inerken gördüyseniz o fazla suyu barajlardan bırakmak durumunda kaldık. Maalesef iklim değişikliği şehirlerimizin risklerini büyütüyor, afet yönetimi, bu risklere karşı hazır kurumlar ve güçlü koordinasyon gerektiriyor. Kentsel dirençlilik ise bütün bu çabaları, insanı, ekonomiyi, şehri ve yaşam kalitesini birlikte güçlendiren, bir şehircilik vizyonuna dönüşüyor.”
“COP31’i çözüm platformu olarak görüyoruz”
Kasım ayında Antalya’da gerçekleştirilecek COP31 zirvesinin yalnızca teknik müzakerelerden ibaret olmadığını vurgulayan Kurum, sürecin yerel yönetimlerin etkinliğini ortaya koyacak bir platform niteliği taşıdığını ifade etti.
Zirveye ilişkin yaklaşımını paylaşan Kurum, şu ifadeleri kullandı:
“Kasımda inşallah Antalya’da ev sahipliği yapacağımız zirveyi yalnızca orada teknik müzakerelerin yürütüldüğü bir toplantı olarak görmedik, görmüyoruz. Aksine bu süreci, şehirlerin sorunlarına cevap veren, birebir insanımızla karşı karşıya olan yerel yönetimlerimizin gücünü görünür kılan, sözleri somut sonuçlara dönüştüren bir çözüm platformu olarak değerlendiriyoruz.”
“14 milyon insan doğrudan etkilendi”
6 Şubat depremlerinin ardından yürütülen yeniden inşa sürecine değinen Bakan Kurum, afetin büyüklüğünü ve bölgede verilen mücadeleyi anlattı.
Deprem bölgesindeki dayanışmaya işaret eden Kurum, konuşmasında şu değerlendirmelere yer verdi:
“Bu şehirleri hep birlikte ayağa kaldırdık, dostlarımızın destekleriyle, insanımızla… 6 Şubat 2023’te Türkiye olarak tarihimizin en uzun gününü yaşadık. 14 milyon insanımız bu felaketten doğrudan etkilendi, bu geniş coğrafyada büyük bir yıkımla karşı karşıya kaldık. Burada oturan arkadaşlarımız kardeşlerini, eşlerini kaybettiler ama o acıyı unutup bu şehir için gece gündüz mücadele ettiler. Yaklaşık 850 bin yapı kullanılamaz hale geldi.”
“Saatte 23, günde 550 konut üretim hızına ulaştık”
Deprem konutlarının yapım sürecine ilişkin verileri paylaşan Kurum, üretim kapasitesinin ulaştığı noktaya dikkati çekti.
Teslim edilen konut ve iş yerlerinin büyüklüğünü Avrupa ülkeleriyle kıyaslayan Kurum, şu ifadeleri kullandı:
“Hızımızı saatte 23, günde 550 konuta ulaştırdık, yani şu toplantı bittiğinde deprem bölgesinde 23 konut bitecek. 27 Aralık 2025 itibarıyla o, 6 Şubat sabahı yaşadığımız acının yerine mutluluk geldi. 11 ilimizde 455 bin konut ve iş yerini tamamlayarak, büyük bir coşkuyla hak sahibi vatandaşlara Sayın Cumhurbaşkanı’mızın teşrifleriyle anahtarlarını teslim ettik. Size 455 bin konutu şöyle anlatayım, nüfus bakımından Litvanya, yüzölçümü bakımından Bulgaristan, İzlanda kadar bir ülkeyi, 2 yılda altyapısı, okulları, iş yerleri, parkları, ibadethaneleri, topyekun bir şehircilik anlayışıyla yeniden inşa ettik, inşa çalışmamızın her anında emin olun, çevremizi, oradaki bir ağacımızı, tescilli bir yapıyı koruyarak adım attık.”
“Afet öncesi harcanan 1 lira, sonrası için 10 liraya bedel”
Kentsel dönüşüm çalışmalarının yalnızca bir yapılaşma süreci olmadığını belirten Kurum, afetlere hazırlığın ekonomik ve sosyal boyutuna işaret etti.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde yürütülen çalışmaların güven ve umut inşası anlamı taşıdığını ifade eden Kurum, şöyle konuştu:
“İnanın kolay değildi, bu işi yapabilmek öyle her babayiğidin harcı değil. Biz kapsamlı bir koordinasyon, büyük bir azim ve kararlılıkla çok şükür buralara geldik. Bunu yalnızca bir inşa başarısı olarak da görmüyoruz, Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde yaraları sarma, güveni yeniden kurma ve umudu ayağa kaldırma iradesi olarak değerlendiriyoruz. Biliyoruz ki afet yönetimi, yalnızca afet sonrası mücadeledi değil, riskleri görmek, yapı stokunu güçlendirmek, yerel yönetimleri desteklemek ve şehirleri dirençli bir biçimde kurtarmaktır. Çünkü afet öncesi harcayacağınız 1 lira, afet sonrası harcayacağınız en az 10 liraya bedel. Biz de bu anlayışla, burada edindiğimiz tecrübeyi ülkemizde riskli yapı dönüşümüyle yeniden bir evreye geçerek, kentsel dönüşüm çalışmalarımıza hız veriyoruz. Hem kentsel dönüşüm hem de çok uygun koşullarla sunduğumuz sosyal konutlarla afetlere dirençli hale getireceğiz. Türkiye 2 yılda deprem bölgesinde 500 bin deprem konutu yapmış, ardından da vatandaşına dirençli şehirler adına, deprem riskini ortadan kaldırma adına yeni 500 bin sosyal konutu milletine müjdelemiştir.”
“Dünya enerji kriziyle karşı karşıya”
Konuşmasında küresel krizlerin şehirler üzerindeki etkilerine de değinen Kurum, savaşların ve enerji krizinin yeni şehircilik yaklaşımlarını zorunlu hale getirdiğini söyledi.
Dirençli şehirlerin enerji bağımsızlığıyla mümkün olacağını belirten Kurum, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Tabii bunun dışında yaşadığımız coğrafyadaki maalesef savaşlar… İşte hemen yanı başımızda, burada Suriyeli dostum, kardeşim, oradaki büyük yıkım. Filistin’deki büyük dram, Rusya-Ukrayna’daki savaş sonrası şehirlerin durumu, İran’daki keza aynı şekildeki yıkım, bir de bugün tüm dünyanın maalesef böyle bir durumla karşı karşıya kaldığını görüyoruz. İnsanlar güvenli binaların yanında temiz hava, güvenilir su, etkin atık yönetimi ve uygun maliyetli enerji istiyor. Bugün tüm dünya enerji kriziyle karşı karşıya, neden, çünkü hiçbir ülke kendi kendine yetemiyor. Bu taleplere ancak iklime dirençli kentler inşa ederek cevap verebiliriz. Her kentin kendi kendine yetmesiyle, enerji özgürlüğüyle, enerji çeşitliliğiyle cevap verebiliriz.”
“Dirençli şehirler insanlığın ortak ihtiyacı”
Küresel ölçekte ortak standartların geliştirilmesi gerektiğini ifade eden Kurum, konuşmasını şehirlerin geleceğine ilişkin çağrıyla tamamladı.
Hatay deklarasyonunun uluslararası ölçekte referans niteliği taşımasını beklediklerini dile getiren Kurum, şunları kaydetti:
“Küresel çapta, hep birlikte binaların emisyonlarını azaltmalıyız, yeşil bina sertifikasyonlarını hep birlikte güçlendirmeliyiz. Dirençli şehirler için yeni finansman mekanizmalarını geliştirmeliyiz. Dirençli altyapı ve bina standartlarını küresel ölçekte yaygınlaştırmalıyız. Bu başlıklar yalnızca Türkiye’nin öncelikleri değildir, şehirlerin, insanımızın ortak ihtiyacıdır. İnsanlığın ortak geleceğine karşı hepimizin sorumluluğudur. Ben, bu programın sonunda hazırlanacak Hatay deklarasyonuna dünya şehirleri için, tüm insanlık için, güçlü referans olacak kararların alınacağına yürekten inanıyorum.”