Savunmasında, Özdere Askeri Kampı'ndaki tatilinin ardından
torunlarını görmek için Ankara'ya geldiğini ve Akıncı Üssü'ndeki
lojmanda kalan kızının yanına geçtiğini belirten Öztürk, eşinin
talebiyle geceyi burada geçirmeye karar verince saat 21.30
sıralarında koruması, emir astsubayı ve şoförünü evlerine
gönderdiğini söyledi.
Darbeden haberi olan birinin bu saatte korumalarını göndermesinin
olağan karşılanamayacağını dile getiren Öztürk, yine aynı saatlerde
İstanbul'da düğün sahibi olan Korgeneral Mehmet Şanver'i telefonla
arayarak tebrik ettiğini belirtti.
Koruma ekibi Akıncı üs bölgesinden ayrıldıktan sonra kendisini
telefonla arayan koruma astsubayı İsmail Keskin'in, "Genelkurmay'a
saldırı oldu" dediğini aktaran Öztürk, bunun üzerine korumalarını
tekrar üsse çağırdığını söyledi.
Olayın içeriğini öğrenmek için koruma ekibine Hava Kuvvetleri
Komutanlığı ve Genelkurmay Başkanlığı harekat merkezlerini
aramaları yönünde talimat verdiğini anlatan Öztürk, "Hava
Kuvvetleri Komutanlığı Harekat Merkezine ulaşamayınca Genelkurmay
Başkanlığı Harekat Merkezini arattırdım. İlk aramada cevap veren
olmayınca ikinci ve üçüncü kez aynı merkezi arattım. Son kez
arattığımda telefona çıkan binbaşı, Keskin'e kendisinin konu
hakkında bilgi veremeyeceğini, soyismi Partigöç olan bir generalle
görüşmemiz gerektiğini söyledi. Bu kişiden Partigöç'ün telefon
numarasını alarak Keskin'e arattırdım. Telefona çıkan şahıs,
Partigöç'ün emir subayı olması lazım, Partigöç'ün yanında
olmadığını, komutanın Akıncı Üssü'ne götürüldüğünü beyan etmiş. Ben
Partigöç ile temas etmedim." diye konuştu.
Saat 23.30 sularında Orgeneral Abidin Ünal'ın kendisini arayarak,
"Abi Ankara'da uçaklar uçuyormuş, havalanmış. Sen Ankara'dasın üsse
geçip bir bakar mısın? Bana bilgi verir misin?" demesi üzerine
Akıncı Üs Komutanlığını aradığını belirten Öztürk, şöyle devam
etti:
"Telefona yanılmıyorsam Kubilay Selçuk çıktı. Bana, 'Komutanım
operasyon var.' dedi. Ben de 'Ne operasyon?' diye sordum.
Selçuk'un, 'Komutan da burada sizi bekliyor' demesi üzerine,
'Tamam' diyerek üssün lojmanlar bölgesinden karargah bölgesine
geçtim. Üs bölgesinde beni karşılayan kimse yoktu. Karargah
binasının önünde silahlı ve maskeli kişilerce karşılandım, etrafım
çevrilerek üs karargahına götürüldüm. Oraya gidince içeride Kubilay
Selçuk, Ömer Faruk Harmancık, Mehmet Dişli diyeceğim ama Dişli
biraz sonra geldi, bunlar vardı. Doğruca Hulusi Akar'ın yanına
gittim. 'Hayırdır komutanım?' diye sorunca, komutanın, odada
bulunanları göstererek bana, 'Bunlar bu işi yaptılar. Bunlarla
konuş, bunları ikna et. Bunlar darbeye kalkıştı' demesiyle konuya
vakıf oldum. Bu sırada odadakiler buradan ayrıldı."
GÜLER VE ÜNAL'I BEN KURTARDIM
Genelkurmay Başkanı Akar'ın talimatıyla darbecileri ikna etmek ve
olayları önlemek amacıyla darbecilerin bulunduğu 143. Filo'ya
geçtiğini öne süren Öztürk, burada Kubilay Selçuk ve Ömer Faruk
Harmancık'ı gördüğünü, onlara bu işin yanlış olduğunu, kabul
görmeyeceğini anlattığını ancak bu kişilerin kararlı olduğunu
anlayınca geri döndüğünü iddia etti.
Mahkeme Başkanı Selfet Giray'ın "Bu kişilerin kararlılıklarını
nasıl anladınız?" sorusu üzerine Öztürk, "Ömer Faruk Harmancık,
'Arkamızda durulsaydı başarılı olurduk' falan, buna benzer şeyler
söyledi." diye konuştu.
Öztürk, bu sırada emir subayından can güvenliği endişesiyle bir
üniforma istediğini, kendisine ait olmayan bir üniforma
getirildiğini belirterek, "Ben hazırlıklı değilim. Bir üniforma
bile getirmemişim. Bu da benim hazırlıksız olduğumu gösteriyor."
dedi.
Darbecileri ikna etmek için 3-4 kez daha yanlarına gittiğini
savunan Öztürk, etrafta silahlı komandolar bulunması nedeniyle
darbecilere karşı sert bir üslup kullanamadığını, sakin, mülayim,
yatıştırıcı bir üslupla darbecileri iknaya çalıştığını öne
sürdü.
Gecenin ilerleyen saatlerinde darbeciler ikna olmaya başlayınca
durumu Orgeneral Akar'a arz ettiğini savunan Öztürk, bunun üzerine,
Genelkurmay Başkanı Akar'ın Başbakan Binali Yıldırım ile telefonla
görüştüğünü, ardından Mehmet Dişli ile helikopterle Başbakanlığa
geçtiğini, kendisini de "Akın, sen biraz daha bekle. Bunları ikna
et" diyerek üste bıraktığını söyledi.
Komutanın daha sonra kendisini aramadığını dile getiren Öztürk,
helikopterle Başbakanlığa geçmeye çalıştığını, ikinci denemede
helikopterin ateş aldığını ve bacağından yaralandığını anlattı.
Tekrar karargaha dönüp tıbbi müdahale aldığını dile getiren Öztürk,
"Bu sırada Yaşar Güler'in Akıncı Üssü'nde rehin tutulduğunu
öğrendim. Karargaha gidip, rehin tutulduğu odada elindeki ve
ayağındaki bağları kestim ve kendisini kurtardım. Abidin Ünal'ı
buldum ve birlikte diğer generalleri kurtarıp, diğerlerini askeri
savcıya teslim edip Hava Kuvvetleri Komutanlığına intikal ettim."
dedi.
Hava Kuvvetleri Komutanlığında bir basın bildirisi hazırladıktan
sonra Milli Savunma Bakanı Fikri Işık ile görüşüp, yaşadıklarımı
anlattığını belirten Öztürk, bu sırada Hava Kuvvetleri Komutanının
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüştüğünü, bu görüşme
sırasında Erdoğan'ın, "Ama onu baş yapmışlar" dediğini duyduğunu
söyledi.
Öztürk, konumu itibarıyla sembolik bir görevde bulunduğunu,
emir-komuta yetkisi olmayan, Şubat 2016'da emeklilik dilekçesini
ilgili makamlara veren, yasal hakkı olan konutunda oturmak için
konut talebinde bulunan, 3 koruması, 1 şoförü dışında mahiyeti
bulunmayan, YAŞ üyesi olarak görev yapan bir komutan olduğunu
vurgulayarak, "Kuvvet Komutanlığından sonra Genelkurmay İkinci
Başkanlığına, Genelkurmay Başkanının ikna edilememesi halinde
Genelkurmay Başkanlığına getirileceğim ifadesi var. Beni kim nasıl
ikna edebilmiş, bunu birisi söyleyebilir mi? Genelkurmay İkinci
Başkanlığı benim için tenzili rütbe ama Genelkurmay Başkanlığı
yapacakmışım. Beni kim ikna etmiş, ben razı olmuş muyum? Bu da
belli değil." diye konuştu.
VİTRİN SÜSÜ OLARAK KULLANILDIM
Öztürk, Orgeneral Akar'ı darbeye ikna etme yönünde hiçbir çabasının
bulunmadığını, bunun Akar'a da sorulabileceğini savundu.
Haksız bir suçlamayla 13 aydır cezaevinde tutulduğunu iddia eden
Akın Öztürk, darbenin sivil yöneticisi olduğu öne sürülen diğer
sanıkları tanımadığını, bu kişilerle hiçbir irtibatının olmadığını
öne sürdü.
Ülke sevgisi, ulus bilinci, Mustafa Kemal ve eserleri hayranlığıyla
yetiştiğini belirten Öztürk, bu değerlerle yetişen birinin, dini
istismar edip Cumhuriyetin kazanımlarını tersine çevirmeye çalışan
cemaat ve tarikatlara sempatiyle bakmasının mümkün olmadığını
söyledi.
Öztürk, şöyle devam etti:
"Yarım asra yaklaşan askeri bilgi ve tecrübemi, komutanları ve
devletin verdiği emekleri, Cumhuriyetin kurucusu Mustafa Kemal
Atatürk'e 'Deccal' diyecek kadar hainliğe ulaşan 3-4 imamın
kullanımına verecek bir kişi değilim. Her türlü tarikat ve
cemaatin, Cumhuriyetin, demokrasinin altına konmuş tehlikeli bir
bomba olduğunu defalarca söylemişimdir. 1960 darbesini, 1971
muhtırasını, 1980 darbesini ve 28 Şubat olaylarını yaşamış,
milletin üzerinde olumsuz etkilerini bilen ve en son MGK'da legal
görünümlü illegal yapılara karşı alınacak tedbirler konusundaki
tavsiye kararına imza atmış bir MGK üyesi olarak, bu darbe
girişiminin hiçbir şekilde haklı görecek veya destekleyecek bir
kişiliğe sahip değilim. Bu yaftayı üzerime çivileseler tutmaz."
FETÖ ile mücadelesini anlatan Öztürk, en son FETÖ'cü olduğu öne
sürülen 60 kişilik bir listeyi MİT Müsteşarına sunduğunu
anlattı.
Yurtta Sulh Konseyi üyeliğine seçilmesinin kendi bilgisi, rızası ve
iradesi dışında gerçekleştiğini öne süren Öztürk, darbeciler
tarafından "vitrini süslemek amacıyla" kullanıldığını savundu.
Genelkurmay Başkanı Akar ve Hava Kuvvetleri Komutanının talimatları
doğrultusunda hareket ettiğini belirterek, "Hava Kuvvetleri
Komutanı üsse gitmemi rica ettiği zaman 'Hayır' deyip gitmeseydim
şimdi burada yargılanmayacaktım. Suçum sadece 45 yıllık silah
arkadaşıma 'Hayır' diyememek ve torunlarımı görmeye gitmek
olmuştur. Ben bu davada aslında kavgayı ayırmaya çalışırken, sopa
yiyen adam konumuna düştüm." diyen Öztürk, tahliye ve beraat
talebinde bulundu.
Savunmanın ardından Öztürk'ün çapraz sorgusuna geçildi.
İklim Değişikliğinin Habercisi: Sulak Araziler
#Gündem / 06 Mart 2025
KGK, Moskova’da TASS’ın BRICS medya zirvesinde
#Gündem / 15 Eylül 2024
Yorumlar
