Nobel Tıp Ödülü'nün bu yılki sahiplerinden Amerikalı bilim adamı
Rockefeller Üniversitesinden Prof. Dr. Michael Young'ın son
çalışmasındaki "uykusuzluk geninin" keşfinin, genetik üzerine dünya
çapında araştırmaları ile bilinen Bilkent Üniversitesinden Prof.
Dr. Tayfun Özçelik ile ortaklaşa Türkiye'de yürütülen bir çalışmada
yapıldığı ortaya çıktı.
Bu yılki Nobel Tıp Ödülü'nün, biyolojik saat olarak da bilinen
sirkadiyen ritmini kontrol eden moleküler mekanizmaları keşfeden
Jeffrey C. Hall, Michael Rosbash ve Michael W. Young arasında
paylaştırıldığı açıklanmıştı. Nobel Komitesince tıp ödülünü almaya
gerekçe gösterilen metinde, Türk bilim insanı Prof. Dr. Tayfun
Özçelik'in ve Prof. Dr. Michael Young ile ortaklaşa yazdığı
"uykusuzluk geninin" keşfi araştırması da yer aldı.
Prof. Dr. Özçelik ve Prof. Dr. Young'ın önderliğinde yürütülen ve
makaleye konu olan bilimsel araştırmada, halk arasında "gece kuşu"
olarak bilinen uykuya dalamama rahatsızlığına yol açan gen
keşfedilmişti. Böylece "CRY1 mutasyonu" olarak tanımlanan genetik
değişikliği taşıyan kişilerin tespiti için DNA tanı testi de
geliştirildi. Ayrıca uykuya dalamama rahatsızlığı olanlar için
güneş ışıklarının ve doğru dalga boyunda ışığın tedavi edici
özellikleri de ortaya konmuştu. Araştırmanın ayrıca, geç vakitlere
kadar uyuyamayanların biyolojik saatlerinin, genetik olarak yavaş
çalışmaya programlandığı ve bunun da nedeninin "Kriptokrom 1-CRY1"
adı verilen gendeki mutasyon olduğu keşfedilmişti.
Çalışma, Bilkent, Rockefeller ve Cornell üniversiteleri, Türkiye
Bilimler Akademisi, Amerika Birleşik Devletleri Ulusal Sağlık
Enstitüsü (National Institutes of Health-NIH), Calico Yaşam
Bilimleri-LLC Şirketi ile Beyin ve Davranış Araştırma Vakfınca
desteklenmişti.
"GENOM, İNSANLIK TARİHİNDEKİ 4 ANA PROJEDEN
BİRİ"
Prof. Dr. Tayfun Özçelik, AA muhabirine yaptığı açıklamada,
insanlık tarihi boyunca 4 ana projenin yapıldığını ifade etti.
Birincisinin atom bombasının keşfi, ikincisinin NASA araştırmaları,
üçüncüsünün CERN, dördüncüsünün ise insan Genom Projesi olduğunu
belirten Özçelik, "İnsanın DNA şifresi, 1990-2003 yılları arasında
çözüldü. 2003'ten beri dünyanın hedefi bu projelerin bitirilmemesi
yönünde." bilgisini verdi.
Tıpta 7 bin hastalık türünün bulunduğunu dile getiren Özçelik,
bunların nadir ve çok yaygın görülen hastalıklar olmak üzere ikiye
ayrılabileceğini anlattı.
EL AYAK ÜZERİNDE YÜRÜME GENİ DE TÜRKİYE'DE
KEŞFEDİLMİŞTİ
Özçelik, 2008 yılında kendisinin yürütücülüğünü yaptığı ve Hatay,
Adana, Gaziantep ve Çanakkale'de yaşayan 4 ailede gerçekleştirilen
çalışmalarla "el ayak üzerinde yürüme geni"ni ünlü fizyolog Üner
Tan ile birlikte keşfettiklerini hatırlattı.
Bu çalışmalarında, tek bir aileden yola çıkarak, geni taşımayanlar
ile taşıyanlar üzerinden araştırmalar yürüttüklerini aktaran
Özçelik, geçen yılın eylül ayında Nature Genetics dergisinde
yayımlanan makale ile bilim dünyasına bu geni keşifleri sırasında
kullandıkları metodu önerdiklerini ve bilim dünyasına "Kompleks
genleri arıyorsanız kompleks hastalıklardan etkilenmiş hastaları
değil, ailelerini inceleyin" yorumunu getirdiklerini aktardı.
Dünya genelindeki genom araştırmalarında ise yaygın görülen
hastalıklardaki genlerin tespiti için yüz binlerce hastadan oluşan
meta analizlerin yapıldığına dikkati çeken Özçelik, şöyle
konuştu:
"İster nadir ister yaygın görülsün hangi hastalığı seçerseniz seçin
tek bir aile ile genetik araştırmada yürüyeceksiniz. Bu ailenin
atalarının 10 bin yıldır aynı topraktan olması birinci şart. O
ailenin göç yolları üzerinde yaşaması ikinci şart. Akraba
evliliğinin yüksek olduğu bölgede yaşamaları üçüncü şart, son 200
yıllık süreçte ailenin stabil olması dördüncü şart ve son olarak da
çok çocuklu aileler olması. Bu ortamda aslında hasta olmayan
kişiler arasında genler bulunabiliyor. Bunu biz el ayak üzerinde
yürüme geninde dünyaya ispat ettik. Dünyanın en nadir görülen
hastalığı olduğu halde bu 5 koşulu sağlayan ailelere ulaştık.
Ailenin 250 bireyine ulaştık. Ondan sonra Genom incelemelerini
yaptık ve sağlam bireylerden bu geni keşfettik."
Kendisinin el ayak üzerine yürüme geninde yaptığı gibi önce geni
taşıdığı tahmin edilen ve aynı aile içindeki sağlıklı bireylerin
genomunu çıkarmayı içeren ters bir yaklaşım ortaya koyduğunu
belirten Özçelik, "Tüm dünya genelindeki çalışmalara ters bir
yaklaşım önerdik." dedi.
UYKUSUZLUK GENİ TERS YAKLAŞIMLA BULUNDU
Bu ters yaklaşımla Nobel ödülüne layık görülen Young ile ortak
çalışmalar yürüttüklerini bildiren Özçelik, bu çalışmaların ilk
sonucunun bu yıl Cell dergisindeki makale ile bilim dünyasına
duyurulan ve yaygın görülen uykusuzluğa neden olan geni
keşfettiklerini belirtti.
Nobel Tıp Ödülü'ne layık görülen Rockefeller Üniversitesinden Young
ile 2010'dan beri ortak çalışmalar yürüttüklerine işaret eden
Özçelik, "Uykusuzluk geni çalışması, Nobel Tıp Ödülü'nün
verilmesinin gerekçesini açıklayan metinde de yer alıyor. Bu
çalışmamız, Young ile ortaklaşa şekilde bu yılın nisan ayında Cell
dergisinde yayımlandı. Bu çalışmamızda, Türkiye'den 16 büyük
aileden 102 kişinin genomunu çıkardık. Bu kişilerden 43'ünde
uykusuzluk genini tespit ettik." bilgisini paylaştı.
Özçelik, "Young'ın Nobel almasını bekliyor muydunuz?" sorusuna
"Bekliyorduk. Young'ın çalışmasının Nobel Tıp Ödülü'ne layık
görüldüğünü öğrendiğimde çok sevindim. Young'ın çalışmaları
arasındaki uykusuzluk geni, Bilkent Üniversitesinin bize sağladığı
imkanlar ile bulundu. El ayak üzerinde yürüme geni ile başlayan
hikayeyi, uykusuzluk gibi çok sık görülen bir rahatsızlığa neden
olan geni bularak geliştirmiş olduk." diye konuştu.
Young ile gen keşfinin dışında sonucunu bekledikleri başka
açılımlar üzerine de araştırmalar yürüttüklerini bildiren Özçelik,
"Türkiye'nin dünya bilimine en büyük katkısı Türkiye Genom
Projesi'ni aktiflemesi olacaktır. Türkiye aslında Ortadoğu ve
Akdeniz ülkelerinin genom projelerinin de doğal lideridir. Bütün
dünya bunu bekliyor." dedi.
İklim Değişikliğinin Habercisi: Sulak Araziler
#Gündem / 06 Mart 2025
KGK, Moskova’da TASS’ın BRICS medya zirvesinde
#Gündem / 15 Eylül 2024
Yorumlar
