Orhan Kemal İl Halk Kütüphanesi'ndeki etkinlikte konuşan Pala,
kitap okumanın hobi değil asli bir görev olduğunu belirterek,
"Kitap okumanın bir vazife olduğunun bilincine vardığımız zaman, bu
toplum kalkınacak. Kendini ifade etmeye ve kendi kimliğiyle var
olmaya başlayacak." dedi.
Pala, zenginliğin ancak kitaplardan kazanabileceğini dile
getirerek, "Belli bir sistem içerisinde, herkesin zihninde bir
şeyler vardır. Düşünce, anlayış, hissediş, yorum vesaire... Kişi,
öğrendikleriyle kendi zihninin ürettiklerini bir araya getirerek
oluşur. Dolayısıyla biz kültürümüzü edinirken, aslında kültürün
içine doğmuş olarak onu edinmeye başlarız. İnsanlar kültürlü
doğmaz, bir kültürün içine doğar. Kültürün ne kadarını alarak
yaşıyorsanız, o kadar mutlu bir hayat sürersiniz. Hayatın anlamı o
kadar derinleşir veya zenginleşir ki işte bu zenginlik hiçbir
varlıkla ölçülemez." diye konuştu.
"MARİFET SESİMİZİ DEĞİL, SÖZÜMÜZÜ YÜKSELTİR"
Kitaplar arasında yolculuklar yapılması gerektiğini anlatan Pala,
"Bir kitabın içinde yolculuk yaptığımızda, iki türlü kazanımımız
olur. Biri yatay, diğeri dikey. Yatay kazanımda örneğin
Dostoyevski'yi okursanız Rusya'yı, Hafız'ı okursanız İran'ı,
Shakespeare'i okursanız Avrupa'yı öğrenirsiniz. Bunları,
çoğaltabilirsiniz. Kitaplar size coğrafyaları getirir ve oralardan
dostlarınız olur. " ifadelerini kullandı.
Pala, kitap okuma yoluyla yapılan dikey yolculuğa da değinerek,
"15. yüzyıla ait bir kitap okursanız ayrıcalıklı birisi olursunuz.
Başkaları ona ulaşamaz. Sizin 15. yüzyıldan bir akrabanız olur. 17.
yüzyıla ait bir yazarı okursanız, 17. yüzyıl İngiltere'sinden bir
arkadaş, dost edinirsiniz. İşte bu zenginlik, bakış açınızı
açacaktır. Birdenbire hayatı başka türlü algılamaya
başlayacaksınız. Yatay ve dikey yolculuklar ancak bir kitabın
sayfaları arasında yapılabilir." değerlendirmesinde bulundu.
Türk toplumunun bir irfan kültürüne sahip olduğunu aktaran Pala,
şöyle devam etti:
"Okuma yazma bilmekle, okur yazar olmak çok ayrı şeylerdir.
Geçmişte her paşanın, padişahın ve vezirin kitaplığı olurdu. O
kitaplıktan bir kitabı okur. O kitabın içerisinde her ne var ise
onu 40, 50 kişiye anlatırlardı. Yani okumanın bir zemini vardı.
Okuyanlar, okuma bilmeyenlere anlatırlardı. İşte bu yüzden bizim
kültürümüz bir irfan kültürüdür, okuma, yazma kültürü değildir.
Onun için Doğu'da yazma eylemi azdır, yazan da azdır. Doğu'da hiç
durmadan konuşurlar. Bu bizim genlerimizde var. Eskiden yazmayı,
okumayı 100 kişiden üç kişi yapar diğerleri ise dinlerdi. Şimdi
konuşmalar hiç dinlenmiyor. Şimdiki konuşmaların da içi boş, bir
değeri yok. Yani marifet sesimizi değil, sözümüzü yükseltmektir.
Sözümüz ne kadar yüksek olursa, o kadar kendimizi bulmuş
olacağız."
İskender Pala, yazarların okuyucuya karşı görevleri olduğunu
kaydederek, "Bir yazarın görevi; okuyucusunu kendi seviyesine
çıkarmaktır, onun seviyesine inmek değildir. Yazar okuyucusunu
belirli bir sistem içerisinde kendi seviyesine çıkarmakla, iyiye,
güzele ve doğruya yönlendirmekle yükümlüdür. Yazar, okuyucusuna
yalan söylememekle ve hakikatleri saptırmamakla yükümlüdür."
ifadelerini kullandı.
El yazma eserler barındıran kütüphanelerin başlı başına bir
araştırma konusu olduğunu da vurgulayan Pala, bu konuda kitaplar
yazılması gerektiğini sözlerine ekledi.
Etkinliğin sonunda dinleyenlerin sorularını yanıtlayan Pala,
okuyucuları için kitaplarını da imzaladı.
İklim Değişikliğinin Habercisi: Sulak Araziler
#Gündem / 06 Mart 2025
KGK, Moskova’da TASS’ın BRICS medya zirvesinde
#Gündem / 15 Eylül 2024
Yorumlar
