AjansHaber Gündem World Decolonization Forum’da “Batı merkezli düzen” tartışıldı

World Decolonization Forum’da “Batı merkezli düzen” tartışıldı

Atatürk Kültür Merkezi’nde 11-12 Mayıs tarihlerinde düzenlenen “World Decolonization Forum”da, ekonomi, akademi, hukuk, medya ve bilgi üretimi alanlarında Batı merkezli küresel düzenin etkileri ve modern sömürgecilik tartışmaları ele alındı. Forumda konuşan akademisyenler, ekonomistler ve siyasetçiler, günümüz dünyasında sömürgeciliğin yalnızca tarihsel bir mesele olmadığını savunarak “dekolonizasyon” ekseninde yeni ekonomik ve düşünsel modeller geliştirilmesi gerektiğini vurguladı.

Editör

Forum kapsamında gerçekleştirilen “Bilgiye Bağımlılıktan Ekonomik Egemenliğe: Kalkınma Modellerini Yeniden Düşünmek” oturumunda ise küresel ekonomik sistem, finansal yapılar, akademik bilgi üretimi ve toplumsal eşitsizlikler üzerinden sömürgeciliğin günümüzdeki yansımaları değerlendirildi. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sadık Ünay’ın moderatörlüğündeki oturumda, Eski Güney Afrika Ticaret ve Sanayi Bakanı Ebrahim Patel, Durham Üniversitesinden Prof. Dr. Mehmet Asutay, Winchester Üniversitesinden Prof. Dr. Richard Werner, ekonomi politikçisi Ann Pettifor ve Oxford Üniversitesinden Prof. Dr. Adeel Malik görüşlerini paylaştı.

“Sömürgecilik yalnızca geçmişte kalmış bir mesele değil”

Pensilvanya Üniversitesi’nden Prof. Anne Norton da sömürgeciliğin yalnızca eski sömürgeleri etkileyen tarihsel bir süreç olmadığını ifade etti.

Norton, imparatorlukların yalnızca kolonileri değil, kendi içlerindeki yoksulları ve azınlıkları da sömürü düzeninin bir parçası haline getirdiğini belirterek, sömürgeciliğin Batı toplumlarının iç yapısında da etkisini sürdürdüğünü savundu.

Dekolonizasyonun yalnızca eski sömürgeler için değil Batı metropolleri için de gerekli olduğunu ifade eden Norton, “Irksal kapitalizmin pençesinden kurtulmak küresel özgürleşmenin tek yoludur.” değerlendirmesinde bulundu.

“Bilginin kontrolü sömürgeciliğin en güçlü araçlarından biri”

Forumun kapanış oturumunda konuşan Duke Üniversitesi Profesörü Walter D. Mignolo, sömürgeciliğin en güçlü araçlarından birinin “bilginin kontrolü” olduğunu savundu.

Mignolo, “Sömürgecilik, modernitenin en karanlık yüzüdür. Modernite, birinin size gelip ‘Sizi daha iyi yapacağız’ demesi ve sizin buna inanmanızdır. Bu, zihninizin sömürgeleştirilmesidir.” ifadelerini kullandı.

Bilgi üzerindeki hakimiyetin yalnızca düşünce dünyasını değil siyaset ve ekonomiyi de şekillendirdiğini belirten Mignolo, “Eğer bilgiyi kontrol ediyorsanız, sadece düşünceleri değil, ekonomiyi, hükümetleri ve hatta insanların kimliğini kontrol edersiniz.” dedi.

Mignolo ayrıca iklim krizinin de sömürgeci zihniyetin sonucu olduğunu belirterek, Batı’nın doğayı “domine edilecek bir nesne” olarak gören anlayışının bugünkü krizin temelinde yer aldığını söyledi.

“Karşılıklı bağımlılık egemenliği zayıflatmıyor”

Oxford Üniversitesinden Prof. Dr. Adeel Malik, ekonomik egemenliğin temelinde yeni “ekonomik dayanışmalar” kurulmasının yattığını söyledi.

Karşılıklı bağımlılığın egemenliği zayıflatmadığını, aksine güçlendirdiğini belirten Malik, gerçek bağımsızlığın etik, güç dengesi ve bireysel özerklik temelinde kurulan ilişkilerle mümkün olduğunu ifade etti.

Ekonomik egemenliğin ahlaki ekonomi anlayışından ayrı düşünülemeyeceğini söyleyen Malik, servetin adil dağıtılmasının toplumsal bütünleşmeyi güçlendirdiğini kaydetti.

Malik ayrıca, “Politikalarda etik olmadıkça bu sorular gerçekten ele alınamaz.” değerlendirmesinde bulundu.

“Afrika’nın altyapısı imparatorluğu desteklemek için kuruldu”

Eski Güney Afrika Ticaret ve Sanayi Bakanı Ebrahim Patel, apartheid döneminde Güney Afrika ekonomisinin Afrika kıtasının geri kalanından koparıldığını belirterek, birçok Afrika ülkesinin yalnızca diğer kıtalardaki üretim merkezlerine ham madde sağlayan yapılar haline getirildiğini söyledi.

Afrika’daki demiryolu ağlarının yapısına dikkati çeken Patel, altyapının büyük ölçüde maden bölgelerini ihracat limanlarına bağlayacak şekilde tasarlandığını ifade ederek, “altyapının amacının imparatorluğu desteklemek” olduğunu dile getirdi.

Bu mirasın ardından yeni bir ekonomik model oluşturma ihtiyacının doğduğunu belirten Patel, Afrika ülkelerinin tek başına yeterli ekonomik ölçeğe sahip olmadığını, bu nedenle kıtasal entegrasyonun önem kazandığını kaydetti. Patel, Afrika Kıta Serbest Ticaret Bölgesi’nin de bu ihtiyaç doğrultusunda oluşturulduğunu söyledi.

Forumdaki başka bir konuşmasında yabancı yatırım politikalarına da değinen Patel, “Yabancı yatırım her durumda ekonomik kalkınmayı temsil eder mi?” sorusunu gündeme taşıdı.

“Yeni kavramlar değil, yeni paradigma gerekli”

Durham Üniversitesinde Orta Doğu ve İslam ekonomisi üzerine çalışan Prof. Dr. Mehmet Asutay ise sömürgeciliğin etkilerinin yalnızca kurum isimlerinin değiştirilmesiyle ortadan kaldırılamayacağını belirtti.

Asutay, asıl dönüşümün kurumların dayandığı “kurumsal mantığın” değiştirilmesiyle mümkün olacağını ifade ederek, kapitalist sistemin verimlilik ve kar odaklı yapısının eşitsizlik, yoksulluk ve kaynakların adaletsiz dağılımı gibi sorunlara çözüm üretemediğini söyledi.

Sömürgecilik sonrası dönemde yalnızca mevcut yapılara yeni kavramlar eklemenin yeterli olmadığını belirten Asutay, “bütünüyle yeni bir paradigma” inşa edilmesi gerektiğini vurguladı.

Kalkınmanın yalnızca ekonomik büyüme olarak ele alınamayacağını ifade eden Asutay, bireylerin potansiyellerini gerçekleştirebileceği fırsat alanlarının oluşturulmasının önemine işaret etti. Toplumların mevcut küresel ekonomik modelleri kopyalamak yerine kendi ahlaki ve kurumsal ilkelerine dayanan alternatif yapılar geliştirmesi gerektiğini söyledi.

“Küresel finans sistemi dekolonize edilmeli”

Ekonomi politik uzmanı Ann Pettifor, küresel finans sistemi ve sermaye piyasalarının devletler üzerinde yeni bir sömürgeleştirme biçimi oluşturduğunu söyledi.

Pettifor, BlackRock gibi büyük yatırım şirketlerinin birçok ülkenin ekonomi politikaları üzerinde etkili olduğunu belirterek, enerji ve gıda piyasalarının spekülatif işlemler nedeniyle hükümet denetiminden çıktığını ifade etti.

Düşük gelirli ülkelerin bütçelerinin büyük kısmını borç ödemelerine ayırmak zorunda kaldığını kaydeden Pettifor, bunun eğitim ve sağlık gibi temel kamu hizmetlerine ayrılan kaynakları azalttığını söyledi.

Küresel sermaye hareketlerinin ciddi düzenlemelere tabi olmadığını vurgulayan Pettifor, “Küresel finans sistemi acilen dekolonize edilmeli.” değerlendirmesinde bulundu.

“Küresel finans sistemi yeni bir sömürgeleştirme biçimi”

Winchester Üniversitesi İşletme Fakültesi Bankacılık ve Ekonomi Bölümünden Prof. Dr. Richard Werner, gelişmekte olan ülkelerin dış borç ve yabancı para cinsinden yükümlülükler nedeniyle yoğun finansal baskı altında bulunduğunu belirtti.

Werner, IMF ve Dünya Bankası politikalarının birçok ülkeyi emtia ihracatına dayalı bir borç sistemine sürüklediğini ifade ederek, Japonya’nın dış finansman olmadan da hızlı kalkınmanın mümkün olduğunu gösterdiğini söyledi.

Ekonomik büyüme ve istihdamın temel kaynağının küçük ve orta ölçekli işletmeler olduğunu belirten Werner, bu işletmelerin üretken yatırımlar için finansmana erişmesi gerektiğini, bunun da merkeziyetsiz bankacılık yapılarıyla mümkün olabileceğini kaydetti.

“Futboldaki şiddet toplumun aynası”

1998 Dünya Kupası şampiyonu eski futbolcu Lilian Thuram ise forumda ırkçılık deneyimlerini anlattı.

İtalya’da oynadığı dönemde maruz kaldığı ırkçı saldırılara değinen Thuram, “Futbolda bir siyaha muz fırlatıldığında aslında tüm siyahlar yaralanır.” dedi.

Thuram, “Sessiz kalanlar, ırkçılardan daha tehlikelidir.” ifadelerini kullandı.

Küresel eşitsizliklere karşı yeni paradigma çağrısı

Forum kapsamında yapılan oturumlar ve değerlendirmelerde, “dekolonizasyon” kavramının yalnızca tarihsel sömürgecilik süreçlerinin eleştirisiyle sınırlı olmadığı ekonomi, siyaset, akademi, kültür ve bilgi üretimi alanlarında yeni bir küresel yaklaşım ihtiyacını ifade ettiği görüşü öne çıktı. Katılımcılar, günümüzde sömürgeciliğin doğrudan askeri ya da siyasi işgal biçimlerinden çok, finansal bağımlılık, bilgi üzerindeki hakimiyet, kültürel yönlendirme ve küresel ekonomik sistemler aracılığıyla sürdüğünü savundu. Özellikle düşük gelirli ülkelerin borç mekanizmaları, sermaye hareketleri ve uluslararası finans kuruluşları üzerinden uzun vadeli bir bağımlılık ilişkisine sürüklendiği değerlendirilirken, mevcut küresel ekonomik düzenin gelir eşitsizliğini derinleştirdiği ve toplumsal adaletsizlikleri artırdığı ifade edildi. Konuşmacılar, kalkınma modellerinin yalnızca ekonomik büyüme odaklı değil etik, toplumsal dayanışma ve insan merkezli bir perspektifle yeniden inşa edilmesi gerektiğini vurguladı.

İki gün süren forum boyunca yapılan konuşmalarda ayrıca, bilgi üretiminin ve akademik sistemlerin Batı merkezli yapısının küresel düşünce dünyasını şekillendirdiği, bunun da farklı toplumların kendi tarihsel ve kültürel birikimleri doğrultusunda alternatif modeller geliştirmesini zorlaştırdığı görüşü dile getirildi. Katılımcılar, daha adil bir uluslararası düzen için yalnızca ekonomik reformların değil, zihinsel ve kurumsal dönüşümün de gerekli olduğunu ifade ederek, çoğulcu bilgi üretimi, bölgesel iş birlikleri, etik finans anlayışı ve yerel kalkınma modellerinin önemine dikkati çekti. Forumda özellikle genç kuşakların, akademisyenlerin ve sivil toplum yapılarının bu dönüşüm sürecinde belirleyici aktörler olacağı değerlendirilirken, küresel eşitsizliklerin çözümünün ancak ortak dayanışma mekanizmaları ve alternatif düşünsel yaklaşımlarla mümkün olabileceği mesajı verildi.

Forumun kapanış değerlendirmelerinde ise katılımcılar, küresel eşitsizliklerin yalnızca ekonomik göstergelerle açıklanamayacağı, aynı zamanda güç ilişkileri, kültürel kodlar ve kurumsal yapılar üzerinden yeniden üretildiği görüşünde birleşti. Bu çerçevede, dönüşümün yalnızca politik ya da ekonomik düzenlemelerle değil, aynı zamanda düşünsel bir paradigma değişimiyle mümkün olacağı vurgulandı. Akademi, sivil toplum ve genç kuşakların bu süreçte belirleyici rol üstleneceği belirtilirken, forum “daha adil, çok merkezli ve etik temelli bir küresel düzen” çağrısıyla tamamlandı.

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız