Kayyum atanan Maltepe'deki Pinhan Restoran'ın Fetullahçı Terör
Örgütü'nün (FETÖ) örgütün karargahı olarak kullanılması ve himmet
gelirlerinin şirket geliri imiş gibi sisteme sokulması iddialarına
ilişkin, 12'si tutuklu 47 şüpheli hakkında hazırlanan iddianamede,
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı ve diğer yerlerde yürütülen
soruşturmalar kapsamında ifadesi alınan tanıkların, FETÖ ve örgütün
elebaşı Fetullah Gülen'in Amerika'daki istihbarat örgütleriyle
ilişkisine dair dikkati çekici anlatımlarına yer verildi.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosu
savcılarından Orhan Güldiker tarafından hazırlanan 138 sayfalık
iddianamede, Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması'nın
(FETÖ/PDY) kamu kaynaklarından, iş adamlarından şantaj ve tehditle
ya da gönüllülük esasıyla himmet ve kurbanla, örgüte ait şirket,
holding, banka, vakıf ve dernek faaliyetlerinden, eğitim
faaliyetlerinden, örgüte ait basın ve yayın organlarına verilen
reklam ve abonelikler ile sivil toplum kuruluşlarından sağlanan
gelir kaynaklarından bahsedildi.
ÖRGÜT GELİRLERİNİN SİSTEME SOKULMASI
İddianamede, örgüt adına elde edilen gelirlerin sisteme sokulması
da anlatıldı. Örgütün kurumsal gelirleri konusunda herhangi bir
sıkıntısı bulunmadığı, "şirket" ya da "anonim şirket" olarak
kurulan kuruluşların, elde ettikleri kazançları, ticaret veya
bankacılık üzerinden sisteme soktuğu belirtilen iddianamede, şu
değerlendirme yer aldı:
"Bu konuda Bank Asya çok önemli hale gelmiştir. Vakıflar adı
altında faaliyet gösteren kurum/kuruluşlar için ise vakıflar için
tanınan vergi muafiyetlerinden yararlanılmakta, bir kısım para
'bağış' adı altında söz konusu vakıflara verilmektedir. Örgütün,
sisteme sokulması yönünde sıkıntı çektiği gelir grubu, 'himmet' adı
altında toplanan paralardır. Şahıslardan alınan paraların doğrudan
il/ilçe sorumlusunda (finans imamında) toplanması, hem saklanması
hem de nereden bulunduğunun sorulması durumunda sıkıntı
yaratabilecek hususlardır. Örgüt bu sorunu, topladığı parayı,
kendisine bağlılığı konusunda şüphe duymadığı ve güvendiği, mutemet
tayin ettiği iş adamları üzerinden aşmakta, toplanan paralar,
belirlenen iş adamlarına verilerek yakalandığında kendi parası adı
altında legalleştirilmesini sağlamaktadır. Bu sayede zaten maddi
durumu yerinde olan iş adamı, gerektiğinde o parayı kendi
parasıymış gibi bankaya yatırabilmekte, hem de örgütün o parayla
ilgisi olduğuna dair resmiyete dökülebilecek bir sorun ortadan
kaldırılmaktadır."
"BİR NEVİ DİLENCİLİK YAPTIRARAK.."
Örgütün şahıslardan topladığı parayı, sorunsuz bir şekilde sisteme
sokma yöntemlerinden biri de kamuya yararlı dernek statüsünde
bulunan 'Kimse Yok Mu Dayanışma ve Yardımlaşma Derneği' gibi
dernekler olduğu, ayrıca örgütün kendi elemanlarına önce finans
kuruluşu olarak kurdurduktan sonra, banka statüsüne geçirdiği Bank
Asya'yı da para aklamada bir araç olarak kullandığı bilgisi verilen
iddianamede, şöyle denildi:
"Bank Asya'ya özellikle kendi elemanlarını almaya gayret
etmişlerdir. Eğer hasbelkader kendilerinden olmayan birleri orada
tespit edilirse, baskı uygulanarak öncelikle kendiliğinden
ayrılmasının sağlandığı, yok eğer o kişi/kişiler kendiliklerinden
ayrılmazlarsa, işlerine son verme yoluna gidilerek, gizliliğe azami
olarak riayet etmişlerdir. Bank Asya onlar için çok mahrem bir
kuruluştur. Bu konuya ilişkin örgüt lideri Fetullah Gülen'in kendi
el yazısıyla yazdığı, Bank Asya ile ilgili talimatlarını içeren
belge, Isparta Cumhuriyet Başsavcılığının yapmış olduğu operasyon
aşamasında ele geçirilmiştir. Oradaki talimatta da Fetullah Gülen,
'Eğer çalışan bizden değilse onu hemen defedin, çok elzemse o zaman
gözetim altında tutularak devam ettirin, yerine birisi yetiştiğinde
ise işine son verin' diyerek örgüt üzerindeki ağırlığını
hissettirmek istemiştir."
İddianamede, örgütün kendi üyelerinden para topladığı gibi himmet,
kurban, burs, abonelik adı altında çevrelerinden de toplamalarını
üyelerine emrettiği, bir nevi dilencilik yaptırarak onların izzeti
nefislerini körelttiği, bunun sonucu olarak da o kişinin verilen
talimatları sorgusuz, sualsiz, sorgulamadan, mutlak şekilde itaat
etmesini sağladığı vurgulanarak, kamuda görev yapan üyenin, artık
amirlerinden değil de "abilerinden" talimat almaya alıştığı ve
örgütün amaçları doğrultusunda her türlü legal yapıyla işbirliği
yaparak, bu yapıların araç/gereçlerini kullanmayı hedeflediğinin
anlaşıldığı kaydedildi.
"HÜKÜMETİ DEVİREMEYEN BU GAZETEYİ (ZAMAN)
ÇIKARMAYIN"
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçlar
Soruşturma Bürosunca ve bağlantılı olarak Türkiye genelinde
yürütülen soruşturmalar kapsamında alınan tanık ve müşteki
beyanlarına iddianamede, soruşturma konusuyla bağlantılı olarak yer
verildi.
Bir tanığın, "Alevi Federasyonu v.b. sivil toplum kuruluşlarına
sızarak, legal veya illegal yapıların da içinde bulunduğu bir
suikast gerçekleştirilebilir. 17 Aralık operasyonu sonrasındaki
süreçte net olarak şunu bilmemiz lazım; Türkiye’de düşen yaprak
arkasında bile cemaat yapısını aramak mantıklıdır. Türkiye
Cumhuriyeti'nde, meşru devletle meşru olmayan yapının arasındaki
çatışma devam etmektedir. Fiili bir harp devam etmektedir. Devlet,
her şeyin meşru olduğunu benimseyen bir cemaatle çatışma halinde.
Şimdi, 'her şeyi de cemaatten mi bileceksiniz' gibi bir algı
oluşturulmaya çalışıyor. Tam da bu, cemaatin istediği bir şey.
Bundan sonra öyle operasyonlar yapılabilir ki cemaat ile
bağdaştırmanız imkansız olabilir. Ama bu olayların hepsi, halkı
germek ve halkın psikolojisini bozmaktadır. Başkalarını zor durumda
bırakmaya yönelik hamleler olacak." beyanı yer bulan iddianamede,
Fetullah Gülen'in 28 Şubat'a bakışıyla ilgili de başka bir ifade
şöyle kullanıldı:
"Zaman gazetesinde 28 Şubat sürecini destekleyen Erbakan ve
hükümeti aleyhine yazılar yazılmıştır. Hatta Erbakan hükümetinin
istifa etme sürecinde Erbakan'ın istifaya direnmesi neticesinde,
Fethullah Gülen bi rgün yine 5. kat toplantısına geldiğinde, elinde
Zaman gazetesi ile A. ve diğer arkadaşların orada bulundukları
anda, elindeki gazeteyi göstererek ve gazeteyi onların yüzüne
fırlatarak, 'bir hükümeti bile deviremeyen bu gazeteyi çıkarmayın'
dediğine şahit oldum."
"TEHLİKELİ SONUCA ENGEL OLDUĞU İÇİN HAKAN FİDAN'I
SEVMEZLER"
Başka bir tanığın Gülen ile ilgili, "Kendisine, 'Sizden sonra bu
topluluk ne olacak?' diye sorduğumda, 'Onları şimdi düşünmeye gerek
yok, ben öldükten sonra bu topluluk Ebubekir’ini seçecek kıvama
gelmiştir'’ diyerek kendisini peygamber gibi göstermiş, kendisinden
sonra gelecek kişiyi de halife olarak değerlendirmiştir ve tabanını
da bu şekilde adeta hipnotize etmiştir." ifadesi yer bulan
iddianamede, MİT Müsteşarı Hakan Fidan ile ilgili de şu çarpıcı
bilgilerin olduğu, tanık ifadesi kullanıldı:
"Bu konuları değerlendirirken, eski MİT başkanları ile Hakan
Fidan'ını kıyaslamak lazım. Bu göreve Hakan Fidan yerine cemaatten
olan ve emniyet kökenli R.'yi getirerek dış güçlerin ve paralel
yapının hedefleri doğrultusunda hizmet ettirmek istenilmesindendir.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan rahatsızlandığı zaman cemaate ait bir
hastaneye yatırıldığını duyan Hakan Fidan, hızlı bir şekilde
hastaneye yetişip ameliyata mani olmuş ve cemaatin/paralel yapının
yapmak istediği tehlikeli sonuca engel olmuştur. Bu sebeple başta
İsrail ve Paralel Yapı/Cemaat tarafından Hakan Fidan sevilmeyen bir
şahsiyet olmuştur."
Başka bir tanığın, "M'nin babasının ikametinde harp okulundan mezun
olan öğrenciler için rütbe takma töreni düzenlendiği, bu törene
Fetullah Gülen’in bizzat katıldığı, mezun olan öğrencilerin
apoletleri, Fetullah Gülen’in takkesinin içerisine konularak
okutulduğu ve bundan sonra Fetullah Gülen’in bizzat yıldızları
kendisinin taktığı, o gün M'nin, harp okulundan atılma olduğu için
kendisine dönerek,‘Gelecekte senin yıldızını da ben takacağım' diye
söylediğini bana M. anlatmıştı." ifadesine yer verilen iddianamede,
bir tanığın anlatımına göre de Gülen'in, “Humeyni yapılanmasını baz
aldığı, iletişim ağı kurmada ise Ulak sistemini Humeyni modelinden
aldığı" dile getirildi.
FETULLAH GÜLEN'İN AMERİKA İTİRAFI DA
İDDİANAMEDE
İddianamede, Fethullah Gülen'in gazeteci Nuriye Akman'a verdiği bir
röportajda kullandığı; "Bu dünya gemisinin dümeninde Amerika var.
Amerika'ya rağmen dünyada okul açamazsınız, eğer bu gemide
gideceksiniz kaptan Amerika'dır." ifadelerinden yola çıkarak, bir
tanığın Gülen'in Amerika ile ilişkileri hakkında şunları söylediği
anlatıldı:
"Bu düşünceyle İslam dininin temsilcisi olduğunu söyleyemezdi.
Burada bu sebeple bu söylemi yumuşatması gerekiyordu ve başlık
bulundu ve buna da Ilımlı İslam denmeye başlandı. 1996 ve 1997
yıllarında CIA'dan emekli olmuş veya hala görevde olanlar gelerek,
Türkiye'nin ve Orta Asya'nın MR'ını çektiler, ayrıca cemaatin
bölgedeki gücünün tespitini yaptılar ve biz de bunları gezdirdik,
onlara yardımcı olduk. Akabinde de bunları rapor haline getirip
Amerika'ya gittiler. Burada önemli olan husus, Amerika'nın girmek
ve hegemonyası altına almak istediği Türki Cumhuriyetleri ve İslam
coğrafyasını çok kolay bir şekilde kontrol altına almasına imkan
sağlamasıdır. Amerika, bu sayede kendisine yeni bir kapı aralamış
olduğunu F.Gülen'in kendi ağzından duymuşluğum vardır. Cemaat
kadroları öncelikle gittikleri ülkede, Amerikan büyükelçiliğini
ziyaret ederek biat tabir edilen yeminle göreve başlıyorlardı,
akabinde bu cemaate ait okullarda CIA görevlilerinin de öğretmen
olarak çalıştığını biliyorum. Amerika'da Orta Doğu masası ve
Türkiye masasında Yahudi görevliler vardır. F. Gülen, bu masalar
tarafında birçok kez sorgulandığını kendisi bana anlatmıştır. Hatta
Usame Bin Ladin sorusunu bile sorduklarını anlattığını
hatırlıyorum.
5. katta bulunduğum süre içerisinde çok dikkatimi çeken bir şey
daha vardı. Emniyetten arkadaşlar, üst düzey yetkililerin yaptığı
görüşmeler ve toplantılara ait kayıtlar ile kararnameleri anında,
özel faksla gönderirlerdi. Daha cumhurbaşkanına bile belki
gitmemişken Fethullah Gülen bunları faks şeklinde alıp okurdu."
"ASKERİN İÇİNDE 30 YILDIR BEKLEYENLER VAR"
İddianamede, Gülen'in asker korkusuyla ilgili bir tanığın da, "Hoca
askeriyeye hayran bir görüntü sergiler. Fakat arka planda derin bir
asker korkusu ve rahatsızlığı vardır. Hem de kronik biçimde bir
asker rahatsızlığı vardı. Her asker konusu geçtiğinde de hoca, 'Bu
askeriyeye, askeriyenin içindeki kahramanlarla bir gün hesabını
soracağım' demiştir. Zaman zaman askeriye içerisindeki cemaat
elemanları ile esnaf abilerin bağ evlerinde bir araya gelirdik. Hem
onlar biraz tatil yapmış olurdu hem de biz onlara işin manevi
boyutunu anlatırdık. O zaman Fetullah hocanın askerlere nasihati şu
şekilde olurdu; 'Siz benim Bedir'imin, Uhud'umun Hamza'ları ve
Ali'leri olarak yetişiyorsunuz.' 30 yıldır askeriyenin içerisinde,
'Fetullah hocanın emri ile bir gün tankları yürüteceğiz' diye
bekleyen kişiler var. Hava ve deniz, cemaat yapılanmasının daha çok
yerleştiği yerlerdir. Bir dönem askeriyeden atılanların üzerine
hoca neredeyse felç geçirecekti. 28 Şubat öncesinde askeriyeden
atılan cemaat elemanlarına cemaat tarafından maddi destek
yapılıyordu." şeklindeki anlatımlarına vurgu yapıldı.
Yine bir tanığın, “Örgüte girmek istemek, örgüte girebilmeyi
sağlamaz, örgütün sizi seçmesi gerekir. Örgütle yakın ilişkilerdeki
kişilerin çoğu örgüt içinde değillerdir. Örgüt içine girebilmek
için, örgüt yetkilisi sizin soyunuzu-sopunuzu, atanızı, ananızı
sizin yaşadığınız evi, çevreyi, kimlerle ilişkilerde olduğunuzu,
mal varlığınızı bilmelidir. Kendisini örgüt içinde sananların
çokları, örgütün içinde olmadıklarını bile bilmezler." ifadesi yer
bulan iddianamede, örgütün "silahlı terör örgütü" olarak
nitelendirilebileceğinin artık kesinlik kazandığı vurgulandı.
İddianamede, "Zaten 15 Temmuz hain darbe girişiminde bu örgütün
silahlı hücrelerinin bulunduğu, abilerinden aldıkları emirlerle
kendi halkına silah sıkabilecek kadar alçaldıklarını,TBMM'yi,
Cumhurbaşkanlığı külliyesini bombalayarak ülke için ne kadar
tehlikeli ve silahlı olduklarını göstermişlerdir. Yine Rusya’nın
Ankara Büyükelçisi Karlov’a düzenlenen suikast, bu hain örgütün
uyuyan hücrelerinin de bulunduğunu ortaya koymuştur." denildi.
SORUŞTURMA NEDEN PİNHAN MERKEZLİ BAŞLATILDI?
Emniyet Müdürlüğünü arayan birden fazla kişinin, "Maltepe sahilinde
işletilmekte olan Pinhan Restorant Cafe isimli iş yerinin FETÖ'nün
gizli toplantılarının yapıldığı, karargah olarak kullanıldığı,
burada himmet ve diğer gelirlerin sanki şirketin gelirleriymiş gibi
sisteme sokuldukları" şeklinde ihbarda bulundukları kaydedilen
iddianamede, arayan bir kişinin de, "34 EH 1483 plaka sayılı beyaz
araç ile Fetullah terör örgütüne ait birçok evrakın restorandan
alınacağı, Samandıra’da bulunan terör örgütüne ait bir inşaata
götürüleceği ve yakılarak imha edileceği” yönünde beyanda bulunduğu
ve buna benzer başka ihbarların da yapıldığı aktarıldı.
Başka bir kişinin de, telefonla aradığı emniyet müdürlüğüne,
"Yıllardır kendinden kurban bağışı adı altında para toplayan Pinhan
Restoran'ın sahibi Hızır Güngör isimli şahsın, bu restoranda
toplantılar düzenlediği, esnaftan toplanan paralar ile yurt dışında
okullar yaptırılıp, burada öğrenciler yetiştirildiği ve bu
öğrencilerin devlet düzenini yıkmaya karşı yetiştirildiklerini"
bildirdiği belirtilen iddianamede, Başbakanlık İletişim Merkezi'ne
de (BİMER) bu yönde ihbarlar yapıldığı dile getirildi.
İddianamede, 'Enes' kod adlı gizli tanığın, "örgüt mensuplarının
helal et olduğu gerekçesiyle, sadece bu restorantta yemek yemeğe
teşvik edildiği beyanına da yer verilerek, bu kişinin, "Ahmet
Çelik, Bank Asya'nın kurucularındandır. 15 günde bir ABD'ye
örgüt liderinin yanına gider, bankanın genel safahatı hakkında
bilgi verir ve talimatları alır gelirdi. Bu talimatlara göre,
maddi gücüne bakılmaksızın Bank Asya'nın üst yönetimi yeniden
dizayn edilirdi. Ali Çelik isimli şahıs da, tüm Türkiye'nin
bildiği gibi yine örgüt liderinin en güvendiği adamlardandır.
Kazakistan, Kırgızistan gibi Türki Cumhuriyetlerde örgüte ait
Kaynak Holding'in işlerini takip eder, o dönemin Türkiye imamı
olan Mustafa Özcan ile birlikte hareket ederdi." şeklindeki
ifadesi kullanıldı.
"GÜLEN'İ ELEŞTİREN CÜBBELİ AHMET TOPLANTIYA KONU
EDİLDİ"
Tanık olduğu 2011 yılındaki bir mütevelli heyeti toplantısında,
kamuoyunda Cübbeli Ahmet Hoca olarak bilinen Ahmet Mahmut
Ünlü'nün, örgüt lideri olan Fethullah Gülen hakkında olumsuz ve
eleştirel konuşmaları basında yapmaya başlayınca, bu toplantıya
konu edildiğini belirten gizli tanık 'Enes''in, "Bu toplantıda
Ahmet Çelik, 'bunun da suyu ısındı, zaten kararı alındı, kellesi
kopacak" dedi. Bu toplantıdan yaklaşık bir ay kadar sonra Ahmet
Mahmut Ünlü tutuklandı. Bu olayla ilgili olarak, Cübbeli Ahmet
Hoca isimli şahsın tutuklanma olayının da kamuoyundaki diğer
kumpas davaları gibi örgütün oluşturduğu PDY ile kendi
adamlarını kullanarak kendinden olmayan kişilere karşı nasıl
önlem geliştirdiğini, nasıl devlet içinde devlet kurduklarını,
emniyet ve adalet teşkilatlarının olduğunun açık
göstergesidir." dediği kaydedilen iddianamede, 'Sultan' kod adlı
gizli tanığın da, "Mustafa Özcan'ın FETÖ'nün Türkiye'deki en
önemli adamlarından biri olduğu, yardımcılığını da Ali Çelik'in
yaptığı" beyanında bulunduğu vurgulandı.
İddianamede, gizli tanık 'Sultan'ın, "Türkiye'de toplanan tüm
himmet, burs ve diğer paraların İstanbul'da Mustafa Özcan'da
toplandığı, hangi ülkeye ne kadar para gideceğine dair kararı
Özcan'ın verdiği, Mustafa Özcan'ın Türkiye imamı olduğu dönemde
bir telefonla emniyet, yargı, iş dünyası, medya, askeriye, MİT
gibi tüm birimlerde halledemeyeceği bir işin olmadığı, toplanan
himmet paralarının tamamını ilgili yerlere göndermediği, şu anda
Almanya ve Liecftenstein hesaplarında 600 milyon Avro para
bulunduğunun söylendiği, Ali Çelik'in, Mustafa Özcan'ın
muhasebe işlerini yürüttüğünden bu paradan yaklaşık 50
milyon dolar ile 60 milyon dolar değerinde bina ve plazayı sus
payı olarak Mustafa Özcan'dan edindiği, ayrıca Mustafa Özcan'ın
Alman istihbaratı ile 100-150 kez görüştüğünü duyduğu"
yönünde beyanda bulunduğu da kaydedilerek, Sultan'ın, "Bu para
kaçırma mevzusunun örgüt içerisinde Mustafa Özcan'ın itibarını
düşürdüğü ve Özcan'ın bu paralarını örgütün ihtiyaçları için
harcamak konusunda mecbur bırakıldığı" şeklinde konuştuğu da
anlatıldı.
PİNHAN RESTORANT'IN İSMİNDEKİ "GİZLİLİK"
İddianamede, Pinhan Restorant'ın basit bir iş yeri olarak
düşünülerek, ticari amaçla kurulmadığı vurgulanarak, "Tedbir
ve gizlilik bu silahlı terör örgütünün, dolayısıyla da örgüt
üyelerinin ve kısmen de sempatizanlarının ruhuna ve damarlarına
işlemiştir. Türk Dil Kurumu sözlüğüne göre 'Pinhan'
kelimesi 'gizli, saklı, gizlenmiş ve çok gizli' anlamlarına
gelmektedir. Bu da gösteriyor ki burası örgütün emir ve
talimatları doğrultusunda örgütün tüm gizli toplantılarının
yapılacağı, kararların alınacağı ve uygulanacağı bir yer olarak
düşünülmüş ve o amaçla açılmıştır." değerlendirmesi
yapıldı.
İklim Değişikliğinin Habercisi: Sulak Araziler
#Gündem / 06 Mart 2025
KGK, Moskova’da TASS’ın BRICS medya zirvesinde
#Gündem / 15 Eylül 2024
Yorumlar
