Hükümete karşı çirkin bir kampanyanın sürdürüldüğünü anlatan yazıları sebebiyle kimi çevrelerce sıkıntılı bir sürece maruz kalan Ahmet Taşgetiren, kendi talebiyle yazılarına son verdi.
Grubun yayın politikalarına tepki göstererek Bugün gazetesinden ayrılan Taşgetiren'in şu yazılarının cemaate yakın çevreleri rahatsız ettiği iddia ediliyor:
EN ÇOK HİZMET'İ VURACAK
Bu operasyonun Hizmet'in üstünde kalması durumunda ortaya
çıkacak sonucu tahmin edebiliyor musunuz?
Diyelim iktidarda CHP var ve onun başbakanı, bir yıl süreyle
ülkesinde sürdürülen bir soruşturmadan haberdar edilmiyor. Nasıl
bir şey bu?
Yargıdan birkaç kişi, emniyetten birkaç kişi ile bakanları,
muhtemelen Başbakan'ı bile dinleme alanı içine alıyor, İçişleri
Bakanı'nın kendi emri altındaki polislerin ne yaptığından haberi
olmuyor, Emniyet Genel Müdürü'nün haberi olmuyor, MİT'in haberi
olmuyor, İstanbul Emniyet Müdürü'nün haberi olmuyor... Böyle bir
durumu CHP'li bir hükümet normal karşılar mı?
Bu durum, başbakanların darbe girişiminden sabah kapıları askerler
tarafından çalındığında haberinin olduğu günlerden çok farklı bir
şey midir?
Bu, "Biz öyle bir gücüz ki sizin damarlarınızda dolaşırız da
haberiniz olmaz" demekten başka bir şey midir?
Bu öncelikle Başbakan'a, sonra bütün hükümete, sonra güvenlik
bürokrasisine atılmış bir çalımdan başka bir şey midir?
Böyle bir operasyonun Cemaat'e-Hizmet'e mal edilmesi kadar Hizmet'i
zora sokacak bir durum olabilir mi?
Öyle sorular ki
Hizmet medyasından arkadaşlarımızın belki de en çok "Savcılar
hep doğru yaptı" gibi yorumlarla böyle bir operasyona sahiplik
görüntüsü vermemesi gerekir.
Soruyu şöyle koyalım ortaya:
-Bu operasyon diyelim Hizmet'e bağlı emniyet-yargı grubunun işidir
ve Hocaefendi'nin bilgisi dahilindedir. Bunun ne anlama geldiğini
düşünün bir.
-Ve diyelim bu operasyon Hizmet'e bağlı emniyet-yargı grubunun
işidir ve Hocaefendi'nin bilgisi dışında gerçekleşmiştir. Ya bu ne
anlama gelirdi?
Ne yazık ki yaşanan ortamda bu tür işlerde Hizmet "olağan şüpheli"
muamelesi görmektedir.
Ne kadar problemli bir durumdur bu.
Belki de Amerika-İsrail bloku, Türkiye'nin İran'la ambargoyu delen
ilişkilerinden dolayı intikam almaktadır, gelip iş hükümet-Hizmet
ilişkisinin savaşa dönüşmesiyle sonuçlanmaktadır. Akıl alır gibi
değil. İster Hizmet'in aldığı yarayı düşünün, ister hükümetin
aldığı yarayı ya da Tayyip Erdoğan'a operasyon çekilmesini düşünün,
neresinden baksanız kazananı olmayan bir hadise ile karşı
karşıyayız.
Diyelim yolsuzluk söz konusu. Bu, bütün kademeler kirlendi ise
bile, Başbakan'a bildirilmesi gereken bir durum değil mi? Haaa,
Başbakan'ı da sollamak, ona da güvenmemek ve bedel ödetmek... Demek
birileri o safhaya gelindiğine karar vermiş oluyor.
Hizmet'i korumak
Hüseyin Gülerce Hizmet'e yönelik işaretlerin önünü kesmek için
"Bu işin içinde devletin parmağı olabilir" gibi bir tweet
atıyor.
İlginç bir yaklaşım bu. İlk akla gelen "Acaba hangi devlet" sorusu
tabii ki.
"Diktatör" diye nitelenebilecek kadar muktedir bir adam olan
Başbakan Erdoğan'a karşı yürütülen operasyona bakar mısınız?
Amerika'ya kızdık, birçok ülkenin liderlerini, bu arada bizim
liderlerimizi de dinleme ağı içine aldığı için.
Kendi ülkemizde emniyet birimlerimiz ruhumuzu okuyor, ne diyeceğiz?
Yargıdan birileri buna imkan hazırlıyor, yargı bağımsızlığı olarak
mı algılayacağız bunu?
Yolsuzluk... Evet, yolsuzluğa karşı, nereye kadar gidilecekse
gidilsin.
Ama şu operasyonda en kolay söylenecek olan söz bu.
Operasyonun devlet hiyerarşisine karşı nanik yapan boyutu, belki de
en büyük yönetim yolsuzluğu niteliği taşıyor.
Ben şu sıralar en çok "Hangi tavır Hizmet adına ve kim Hizmet adına
hareket ediyor" sorusunu soruyorum. Sorayım: "Benim bu yazım mı
Hizmet'i koruma niyeti taşıyor, yoksa yolsuzluk operasyonunda rol
alan yargı-emniyet birimlerinin hükümete çalım atan hamlesi
mi?"
HAKAN ŞÜKÜR VE BEN
Hakan Şükür AK Parti'den istifa etti.
İyi mi etti?
Bana göre iyi etmedi.
İstifa "Cemaat adına" AK Parti'ye yönelik bir yaptırım niteliği
taşıyor. Hakan Şükür'ün istifası partisi ile ilişkide "sözün
bittiği" yere gelindiği ve "safların seçildiği" izlenimi
veriyor.
Acaba gerçekten sözün bittiği, safların ayrıştığı noktaya gelindi
mi?
Hakan Şükür, bundan sonra AK Parti yönetimine, mesela gördüğü
"haksızlıklar"a ilişkin bir şey söyleyemeyecek. Sadece dışarıdan
tepki gösterecek.
İşin ilginç yanı AK Parti de bundan böyle Hakan Şükür'ün
tepkilerini "içeriden" değil "dışarıdan" olarak okuyacak.
Hakan Şükür'ün geldiği nokta, Cemaat adına artık her şeye
"dışarıdan" bakıldığı anlamını mı içeriyor?
"Hakan Şükür iyi etmedi" sözü tabii ki "bana göre" çerçevesi
taşıyor. İstifadan, hükümetin durduğu yerin zayıflaması adına
heyecan duyan dostlar olabilir. Ben heyecan yerine üzüntü
duyuyorum.
Acaba Hakan Şükür'ün hislerini taşıyan başka milletvekilleri de,
hükümetin durduğu yeri zayıflatmak adına bu "ayrışma" sürecine
dahil olur mu?
Bugüne kadar iktidara da bir şeyler söyledim, Hizmet camiası adına
tavır sergileyenlere de.
Gittikçe söz söyleme alanımın daraldığını hissediyorum.
"Kardeşlik"ten söz etmek artık uçuk bir yaklaşım olarak görülebilir
endişesi taşıyorum.
Yazdığım gazete, Hizmet camiasına yakın duruyor. Aksiyon'da
yazıyorum, Burç FM'de hafta içi her gün "Günün yorumu" başlığı
altında konuşuyorum. Bunlar da Hizmet camiası içinde yayın yapan
medya kuruluşlarımız.
Bugüne kadar hep olumlu bir iklim buldum yazılarım için.
Bugünlerde Hizmet medyasının diliyle uyum arz edemediğimi
görüyorum.
Ben bu süreçten hükümetin ve Hizmet camiasının yaralanarak
çıkmaması konusunda hassasiyet taşıyorum.
Ama ortada her iki taraf için "Kavgada yumruk sayılmaz" duygusunun
hakim olduğunu gözlüyorum. Hükümetin yanlışlarını yazmaktan
kaçınmadım bugüne kadar, o yüzden AK Parti ile ilişkimde de
problemler oldu ama bu hükümetin Türkiye için bir fırsat olduğuna
da inandım ve eleştirilerimin başarısızlık ihtimalinin önlenmesi
istikametinde olmasına dikkat ettim. "Gitsin bunlar" demekle,
"Yanlış yapmasınlar ve başarsınlar" demek arasında fark var.
Gerilimin tarihi yeni değil, biliyorum ve dost ortamlarında bunları
değerlendirdiğimizi ifade etmek isterim.
Keşke o dost ortamlarında yaptığımız değerlendirmelerin bir sonucu
olsaydı.
Birikti birikti ve bugünlere gelindi.
Bir kere daha söyleyeyim:
Bu gerilimin varacağı yer ne hükümete bir şey kazandırır ne Hizmet
camiasına.
Olacak olan birlikte zaafa düşmektir.
Şu anda, milyonlarca ortamda "Nerede durur bu sancı" sualinin
sorulduğunu biliyorum.
Yüce Kur'an'ımızın "Fırka fırka olmayın, paramparça hale gelmeyin,
zaafa düşersiniz ve rüzgarınız gider" uyarısı, inananlara yönelik
bir uyarıdır. Muhatabı kim acaba şu yapılan mücadelede? Zaafa
düşecek olan kim, rüzgarı, (bir başka anlamlandırmada) devleti
gidecek olan kim?
Bilmiyorum, Sıffin'de karşı karşıya gelenler, ahirette karşılarına
çıkacak hesap için ne düşünmüşlerdi.
O kadar zormuş ki zor anlarda normal zamanlarda hassasiyet
gösterilen ölçülere uymak.
Gidiyoruz ya da sürükleniyoruz bakalım nerede duracağız?
Allah'tan hayırlısı.
Operasyon:
İlginç operasyon. AK Parti iktidarında AK Parti'yi vuracak
operasyon. Derin siyasi çalkalanma oluşturacak bir operasyon. Çok
ilginç günlere doğru yol alıyoruz.
Allah'tan hayırlısı.