Mescid-i Aksa'nın Silsile Kapısı'na 5 metre, Burak Duvarı'na
(Ağlama Duvarı) ise sadece 2,5 metre mesafedeki tarihi mekanı
devretmesi için kendisine yapılan baskıları İmad Ebu Hatice,
İsrail'in adım adım uygulamaya koyduğu Kudüs'ü Yahudileştirme
planının en son ve bariz örneğinin kendisi olduğunu ifade etti.
İSRAİL'DEN FİLİSTİNLİYE SERVET TEKLİFİ
İsrail'in, Eski Şehir bölgesinde yaşayan Filistinlileri çeşitli
bahanelerle yerlerinden etme, evlerine ve taşınmazlarına el koyma
yoluna gittiğini dile getiren Ebu Hatice, "Burayı onlara devretmem
için önce 24 milyon dolar, sonra da açık çek teklif ettiler. Bana,
'Nerede yaşamak istersen sana orada yaşaman için imkan sağlarız, ne
istersen yaparız.' dediler. Ancak ben Allah'a söz verdim, ant olsun
ki; sokakta işportacılık da yapsam burayı onlara bırakmayacağım."
dedi.
Bakkal dükkanı olarak işlettiği, babadan kalma tarihi yapının
"arkeolojik çalışma" bahanesiyle kapatıldığını belirten Ebu Hatice,
"Üç yıl önce burada, kendi mülkümüzde çalışmamızı yasakladılar.
Herhangi bir restorasyon çalışması yapabilmemizi de İsrail
Arkeoloji Çalışmaları İdaresi'nin gözetimi ve iznine bağladılar."
diyerek durumunu şöyle anlattı:
"DELİL GÖSTERSİNLER, MEKANI ONLARA TESLİM
EDECEĞİM"
"İşgal gücü burayı 'tarihi eser' gerekçesiyle ele geçirmek istiyor.
Evet doğru burası tarihi eser, ancak Yahudi değil İslam kültürüne
ait bir tarihi eser. Buradan, sizin aracılığınızla işgale ve onun
kurumlarına meydan okuyorum, bana buranın Yahudilere ait olduğunu
ispat edecek tek bir somut delil göstersinler, mekanı derhal onlara
teslim edeceğim."
İsrail'in bu yapıyı kendisinden tamamen almak için her yolu
denediğini, maddi, manevi her türlü baskı ve şiddete maruz
kaldığını anlatan 57 yaşındaki Ebu Hatice, "Baskı yaptılar,
fiziksel şiddete başvurdular, gözaltına aldılar, para cezası
kestiler, ağır vergiler koydular. Fakat bütün bu yaptıklarına
rağmen, burayı kendilerine vermeyeceğimi, onlarla mücadelemden
vazgeçmeyeceğimi söyledim." şeklinde konuştu.
Bakkal dükkanını üç yıldır işletmesine izin verilmediğini, üstüne
üstlük burada yapılan arkeoloji çalışmaların masraflarının da
kendisinden alındığını söyleyen Ebu Hatice şöyle devam etti:
"Burası Beyt'ul Makdis'ten (Mescid-i Aksa) sadece birkaç metre
uzakta, Yahudilerin Ağlama Duvarı olarak nitelendirdikleri Burak
Duvarı'na ise sadece 2,5 metre mesafede. Bunun için ellerindeki
bütün imkanlarla buradan ayrılmam için baskı yapıyorlar. Şu anda
buradaki Yahudi arkeologların günlük bin 60 şekellik (yaklaşık 280
dolar) masrafını bana ödetiyorlar. Harcadıkları su ve elektriğin
faturasını da bana kesiyorlar. Artık gücüm kalmadı. Bütün bu
yaptırımların tek bir nedeni var: Pes edip burayı onlara terk
etmem."
"TEK HAYALİM RESTORE EDİP MÜSLÜMANLARIN HİZMETİNE
SUNMAK"
İsrail'in tüm imkanlarını kullanarak el koymaya çalıştığı tarihi
yapıya ilişkin hayalini ise Ebu Hatice, "Bu mekana dair tek bir
hayalim var, o da ecdadımızın bize mirası bu tarihi mekanı yeniden
restore edip Müslümanların hizmetine sunmak ve İslam kültürüne ait
bir yapı olduğunu insanlara göstermek." sözleriyle anlattı.
Ne pahasına olursa olsun burayı terk etmemekte kararlı olduğunu
dile getiren Ebu Hatice, "Bu davanın benimle son bulacağını
sanıyorlarsa yanılıyorlar. Ölebilirim ama benim bu tavrımı oğlum
sürdürecek, kardeşlerim sürdürecek." dedi.
"OSMANLI'NIN BAKİYESİYİZ"
Türkiye ve diğer İslam ülkelerinden bu konuda kendilerine yardım
eli uzatılmasını istediklerini kaydeden Ebu Hatice şöyle
konuştu:
"Biz Osmanlı'nın bakiyesiyiz. Bu topraklarda halkı kucaklayan ve
onlara insanca muamele eden son devlet Osmanlı idi. Osmanlının
yeniden dönmesini ne kadar temenni ettiğimizi anlatmam imkansız.
Türkiye devleti, Filistin halkını kucaklamalı ve onlara sahip
çıkmalı."
Osmanlı'dan bahsederken göz yaşlarını tutamayan Ebu Hatice, "Yemin
olsun ki bunlara karşı verdiğim mücadeleden yoruldum. Dayanma gücüm
bitti. Hayatım boyunca burada kalmanın, bu tarihi mekana sahip
çıkmanın, İslam'ın mukaddesatına gözüm gibi bakmanın mücadelesini
verdim, vermeye devam ediyorum." diye konuştu.
Mescid-i Aksa'ya yakın bölgede yaşayan Filstinlilerin maruz
kaldıkları baskıyı, yaşadıkları mağduriyeti dünyaya anlatacak bir
medya olmayışından yakınan Ebu Hatice şunları kaydetti:
"Benim bu yaşadıklarım, Mescid-i Aksa'nın çevresinde yer alan Eski
Şehir'de yaşayan Filistinlilerin büyük çoğunluğunun ortak sorunu.
Buradan tüm insanlığa ve ümmete 'İslam'ın mukaddesatlarına sahip
çıkmayı görev edinenlere, Mescid-i Aksa'yı korumak isteyenlere ve
bana yardım etmeleri' çağrısında bulunuyorum. Bu yardımı kendi
şahsıma değil, İslam tarihinin bir parçası olan bu mekana sahip
çıkılması adına istiyorum."
"BURASI BENİM NAMUSUM, ŞEREFİM"
Ebu Hatice, İsrail makamları tarafından kendisine teklif ettikleri
24 milyon doları neden kabul etmediğini de gözyaşları içinde şöyle
anlattı:
"Burası benim namusum, şerefim. Ben 24 milyon doları ne yapacağım,
yarın öldüğümde, Rabbimin huzuruna çıktığımda Müslümanların
topraklarının bir parçasını anlamsız birkaç kuruş için sattığımı,
hem de Allah'ın düşmanlarına sattığımı nasıl anlatacağım?"
"KAZILARDA BULDUKLARI OSMANLI, BİZANS VE HAÇLI DÖNEMİNE AİT
PARALAR"
Tarihi yapıda çalışma yürüten İsrailli arkeologların Yahudi
tarihine ilişkin hiçbir bulguya rastlamadığını ifade eden Ebu
Hatice, "Şu anda burada çalışma yapan İsrailli arkeologlar
yaptıkları bütün kazılara rağmen kendilerine ait, kendi tarihlerine
ilişkin tek bir parçaya ulaşamadılar. Yaptıkları kazılarda
buldukları sadece Osmanlı, Bizans ve Haçlı dönemine ait paralar
oldu." dedi.
Ebu Hatice, İsraillilerin Mescid-i Aksa çevresindeki Eski Şehir'de
varlıklarını kanıtlayabilmenin çabasını verdiğini vurgulayarak,
"Ağustos 2016'nın ilk gününden bu yana burada arkeolojik kazıya
başladılar. Beş aydan bu yana durmadan çalışıyorlar. Bir gün onlara
gelip, 'Tamam ben dayanamıyorum bıktım artık, ne istiyorsanız alın
bana da önerdiğiniz parayı verin çekip gideyim buradan' dememi
bekliyorlar." şeklinde konuştu.
Türk halkına ve devletine, Mescid-i Aksa’nın çevresinde yaşamaya
çalışan Filistinlilere sahip çıkmaları çağrısında bulunan Ebu
Hatice, "Çünkü bugün buradaki varlığımız büyük bir tehdit altında,
İsrail’in tehditleriyle karşı karşıyayız. Yardım eli uzatmalarını
istiyoruz, burada yaşamaya tutunma çabamız tıpkı bir kor ateşi
elinde tutmak gibi." dedi.
Kendisine yapılan tüm bu baskılara katlanma çabasından dolayı eşi
ve çocuklarının da üzüldüğünü söyleyen Ebu Hatice, "Ben onlara
'Üzülmeyin, çünkü sizi koruyacak olan Allah'tır, buranın
korunmasını Allah bana emanet etti.' diyerek onları teskin etmeye
çalışıyorum." ifadelerini kullandı.
İklim Değişikliğinin Habercisi: Sulak Araziler
#Gündem / 06 Mart 2025
KGK, Moskova’da TASS’ın BRICS medya zirvesinde
#Gündem / 15 Eylül 2024
Yorumlar
