"Halksız vatana, vatansız halkı yerleştirme" söylemiyle yapılan
kampanyalar çerçevesinde, 2 Kasım 1917’de dönemin İngiltere
Dışişleri Bakanı Arthur James Balfour’un Siyonist hareketin önemli
isimlerinden Baron Walter Rothschild’e yazdığı, daha sonra ortaya
çıkan ve "Balfour Deklarasyonu" olarak bilinen mektup ile tarihi
Filistin topraklarına ciddi boyutlara ulaşan bir Yahudi göçü
başlatılmıştı.
"İsrail devletinin kurulmasında sahip oldukları rolden dolayı gurur
duydukları ve Balfour Deklarasyonu'nun 100'üncü yıl dönümünü
gururla kutlayacaklarını" söyleyen İngiltere Başbakanı Theresa
May’in ülkesi 100 yıl önce Filistin halkını yok sayarak 1948’de
Filistin topraklarında İsrail devletinin kurulmasına zemin
hazırladı.
Savaş Hükümeti Dışişleri Bakanı Balfour’un 100 yıl önce yazdığı
mektup ve ardından sürdürdüğü Manda Yönetimiyle, Filistin
topraklarını Yahudilere "vatan" kılan ve devlet kurmalarına yol
açan İngiltere, 2012’deki Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde
Filistin’in devlet olarak tanınmasına ilişkin oylamada ise çekimser
oy kullanmıştı.
BALFOUR DEKLARASYONU NEDİR, NELERE YOL AÇAR?
İngiltere'nin I. Dünya Savaşı sırasındaki Dışişleri Bakanı
Balfour'un savaşın üçüncü yılında Siyonist hareketin önde gelen
figürlerinden Rothschild'e hitaben yazdığı "Filistin topraklarında
Yahudiler için bir vatan vadeden" belge Balfour Deklarasyonu olarak
ilan edilmişti. Deklarasyon, İsrail devletinin kurulmasına giden
süreçte en önemli kilometre taşı olarak görülüyor.
Rothschild ve Balfour arasında karşılıklı yazışmalar sonunda
hazırlanan deklarasyon, İngiltere'nin savaşa yeni dahil olan
ABD'deki güçlü olduğuna inandığı Yahudi diasporasını etkilemeyi
amaçlıyordu.
“Saygıdeğer Lord Rotschild, Majestelerinin Hükümeti adına kabineye
sunulan ve kabul edilen Yahudi Siyonist isteklerini sempati ile
karşılayan müteakip deklarasyonu iletmekten memnuniyet duyarım.”
sözleriyle başlayan Balfour’un deklarasyonu şöyle devam
ediyordu:
"Majestelerinin Hükümeti, Filistin'de Museviler için bir milli yurt
kurulmasını uygun karşılamaktadır ve bu hedefin
gerçekleştirilmesini kolaylaştırmak için elinden geleni yapacaktır.
Filistin'deki mevcut Musevi olmayan toplumların sivil ve dini
hakları ile başka ülkelerde yaşayan Musevilerin sahip oldukları hak
ve politik statülerine zarar verecek hiçbir şeyin yapılmayacağı
açıkça anlaşılmalıdır."
Balfour’un, "Bu deklarasyonu Siyonist Federasyonu'nun bilgisine
sunmanızdan memnuniyet duyacağım." sözleriyle son verdiği bu
mektup, daha sonra İtalya, Fransa ve ABD’nin de desteğini
almıştı.
FİLİSTİN TOPRAKLARINA YAHUDİ GÖÇÜ ARTTI
Tarihe "Balfour Deklarasyonu" olarak geçen mektubun yayımlandığı 2
Kasım 1917 tarihinden bir hafta sonra basınla paylaşılan Balfour
Deklarasyonu'na, savaş sonunda Osmanlı Devleti'nin imzaladığı Sevr
Anlaşması'nda yer verildi. Milletler Cemiyeti'nde 1922 yılında
kabul edilen Filistin topraklarındaki İngiliz manda yönetiminin
temelini de bu deklarasyon oluşturdu.
Balfour Deklarasyonu sonrasında İngiliz mandası altındaki
Filistin'e, 1920-1940 arası dönemde Yahudi göçü hız kazandı ve son
olarak Avrupa'da II. Dünya Savaşı sırasında Yahudilere yönelik
Nazilerin gerçekleştirdiği soykırım sebebiyle göç oranı giderek
arttı.
Bu süreçte Filistinliler, topraklarındaki Yahudi nüfusun artışına
karşı çıkmaya çalıştı. Ancak İngilizlerin mandayı sonlandırarak
Filistin'den çekilmesinin ardından, 1948 yılında Filistinlilerin
Nekbe (Felaket) diye andığı İsrail devletinin kuruluşu
gerçekleşti.
İngiltere Filistin'den çekildikten sonra İsrail devletinin
kurulmasıyla işgal süreci daha da yoğunlaştı ve yüzbinlerce
Filistinli yurtlarından sürüldü, büyük oranda can ve mal kayıpları
yaşandı.
Balfour’un zeminini hazırladığı, uluslararası camianın büyük
çoğunluğunun destek verdiği ve tarihi Filistin toprakları üzerinde
kurulan İsrail devleti, yarısından fazlasını göçe maruz bıraktığı
Filistinlilerin halihazırda yaşadığı bölgelere hala "halksız vatan
muamelesi yapıyor.
İklim Değişikliğinin Habercisi: Sulak Araziler
#Gündem / 06 Mart 2025
KGK, Moskova’da TASS’ın BRICS medya zirvesinde
#Gündem / 15 Eylül 2024
Yorumlar
