İsrail'in 15 Mayıs 1948'de tarihi Filistin topraklarında
bağımsızlığını ilan etmesi, Filistinliler için onlarca yıldır devam
eden felaketler silsilesinin başlangıcı oldu.
Günümüze kadar uzanan bu süreçte Filistin topraklarının büyük
bölümü işgal edildi, sistematik katliamlarla binlerce Filistinli
öldürüldü, bir milyona yakın kişi vatanından sürdü, 675 köy yok
edildi ve bazı kentler Yahudileştirildi.
Nekbe'den bu yana işgali genişleten İsrail, şu an 27 bin
kilometrekarelik tarihi Filistin topraklarının yüzde 85'ine el
koymuş durumda. Filistinliler ise bu alanın sadece yüzde 15'ini
kullanabiliyor.
İsrail ayrıca 1967 yılında işgal ettiği Doğu Kudüs ve Batı Şeria'da
da yasa dışı Yahudi yerleşim birimi inşaatlarına devam ediyor.
Yüz binlerce Filistinlinin yurtlarından sürülerek bir günde
"mülteci" konumuna düştüğü günü Nekbe olarak adlandıran ilk kişi
ise Arap ulusalcılığının en önemli teorisyenlerinden Suriyeli
tarihçi Konstantin Zurayk olarak biliniyor.
Zurayk'ın "Nekbe Ne Anlama Gelir?" adlı kitabının yayınlanmasının
ardından bu isim 15 Mayıs'la özdeşleşti. Dünyanın dört bir yanında
her 15 Mayıs'ta Nekbe protestoları düzenleniyor.
1 MİLYONA YAKIN FİLİSTİNLİ SÜRÜLDÜ
Filistinlilerin "Büyük Felaket" anlamına gelen "Nekbe" ismini
verdiği 15 Mayıs günü, Filistin ve İsrail toplumlarının zihninde
taban tabana zıt şekilde algılanıyor.
İsrailliler için "bir devletin kuruluş" günü olan 15 Mayıs,
Filistinliler için ise nüfuslarının yüzde 67'sine tekabül eden 957
bin kişinin yurtlarından zorla çıkarılması, kültürel ve sosyal
dokunun yok edilmesiyle başlayan ve günümüze kadar devam eden
felaketler silsilesi anlamına geliyor.
O tarihten bu yana nüfus artışıyla birlikte Filistinli mültecilerin
sayısı dünya genelinde 5,9 milyona ulaştı. Bunların yaklaşık 5,3
milyonu Birleşmiş Milletler Filistinli Mültecilere Yardım Ajansı'na
(UNRWA) kayıtlı durumda.
675 KÖY VE KASABA YOK EDİLDİ
İsrail güçleri Nekbe'de Filistinlilere ait 675 köy ve kasabayı yok
etti ve binlerce Filistinliyi öldürdü. Birçok tarihi Filistin şehri
de Yahudileştirildi.
Bu süreçte Negev bölgesinde yaşayan Bedevi kabileler yerlerinden
edildi. Ayrıca yerleşim bölgelerinin isimleri değiştirilerek
kültürel kimlik de hedef alındı.
5 MİLYONU AŞKIN FİLİSTİNLİ, MÜLTECİ KAMPINDA
YAŞIYOR
Nekbe'de sürgün edilen yüz binlerce Filistinli, ülke içinde ve
dışında oluşturulan 61 mülteci kampında zor şartlar altında
hayatlarını sürdürüyor.
Ülke toprakları içinde yer değiştiren Filistinlilerin yoğun olarak
sığındığı yerlerden olan Gazze'de 8 mülteci kampı bulunuyor. İsrail
ablukası altındaki Gazze Şeridi'nin kuzeyinde yer alan Cibaliya
Mülteci Kampı 108 bin Filistinliye ev sahipliği yapıyor. Bölgenin
en büyük kampı olan Cibaliya 1987 yılında Filistin İntifadası'nın
patlak verdiği yer olarak biliniyor.
Batı Şeria'da inşa edilen Birzeit Mülteci Kampı'nda 132 bin,
Ramallah'ın batısında yer alan ve 1949 yılında kurulan Deyr
Ammar'da 2 bin 400, 1948 yılında kurulan Emari'de 10 bin 500, yine
Ramallah kentinin kuzeyindeki Celezon Mülteci Kampı'nda 9 bin, 1972
yılında kurulan Silvad'da 600, Ein Arik'te 500, Batı Şeria'nın
kuzey kesimlerinde yer alan ve 1952 yılında kurulan Nur Şems'te
halihazırda 9 bin, 1950 yılında kurulan Tulkerm'de 20 bin, 1949
yılında inşa edilen Ed-Dehişe'de 9 bin, 1950'de inşa edilen Beyt
Cebrin'de 2 bin mülteci yaşıyor.
İsrail'in kuruluş sürecinde topraklarından ayrılmak zorunda kalan
Filistinlilerin sığındığı komşu ülkelerin başında gelen Lübnan'da
12, Ürdün'de 10, Suriye'de 12 mülteci kampı bulunuyor.
NEKBE'NİN TARİHİ 2 ASIR ÖNCESİNE UZANIYOR
Nekbe'nin ilk tohumunun "Fransız General Napolyon Bonapart'ın
fikriyle atıldığı, Balfour Deklarasyonu ile şekillendiği ve son
olarak İsrail'in ilk başbakanı Ben Gurion tarafından
somutlaştırıldığı" ifade ediliyor.
Fransız General Napolyon Bonapart 1799 yılında Osmanlı idaresi
altındaki Filistin'de bir Yahudi devleti kurulması fikrini gündeme
getirdi. Sonraki süreçte dünyanın her yerinden Yahudilerin gruplar
halinde Filistin'e göç etmesi sağlandı. Böylelikle Siyonist
Yahudilerin Filistin topraklarını ele geçirmesi için zemin
hazırlandı.
Osmanlı'nın tüm engel olma çabalarına rağmen Filistin'e Yahudi göçü
devam etti. İngiliz General Edmund Allenby, Aralık 1917'de Kudüs'ü
işgal ederek, Filistin'in Birinci Dünya Savaşı'nda yenilgiye
uğrayan Osmanlı Devleti'ne bağlılığını sonlandırdı ve
"Siyonistlere" hareket alanı açtı.
Bölgenin 1917'de İngiliz mandasına girmesiyle Filistin'e Yahudi
göçü daha da hızlandı. İngiltere Dışişleri Bakanlığının 1917
yılında yayımladığı ve Yahudilerin Filistin'de devlet kurmasını
öngören "Balfour Deklarasyonu" ile İngilizler, İsrail'in
kurulmasına olan desteklerini ilan etti.
İNGİLİZ MANDA YÖNETİMİNDEN NEKBE'YE
BM Genel Kurulu'nda 29 Kasım 1947'de Filistin'in, Yahudi ve
Filistin devleti olarak bölünmesini öngören karar onaylandı. Karara
başta Filistinliler olmak üzere Arap ülkeleri karşı çıkarken,
Siyonistler ise kararı memnuniyetle karşıladı.
Bölünme kararının ertesi günü, Siyonistler tarafından kurulan
Haganah adlı silahlı çete tarzı örgüt, Yahudilerin ikamet etmesi
için hazırlanan bölgeleri ele geçirdi. Filistin'de İngilizlerin
manda yönetimi sona erer ermez, silahlı örgütler, 14 Mayıs 1948'de
David Ben Gurion tarafından İsrail devletinin kurulduğunu
duyurdu.
Bu tarihten sonra Yahudilerin "kendilerine ayrılmış" bölgelere
yönelik göçleri büyük ölçüde arttı. Mısır, Suriye, Irak, Birleşik
Arap Emirlikleri ve Ürdün tarafından oluşturulan Arap ordusuyla
İsrail arasında meydana gelen savaş da söz konusu göçü
önleyemedi.
Bu savaş, 3 Mart 1949'da İsrail'in BM'ye tam üye olarak kabul
edilmesiyle sona erdi. İsrail, ABD ve ardından dünyadaki ülkelerin
pek çoğu tarafından tanındı.
SİYONİZMİN İDDİASI
Siyonistlerin, Filistin topraklarını "işgal gerekçeleri" arasında
üç iddia öne çıkıyor.
Bu iddiaların ilki yazar Israel Zangwill'in "Topraksız bir halk
için, halksız bir toprak" sözüyle ifade edilen "halksız topraklar"
fikriydi. Filistin'in işgalini "haklı göstermeye" çalışan en büyük
propagandalardan biri olarak sunulan bu iddiayla Filistinlilerin
varlığı inkar edildi.
Siyonistlerin ikinci iddiası, 2 bin 70 yıl önce bu topraklarda
"İsrail devleti"nin var olduğu şeklindeydi.
Üçüncü iddia ise "Filistinlilerin topraklarını satıp gönüllü olarak
yurtlarını terk ettikleri" yönündeydi. Siyonistlerin defaatle öne
sürdüğü ve uluslararası kamuoyunda kendisine taraftar bulan bu
gerekçeyle, Filistinlilere yapılan katliamlar ve tehcirler
görmezden gelindi. Oysa bu iddianın aksine İsrail devleti
kurulduğunda, Yahudilerin bölgede sahip olduğu toprakların oranı
yüzde 5'i geçmiyordu.
İSRAİL DEVLETİNİN İNŞASI
Modern Siyonizm fikrinin kurucusu Theodor Herzl'in başkanlığında
1897'de İsviçre'de düzenlenen Pal Konferansı'nda, kurulacak yeni
devletin esasları belirlendi.
Bu andan itibaren "Siyonizmin dini değil, milliyetçi fikirleri
benimseyen, emperyalist ve ırkçı yerleşime hizmet eden, sömürgeci
bir siyasi hareket olduğu" ifade ediliyor.
Herzl, Yahudi devleti kurulması projesine uluslararası onay almaya
çalıştı. Dönemin Osmanlı Padişahı Sultan 2.Abdülhamit'i
"Filistin'de Yahudiler için toprak elde etme" konusunda ikna
edemeyen Herzl, aradığı desteği İngiltere'den almayı başardı.
Herzl, 1902'de, "Bu devletin barbarlığın karşına dikilen uygarlığın
ileri karakolu olacağını" beyan etti.
Herzl'in bu söylemi, gerçekte karşılığını bulmadı. Aksine 1950'deki
"Dönüş Yasası" ile göçmen olarak İsrail'e gelen her Yahudi'ye
vatandaşlık hakkı verildi ve Filistin toprakları, dünyanın dört bir
yanındaki Yahudiler için "vatan" ilan edildi.
FİLİSTİNLİLERİN GERİ DÖNÜŞ HAKKI
Batı Şeria ve Gazze Şeridi'ndeki mülteci kamplarının yanı sıra
başta Suriye, Lübnan ve Ürdün olmak üzere dünyanın farklı
bölgelerinde vatanlarından uzakta hayat süren Filistinliler,
yüzlerinin hala "çalınan cennet" olarak tanımladıkları Filistin'e
dönük olduğunu her fırsatta dile getiriyor.
Birleşmiş Milletler'in "evlerine geri dönmeyi ve komşularıyla huzur
içinde yaşamayı arzulayan mültecilerin, mümkün olan en yakın
zamanda bu arzularını gerçekleştirmelerine izin verilmeli ve geri
dönmemeye karar verenlerin arazileri için tazminat ödenmeli"
şeklindeki 194 sayılı kararını ise İsrail uygulamayı
reddediyor.
Onlarca yıldır sürgün hayatı yaşayan milyonlarca Filistinli için
"Nekbe" (Büyük Felaket) zorunlu göç, yağma ve katliamların simgesi
olmaya devam ediyor.
İklim Değişikliğinin Habercisi: Sulak Araziler
#Gündem / 06 Mart 2025
KGK, Moskova’da TASS’ın BRICS medya zirvesinde
#Gündem / 15 Eylül 2024
Yorumlar
