Küreselciler bazı dönemlerde istedikleri/destekledikleri adamı Amerikan derin devletine rağmen Amerika başkanı dahi yapabilmekte. Obama küreselcilerin yani batı lobisinin adamıydı. Trump ise aksine Amerikan derin devletinin adamı ve zaferiydi. Küreselciler bu yüzden Trump ile savaş halindedir.
Küresel ısınma yalanı batı lobisinin yani küreselcilerin yalanıdır. Fosil yakıtlar nedeniyle dünyanın küresel ısınmaya gittiğini söyleyen bu lobi küresel ısınma yalanının çözümüne karşılık nükleer enerjiyi dünyaya karşı sevimleştirmekte. Ülkelerine kuracakları nükleer santrallare halkların, yaşanan nükleer facialardan dolayı tepki vermemelerini sağlamak için bu yalana başvurdular. Bu yalanın tek kazanımı tabikide nükleer santraller değildir.
Küresel ısınma küreselcilerin küresel yalanıdır. Bunu belirtirken şu yanlışa da düşmemek gerek. Nükleer santrallere karşı olmak da çok doğru bir tutum değildir. Küresel ısınma yalanına inanmayacağız ancak ucuz maliyet ile elektrik üretimi sağlanan nükleer santrallerede karşı durmayacağız. Nükleer santraller gerekli tedbirler alındıktan sonra önemli bir enerji kaynağıdır.
Amerika/Trump, batı lobisinin küresel ısınma yalanını kurumsallaştırdığı Paris İklim Antlaşması'ndan çekileceğini belirtti. Küreselcilerle hareket eden birçok devlet başkanı, şirket ceosu, yerel gazeteleri bile Trump'a karşı kara bir propaganda yürüttüler. Elon Musk attığı tweetde küresel ısınmanın gerçek olduğunu Trump'a tepki olarak olayın ardından söyledi. Küreselcilere bir telaş sardı. Bu gibi tepki örnekleri daha da var.
Buradan da anlayacağımız üzere Batı ve Amerika sürekli birlikte hareket eden ayrılmaz ikili değildir. Bu hesaplaşmalar Amerikan derin devletinin seçimlerde Devlet başkanlığını batının adamı olan Obama'dan alıp kendi adamları Trump'ı başkan seçebilmelerinden sonra artarak devam etmekte.
Biz Türkiye olarak küresel ısınma yalanına inanmayacağız ancak nükleer santrallerden de vazgeçmeyeceğiz.
Sinop ve Akkuyu nükleer santrallerimiz gelecekte enerji kaynağımız olacaklardır.
2015 verilerine göre ABD elektirik ihtiyacının ihtiyacının %19,5'ini kurduğu 99 nükleer santralle sağlamakta. Fransa %77'sini 58 nükleer santralle, Macaristan 53,6'sını 4 santral ile, Belçika %47,5'ini 7 santral ile sağlamakta. Bu örnekler daha da çoğaltılabilir.
Türkiye 2025'e kadar elektrik ihtiyacının %5'ini nükleer santrallerden karşılamayı planlamakta. Tabi bu yeterli değildir. Yapılması düşünülen İğneada nükleer santralide inşaasına başlanmalı. Hatta yenileride planlanmalıdır.
Nükleer santrallerin temel yakıtı zenginleştirilmiş uranyumdur. Türkiye uranyum madeni açısından zengin yataklara sahiptir. Ancak saf halde bulunan bu uranyum zenginleştirme işlemi olmaksızın önemsizdir. Bu zenginleştirme işlemini yapacak teknolojiye bazı ülkeler sahiptir. En ucuz zenginleştirme işlemini yapacak teknolojiye ABD ve Fransa sahiptir. Ayrıca farklı ve pahalı bir yöntem ile uranyum zenginleştirmesi yapan ülkelerden biride Pakistan'dır.
Başta Pakistan veya başka bir ülke ile uranyum zenginleştirme konusunda işbirliği yapmamız gereklidir. Bu uranyumları hem kuracağımız nükleer santrallerde kullanabilir hemde ihracatını yapabiliriz.
Enerji üretimi açısından bir diğer nükleer seçenek füzyon da henüz deneme aşamasındadır. Almanya, Fransa, Amerika, Çin, İngiltere, Güney Kore füzyon enerjisi ile ilgilenen ülkelerdir. Burada ise güneşin merkezinden daha sıcak bir ısı kullanılmakta. Bu ısı sonucunda oluşan plazmayı henüz uzun süre tutabilen bir ülke bulunmamaktadır. Enerjiyi üretebilmek için bu plazmayı uzun bir süre mekanizmanın içinde tutmak gerekiyor. Çin 102 saniye, Güney Kore 70 saniye, Almanya 10 saniyeye kadar tutabilmekte. Türkiye olarak geleceğin enerjisi olmaya aday füzyon enerjisi üzerine çalışma yapmamız, geri kalmamız gerekmektedir.
Ezcümle; küresel ısınma yalanına inanmasakda nükleer santrallere ve bunun temel kaynağı uranyum zenginleştirmesine önem vermemiz gerek. Bir diğer enerji kaynağı adayı füzyon üzerine de imkanlar dahilinde bilimsel çalışma yapmamız gerekmekte.
HAYRULLAH DESTEGÜL
