Almanya'nın 68 yıllık siyasi tarihinde sadece bir kez, o da 1957
yılında tek başına iktidara gelen Hristiyan Birlik partilerinin
(CDU/CSU) dışında bugüne kadar tek başına iktidara gelen başka bir
parti olmadı.
Seçim sistemi nedeniyle tek başına iktidara gelmenin zor olduğu
Almanya'da koalisyon hükümetlerine en çok Hristiyan Demokrat Birlik
(CDU) ve Hristiyan Sosyal Birlik (CSU) partisinden oluşan Birlik
Partileri liderlik yaptı.
Geçen pazar günü yapılan 19. dönem genel seçiminde 61,5 milyon
seçmenin sandığa giden yaklaşık 47 milyonu, yine ülkede tek başına
iktidara vize vermedi.
Seçim sonuçları, ülkede yeniden bir koalisyon hükümeti kurulacağını
gösteriyor.
Seçimlerden birinci parti çıkan CDU Genel Başkanı ve Başbakan
Angela Merkel, sonuçların açıklanmasının ardından olası koalisyon
ortaklarına görüşme çağrısında bulundu.
Ancak seçimden önce kesin bir dille Sol Parti (Die Linke) ve aşırı
sağcı Almanya için Alternatif Partisi (AfD) ile koalisyon
kurmayacaklarını açıklayan Merkel'in karşısında sadece Sosyal
Demokrat Parti (SPD) veya Yeşiller (Die Grünen) ile Hür Demokrat
Parti (FDP) ortaklığında bir hükümet kurma imkanı bulunuyor.
Seçimler sonrasında oluşan parlamento aritmetiği, Merkel’in ancak
üçlü bir koalisyonla Federal Mecliste çoğunluğu sağlayabileceğini
gösteriyor.
Almanya'da bugüne kadar hep ikili koalisyon hükümeti kurulurken ilk
kez üçlü koalisyonun kurulması gündemde. Ülkede üçlü koalisyon
kurulması durumunda ilk kez bu tecrübe yaşanacak ve Merkel'in
lideri olduğu CDU, tarihinde ilk kez Yeşiller ile hükümet ortaklığı
yapmış olacak.
PARTİLER NASIL YAKLAŞIYOR?
Seçimde tarihi bir hezimet yaşayan SPD’nin Genel Başkanı Martin
Schulz, seçmenin kendilerine ana muhalefet rolünü verdiğini
belirterek Şansölye ile yeniden “büyük koalisyona" baştan kapıyı
kapadı.
O nedenle SPD'nin bu kararından dönmemesi durumunda Merkel'in
karşısında CDU/CSU, Yeşiller ve FDP'den oluşacak bir üçlü koalisyon
hükümeti seçeneği bulunuyor.
Yeşiller Partisi, aşırı sağcı AfD’nin yükselişi karşısında,
demokrasiyi savunan tüm güçlerin daha fazla sorumluluk üstlenmesi
gerektiğini vurgulayarak seçimlerin hemen sonrasında, Merkel
liderliğinde üçlü bir koalisyon hükümeti için görüşmelere yeşil
ışık yaktı.
Liberal FDP’nin lideri Christian Lindner ise yaptığı ilk
açıklamada, Yeşiller ile birçok konuda görüş farklılıkları
bulunduğunu gizlemedi, taleplerinde ısrarlı olacaklarını
söyledi.
15 Ekim’den sonra hızlanması beklenen ön görüşmelerde uzlaşma
sağlanamaması durumunda, Merkel’in FDP ile bir koalisyon kurması,
Yeşiller’in ise koalisyona girmeden, Başbakan Merkel’e güvenoyu
vermesi de imkanlar dahilinde.
Ancak Başbakan Merkel’in yaptığı ilk açıklamalarda, ısrarla
“istikrarlı” bir koalisyon hükümeti istediğini söylemesi, bu
alternatifin zayıf bir ihtimal olduğunu gösteriyor.
Tarafların koalisyon hükümetinde anlaşamaması durumunda, Merkel’in
bir azınlık hükümeti kurması ya da erken seçimlere gitmesi
ihtimalleri de seçenekler arasında.
FDP ve Yeşiller ile koalisyon seçeneğini zorlaması beklenen Merkel,
erken seçime gitmenin, 24 Eylül’de sandık başına giden seçmenin
iradesine saygısızlık anlamına geleceğinin altını çizdi.
Koalisyon pazarlıklarının ortalama süresinin 37 gün sürdüğü
Almanya'da, en uzun süren koalisyon görüşmeleri 1976'da 72 gün,
2013'te de 66 gün olmuştu. 1983'te ise 16 gün süren görüşmelerin
ardından koalisyon hükümeti kurulmuştu.
Bu seçimlerde ise Merkel'in hedefi Noel Bayramı'na kadar hükümeti
kurmak.
ALMANYA'DAKİ TÜRK KÖKENLİ SEÇMENİN ETKİSİ
Federal İstatistik Dairesi verilerine göre, ülkede 720 bin Türk
kökenli seçmen bulunuyor. Türklerin genel seçime etkisi yüzde
1,3.
Ancak Türk kökenlilerin farklı siyasi partilere oy vermesi ve
seçimlere katılımın yüzde 40 civarında olması, Türk kökenlilerin
seçime etkisini daha da azaltıyor.
İlk defa genel seçime Kuzey Ren Vestfalya (KRV) eyaletinde giren
Türk kökenlilerin kurduğu Alman Demokratlar Birliği Partisi (ADD)
yaklaşık 10 milyon seçmenden 41 bin 178 oy alabildi. Eyalette yüzde
0,4 oy alan ADD seçimlere etki edecek bir güce sahip olmadı.
Türk kökenli seçmenin etkisi ancak CDU ve SPD'nin seçimlerde başa
baş sonuç aldığında görülüyor. Örneğin 2002 yılındaki genel seçimde
SPD, CDU/CSU'nun toplamından sadece 6 bin 227 oy daha fazla aldı ve
sadece 3 milletvekili fazlasıyla seçimin galibi oldu.
2002 seçiminde 150 binden fazla Türk'ün oyunun SPD’ye gittiği ve o
seçimleri Gerhard Schröder liderliğindeki SPD'nin Türkler sayesinde
kazandığı belirtiliyor.
AŞIRI SAĞCILAR İLK KEZ MECLİSTE
24 Eylül 2017 seçiminde ilk kez aşırı sağcı parti AfD yüzde 12,6 oy
ve 94 sandalyeyle Federal Meclise girme başarısını gösterdi.
AfD'nin bu kadar oy almasının en önemli sebebi olarak 2015 yılında
yaklaşık bir milyon sığınmacının ülkeye gelmesi gösteriliyor.
AfD'yi tercih eden 5,8 milyon seçmenin bu partiye oy vermesindeki
önemli gerekçeler arasında Merkel'in sığınmacı politikası,
Almanya'da İslam'ın etkisinin arttığı propagandası ve güvenlik
endişeleri gösteriliyor.
AfD'nin CDU'dan yaklaşık bir milyon, SPD'den de 500 bine yakın oy
alması bu iki partiyi de politikalarını yeniden gözden geçirmeye
sevk etti.
Özellikle CSU lideri Horst Seehofer'in seçimden sonra ''Sağımızdaki
açığı kapatmalıyız'' ve CDU Genel Başkanı Merkel'in ''AfD'ye oy
veren seçmeni geri kazanmalıyız'' söylemlerinde bulunmaları
gelecekte ülkede yaşayan yabancıların aleyhine daha sert bir
politika yürütüleceği izlenimini doğurdu.
TÜRKİYE İLE İLİŞKİLER
Seçimden yeni çıkan Almanya'da nasıl bir koalisyon kurulacağı
bilinmezken, yeni oluşacak koalisyonun halihazırdaki Türkiye
politikasını değiştirip değiştirmeyeceği de belli değil.
Almanya'da Dışişleri Bakanlığı geleneksel olarak koalisyonda küçük
ortağına veriliyor. Fakat bu bakanlık muhtemel üçlü koalisyonda
FDP'ye mi yoksa Yeşiller'e mi verileceği yapılacak pazarlıkların
ardından belli olacak.
Siyasi kulislerde ise Cem Özdemir'in Dışişleri Bakanı olması
ihtimali dillendiriliyor. Kulislerde FDP lideri Christan Lindner'in
Başbakan Yardımcılığı ve Ekonomi Bakanlığından yana olduğu
konuşuluyor.
Türkiye ile krize yol açan, geçen yılın haziran ayında Federal
Mecliste kabul edilen ancak hukuki bağlayıcılığı bulunmayan Ermeni
iddialarıyla ilgili karar tasarının mimari olan Cem Özdemir'in bu
bakanlığa gelmesi durumunda, Merkel'e rağmen Türkiye ile nasıl bir
ilişki kurulacağı şimdiden düşünülmesi gereken bir konu olarak ön
plana çıkıyor.
Öte yandan CDU/CSU'nun bu seçimde yüzde 8,6 oy kaybetmesi,
Merkel'in taleplerinin AB'deki liderler nezdinde ne kadar kabul
göreceği, ayrıca AfD'nin güçlü bir şekilde meclise girmesinin
ülkenin dünyadaki imajına zarar vermesi nedeniyle dış politika
konusunda Almanya'nın bir önceki dönemde izlediği siyaseti sürdürüp
sürdüremeyeceğini de zaman gösterecek.
Terör örgütleri PKK ve FETÖ yandaşlarına kucak açan ve onların
faaliyetlerine göz yuman Almanya'da aşırı sağcı AfD'nin
parlamentoya girmesinin iki ülke arasındaki ilişkileri daha da
gerginleştirebileceği yorumları yapılıyor.
Uzmanlar, Türkiye'de tutuklu bulunan, aralarında gazeteci ve
aktivistlerin de bulunduğu Alman vatandaşları nedeniyle, Merkel'in
iç politikada büyük baskı altında olduğunu belirtirken, Türkiye
politikasında yumuşamanın ancak tutuklu Alman vatandaşlarının
tutuksuz yargılanmalarına ya da serbest bırakılmalarına bağlı
olacağı görüşünü savunuyorlar.
İklim Değişikliğinin Habercisi: Sulak Araziler
#Gündem / 06 Mart 2025
KGK, Moskova’da TASS’ın BRICS medya zirvesinde
#Gündem / 15 Eylül 2024
Yorumlar
