Suriye’de olaylar hızlı akmaya başladı. Hiç kimsenin beklemediği
bir anda arka arkaya gelen olaylar durumu değiştirmeye yetti.
Hâlbuki birkaç gün öncesine kadar Amerikan hükümetinden "Esed’i
tanımak zorunda kalabiliriz" gibi açıklamalar duyuluyordu. Bu
ifadeler ABD'nin Obama tarzı siyaseti Trump döneminde de devam
ettireceği şeklinde okundu. Hatta Türkiye’de biraz da iç siyaset
malzemesi haline getirenler dahi oldu. Çünkü böylelikle Trump da
Obama gibi Esed’i indirmeyi hedefleyen bir plana uzak olduğunu dile
getirmiş oluyordu. Esed ile anlaşarak Suriye’de belki de Türkiye’yi
çok rahatsız edecek çözümlere yol alma ihtimalinin yükseldiği ima
ediliyordu.
Fakat bu ifadelerin tek başına hiçbir anlamının olmadığı çok kısa
sürede ortaya çıktı. Trump’ın sahada ne yapacağını belirleyen,
söylemleri veya kafasının içinden o anda geçenler değil. Amerikan
dış politikasını belirleyecek olan şey, sahadaki olayların
akışıdır. Nitekim Trump iktidara gelmeden de Suriye konusunda
yaptığı açıklamalarda pek umut vermiyordu. Suriye’ye yönelik
ilgisinin DEAŞ ile sınırlı kalacağını dile getiriyordu. Trump daha
çok İran ve Çin gibi hedeflere odaklanacağını söylüyordu. Fakat
aynı Trump bununla birlikte tutarsız bir sürü açıklamaya daha imza
attı. "Rusya ile iyi geçinebilirim” dedi. Ardından “Suriye’de
işimiz yok” ifadelerini kullandı. Yani farklı anlamalara
gelebilecek birçok açıklama yaptı. Aslında tam da bu tutarsız
ifadeler nedeniyle bunların bütüncül bir düşünceye ait olmadığını
kabul etmek gerekir. Trump’ın eğer kafasının içinde bir dış
politika ve güvenlik stratejisi olsaydı bunların hepsini birden
söylemek yerine bazılarına odaklanmayı tercih ederdi.
İDLİB SALDIRISI VE ABD'NİN DEĞİŞEN TAVRI
Fakat durum her ne olursa, Trump’ın genel ifade biçimi Suriye’ye
kayıtsız kalacağı şeklinde okunuyordu. Esed rejiminin kimyasal
silah kullandığı son güne kadar da Trump bu konuda Esed’i hedef
alabileceğine dair açık bir sinyal vermedi. “Esed’i tanımak zorunda
kalabiliriz” ifadesi bunun en iyi örneğidir. Fakat hemen sonrasında
kimyasal saldırı haberi geldi. Esed yaklaşık yüz kişinin ölümüne
neden olan korkunç bir kimyasal saldırı gerçekleştirmişti. Bilinmez
ama belki de Amerikan hükümetinin yaptığı bu açıklamadan cesaret
alarak yapmıştır. "Nasıl olsa ABD ilgisiz. Ben İdlib civarında ne
yaparsam yapayım bir reaksiyonla karşılaşmam" diye ummuş
olabilir.
Ama bu noktada onun ne düşündüğü çok önemli değil. Bildiğimiz
kadarıyla Trump yönetiminde karşılığı bu olmadı. Trump durumu
ciddiye aldı. Kimyasal saldırının bir tabuyu çiğnemek anlamına
geldiğini, Esed’in kırmızı çizgiyi yine aştığını dile getirdi.
Hatta Trump Esed’in bu davranışını Obama politikalarına bağladı.
“Eğer Obama, Esed bu çizgiyi ilk aştığında cezasını kesmiş olsa
bunlar olmazdı” dedi. “Bu sefer bir karşılığı olacak” dedi. Ve ilk
adımı attı.
59 füze ile Suriye rejimine ait bir hava üssü bombalandı.
Böylelikle Esed’e kimyasal silah kullanımının bir cezası olacağı
ifade edilmiş oldu. Şimdi bu saldırının ne anlama geldiği ve
sonuçlarının neler olacağı tartışılıyor. Bazıları bunun ciddi bir
saldırı olmadığını ve Suriye’de bir değişime neden olmayacağını
iddia ediyor. Aslında biraz da saldırıyı küçümsüyor. Çünkü Trump
yönetiminden yapılan açıklamalara aldanıyorlar. Saldırının hemen
arkasından yapılan açıklamada bunun kimyasal silah kullanımına
karşı olduğu ve ABD'nin Esed’i indirmek gibi bir hedefi olmadığı
dile getirildi. Bir kerelik bir olay olduğu söylendi. Bu ifadelere
Amerikan yönetimi bile inanıyor olabilir. Fakat gerçek durum bu
değil. Bu ifadelere inanan yanılır.
KRİZ TIRMANDIRMA SÜRECİ
Süreç bir kere başladı ve kendisini inşa etmeye devam edecektir. Bu
saldırının ne kadar küçük bir saldırı olduğunun önemi yok. Daha
sonra yapılan açıklamaların da bir önemi yok. Önemli olan, bu
sürecin kendi dinamikleri. Bu tipik bir kriz tırmandırma sürecidir.
Böyle küçük bir adımla başlar. Sonra karşıdan biraz daha büyük bir
cevap gelir. Sonra bu taraftan bir adım daha. Ve yavaş yavaş
ortalık ısınır. Bu nedenle ne kadar füze atıldığı, saldırının kaç
rejim askerinin hayatına mal olduğu veya hava üssünü ne kadar
etkilediği gibi tartışmalar gereksiz ayrıntıdır. Bu sayısal değil,
niteliksel olarak önemli bir adım oldu.
Saldırı, kapsamı ve hedefi bakımından küçük olabilir ancak anlamı
büyük. Çünkü bu saldırı öyle veya böyle ABD'yi Suriye’de açık bir
taraf yaptı. Daha önce böyle değildi. ABD, Türkiye, Suudi Arabistan
ve Katar gibi geleneksel müttefiklerini Obama döneminde yalnız
bırakmış, bunun yerine İran ve Rusya’nın Suriye’ye müdahil olmasına
göz yummuştu. Kendisi kenardan izliyordu. Hatta 2013 yılında Esed
kimyasal silah kullandığında ABD Rusya’nın diplomatik rol
oynamasına bilerek göz yumdu. Bundan cesaret alan Rusya terörle
mücadele adı altında Esed rejiminin yardımına koştu.
Bütün bunlar olurken ABD kılını kıpırdatmadı. Ama şimdi durum
değişti. ABD ilk kez Esed’i vurdu. Artık savaşın açık bir parçası.
Karşısında Esed, Hizbullah, İran ve Rusya var. Aslında en önemlisi
Rusya. Bu nedenle Rusya’nın atacağı her adım krizin ne yöne
evrileceğine dair sonuçlar üretecektir. Rusya’nın önünde iki
ihtimal var. Birincisi soğukkanlı bir şekilde Amerikan müdahalesini
görüp kabullenmek. Böylece Rusya ABD'yi karşısına almak yerine
geçiştirmeyi ve zaman kazanmayı tercih edebilirdi. Bu aslında makul
bir senaryoydu. İkincisi ise Rusya’nın ABD ile zıtlaşmayı tercih
etmesi ve Amerikan tavrına meydan okumasıdır. Rusya’nın bu
zıtlaşmayı tercih ettiği görülüyor. İşte bu da krizin tırmanma
yoluna girdiğini gösterir.
ABD GELENEKSEL MÜTTEFİKLERİYLE TEMASTA
Rusya ABD'ye karşı hemen sert açıklamalar yaptı. Medvedev savaş
imasında bile bulundu. Bununla da yetinmedi Rusya. Eli yükseltti.
Krizi tırmandırdı ve Suriye’nin üzerinde uçuş güvenliği anlaşmasını
askıya aldığını bildirdi. Sadece söylem değil eylem değişikliği
yapacağının da sinyalini verdi. Buna karşın Washington da kontrollü
tırmandırma stratejisine uygun olarak hareket etti. Önce
Suriye’deki uçuş sayısını azalttı. Sonra Rusya’yı hedefe oturtan
açıklamalar geldi. Esed’in Rusya tarafından korunduğu fakat
Rusya’nın Esed’i kontrol edemediği ifade edildi. Hatta Rusya’nın
kimyasal saldırıyı bir hafta öncesinden bildiği ima edildi.
Böylelikle Rusya hem yetersizlikle hem de kötü niyetle
suçlandı.
Bunlara ilaveten ABD klasik müttefiklerine birlikte hareket etme
çağrısı yaptı. Tillerson G7 zirvesinde bir Suriye toplantısı
düzenledi ve toplantıya Türkiye, Suudi Arabistan, Ürdün ve Katar’ı
da çağırdı. Bunlar oldukça dikkat çekici hareketler. ABD'nin
Suriye’de Rusya ve Esed karşıtı pozisyon aldığının göstergesi.
İşaret edilen bölge ülkeleri Esed’in görevden uzaklaştırılmasını
savunan bir koalisyonu teşkil ediyor ediyor. Şimdi ABD bu
geleneksel müttefiklerine bir dönüş sergiliyor. Önümüzdeki günlerde
bu sarmalın böylece devam edeceğini öngörebiliriz.
SURİYE'DE KARTLAR YENİDEN DAĞITILIYOR
Lavrov-Tillerson görüşmesi son derece önemli olmakla birlikte
Ruslar muhtemelen yatıştırma siyasetinin çözüm olmadığını
düşünüyor. Çünkü ABD'yi böyle geçiştirmek için atacakları her
adımın yeni bir taviz getireceğini ve yatıştırmanın Rusya adına
başarısızlıkla sonuçlanacağını öngörüyorlar. Hâlbuki yatıştırmanın
alternatifi olan tırmandırmanın da başarı şansı olmadığını
görmeleri lazım. Putin ABD'nin Rusya’yı vuramayacağını düşünmekte
haklı. Fakat zıtlaşarak Suriye’yi tutabileceğini düşünmesi de
yanlış.
ABD ile girişeceği bir bilek güreşi kısa süreli değil uzun süreli
olacaktır. Mücadele ekonomik ve siyasi alanlara kayacaktır. Ama
Rusya’nın bu uzun vadeli mücadeleyi kazanarak Suriye’de tutunması
kolay değil. Hâlbuki Suriye'de mecut rejime desteğini keserek geçiş
hükümeti fikri ile zaman kazanmayı deneyebilirdi. Fakat görünen o
ki Putin, şimdilik bu ihtimali göremeyecek kadar hırslı, öfkeli ve
endişeli. Bu nedenle zıtlaşma siyasetinin giderek hız kazanması
ihtimali yükseliyor.
Önümüzdeki dönemde Rusya ile ABD Soğuk Savaş’a benzer bir
kutuplaşmaya savrulursa kimse şaşırmasın. Suriye’yi konuşurken
artık eski hesapları bir kenara bırakmak gerekebilir. ABD sahneye
dönüyor, Suriye’de kartlar yeniden dağıtılıyor. Herkes buna göre
hesap yapmak zorunda.
[Doç. Dr. Hasan Basri Yalçın İstanbul Ticaret Üniversitesi
Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesidir.
SETA Strateji Araştırmaları Direktörlüğü görevini yürütmektedir.
Uluslararası ilişkiler teorisi, uluslararası güvenlik, strateji,
NATO ve sosyal bilimler felsefesi konularında çalışmaları
bulunmaktadır.]
İklim Değişikliğinin Habercisi: Sulak Araziler
#Gündem / 06 Mart 2025
KGK, Moskova’da TASS’ın BRICS medya zirvesinde
#Gündem / 15 Eylül 2024
Yorumlar
