Danıştay 10. Dairesinin, Yüksek Seçim Kurulunun (YSK) "mühürsüz
oyların geçerli sayılması"na ilişkin kararının iptali ve
yürütmesinin durdurulması istemiyle CHP'nin yaptığı başvuru
konusunda, "karar verilmesine yer olmadığı"na dair kararının
gerekçesi açıklandı.
Danıştay 10. Dairesi'nin, bire karşı dört üyenin oy çokluğuyla
aldığı kararının gerekçesinde, Anayasa'nın YSK'nın görevlerini
düzenleyen 79. maddesi ile 3376 sayılı Anayasa Değişikliklerinin
Halkoyuna Sunulması Hakkında Kanun ve 298 sayılı Seçimlerin Temel
Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun'un ilgili maddelerine
yer verildi.
Mevzuata göre, YSK kararlarının kesin olduğu, bu kararlar aleyhine
başka bir merciye başvurulamayacağına işaret edilen gerekçede,
"Kaynağını ve oluşumunu Anayasa'nın 79. maddesinden alan ve
anayasal bir kurum olan YSK'nın, seçim hukuku kapsamına giren
kararları bakımından değerlendirilmesinde, bütün iş ve işlemlerinde
idare hukuku ilke ve kurallarının uygulandığı bir kamu idaresi
olmadığı, seçim hukuku kapsamında almış olduğu kararların idare
işlevine ilişkin bulunmadığı, bu nedenle de seçime ilişkin
kararlarının idari işlem niteliği taşımadığı açıktır." denildi.
YSK'nın seçim hukuku dışındaki iş, işlem ve kararlarının ise idari
yargının denetimine tabi olduğu belirtilen gerekçede, 29 Mart
2009'da oy kullanmaya esas oluşturacak seçmen kütüğü güncelleştirme
işlemlerinin iptali istemiyle açılan davada Danıştay 10.
Dairesince, işlemin seçim sürecine ilişkin YSK kararı ve uygulaması
olduğu, bir başka yargı organınca incelenmesine olanak bulunmadığı
yönünde karar verildiği hatırlatıldı. Dairenin, 13 Mart 2014
tarihli bir başka kararında ise bu kuralın YSK'nın seçim iş ve
işlemleri kapsamında verdiği kararlara ilişkin olduğunun
belirtildiği vurgulandı.
Gerekçede, şu tespitlere yer verildi:
"Yargı yerlerince, Anayasa ve yasalardaki hükümlerin yorumlanması
gereken durumlarda, hukukun uluslararası kurallarına ve Anayasanın
temel düzenlemelerine uygun yorumlar yapılması gerektiği
kuşkusuzdur. Ancak YSK'nın seçim hukukuna ilişkin kararlarına
karşı, açık anayasa hükmü ile başka bir merciye başvurulması
yolunun kapatılmış olması karşısında, YSK tarafından seçime ve
seçim sürecine ilişkin olarak alınan 16 Nisan 2017 tarih ve 560
sayılı kararın iptali ile buna bağlı olarak halk oylaması
sonuçlarının açıklanmasının yürütmesinin durdurulması isteminin
yorum yapılmak suretiyle Danıştayca incelenmesi mümkün
değildir.
Bu durumda YSK'nın kararının, seçim hukuku kapsamında alınmış bir
karar olduğu, seçim sürecine ilişkin bulunduğu, dolayısıyla bu
kararın, idari işlem olarak nitelendirilmesine ve idari yargı
denetimine tabi tutulmasına Anayasa'nın 79. maddesinin 2. fıkrası
hükmü karşısında olanak bulunmadığı sonucuna varılmıştır."
Gerekçede, açıklanan nedenlerle, talebin idari dava olarak
nitelendirilmesi Anayasa gereği mümkün olmadığından, başvuru konusu
istemler hakkında karar verilmesine yer olmadığına hükmedildiği
aktarıldı.
KARŞI OY
Danıştay 10. Dairesinin kararına bir üye muhalif kaldı. Daire
üyesinin karşı oy yazısında, YSK'nın, 14 Şubat 2017 tarihli kararı
ile yürürlüğe konulan ve Resmi Gazetede yayımlanan 135/1 sayılı
genelgede, mühürsüz oy pusulası ve zarf kullanılmak suretiyle
kullanılan oyların geçersiz olduğu belirtilerek, tüm il ve ilçe
başkanlıklarına gereğinin yapılmasının bildirildiği
hatırlatıldı.
YSK'nın bu kararının, davaya konu karar ile geri alınmadığı veya
kaldırılmadığı belirtilen karşı oy gerekçesinde, "aynı kanun
hükümlerine dayanılarak alınmış iki farklı karar bulunduğu, bu iki
karardan biri olan dava konusu 16 Nisan 2007 tarihli ve 560 sayılı
kararın, açık yasa hükmünü değiştirir nitelikte olduğu, bu haliyle
yasa hükmüne açıkça aykırı olarak mühürsüz oy ve zarf kullanılan
oyların geçersiz sayılması nedeniyle 'tam kanunsuzluk' şartlarının
oluştuğu" iddiasıyla bu davanın açıldığı belirtildi.
Karşı oy gerekçesinde, şunlar kaydedildi:
"Seçim güvenliğinin, dürüstlüğünün ve seçim sonuçlarının
sürüncemede bırakılmayarak kısa süre içinde açıklanmasının
sağlanması amacıyla Kurul kararlarına karşı başka merciye
başvurulamayacağı yönündeki hükmün, tam kanunsuzluk halinin
bulunduğu ileri sürülen başvurularda da geçerli olduğunu, hiçbir
istisnanın bulunmadığını kabul etmek, hak arama özgürlüğü ve
hukukun üstünlüğü ilkesinin açıkça ihlali sonucunu doğuracağından,
Kurul kararının idari davaya konu olabileceğinin kabulü
gerekir.
Belirtilen nedenle YSK'nın önceki kararlarında da isabetle ifade
ettiği ve yerleşik hale geldiği üzere, tüm kanunsuzluk hallerinin
tespiti halinde, itiraza veya şikayete konu karara karşı, süresinde
başvurulup başvurulmadığı, kararın kesin olup olmadığına
bakılmaksızın başvuruya konu kararın incelendiği, kendine özgü
idari bir kurul olan YSK'nın idari davaya konu olabilecek
nitelikteki 16 Nisan 2017 tarih ve 560 sayılı kararının hukuk
devleti olmanın ve hukukun üstünlüğünün bir gereği olarak 'tam
kanunsuzluk' iddiası ile sınırlı olarak esasının incelenerek bir
karar verilmesi gerektiği görüşüyle aksi yönde verilen çoğunluk
kararına katılmıyorum."
İklim Değişikliğinin Habercisi: Sulak Araziler
#Gündem / 06 Mart 2025
KGK, Moskova’da TASS’ın BRICS medya zirvesinde
#Gündem / 15 Eylül 2024
Yorumlar
