Bizler hayallerimizin esareti ve geç kalmışlığın pişmanlığı ile
nefes alırken, durduramadığımız bu zaman ve kum saatinin sonsuz
hızı ile bize yaptığı en iyi dostluk, sonun acı gerçeğini yüzümüze
çarpması değil mi?
Aslında bu ahir ömrümüze anlam katan amaç, biriktirmeye
çalıştığımız anılarımızı bencillik yapmak yerine; paylaşarak,
bölüşerek yaşayabilmek değil mi?
Rengine, ırkına aciziyetine bakmadan her canlıyı Yaradan’dan ötürü
sevmek değil mi?
Kelebek bile ne kadar sığınabileceğini bilirken dünyaya,
vahşileşerek hiçbir zaman bizim olamayacak olanı sahiplenmeye
çalışmak biz âdemoğlu için en korkunç hal değil mi?
Günün acıya karıştığı, bir dostun en Sevdiğine(c.c) vuslatının
sinemizi yaraladığı zamanda yazdık bu satırları… Bir vedanın en
koyusunda, geride kalırken yazdık...
Yıllar önce tanışmıştık bir hayır yolunda, koşturuyordu sanki bir
yerlere yetişmeye çalışır gibi. Son nefesini vermeden gönlündeki
güzelliği belki birileriyle daha paylaşabilirim telaşıyla, umuda
sarınmış bir telaşla…
Onun seçimi de buydu, yoktu bir beklentisi Rabbinden başka…
Dost idi kalben selama, güneş doğunca kaybolan, geceye hasret
yıldızlar gibi, ayı bekleyen yıldızlar gibiydi o, karanlığın ve zor
günlerin dostu…
Bildiğini saklamaz, inandığının ardında bir dağ gibi sağlam
dururdu, çekinmezdi söylemekten, korkmazdı kınanmaktan…”Emrolunduğu
gibi dosdoğru ol” ayetini kılavuz bilmişti yoluna…
Geçmişti bu dünyadan, yoktu bu dünyaya dair tek sevgisi, “ölmeden
önce ölmeyi” başarmıştı çünkü o. Vazgeçebilmişti zor için
kolaydan…
Kimi insanlar vardır ya tanımadan seversin, yerleşir gönlüne,
yokluğu zehir gibi acı bir tat bırakır. İşte öyle bir adamdı, tam
da adam gibi.
Şimdi ise kavuştu Rabbine, en Sevdiğine…
İslam için; ”Salihlerin dini, samimiyetin dini, sevginin
dini...”derdi hep. Koştun, kavuştun Rabbine, komşu olasın
Peygamberine (s.a.v)…Bizler senden razıyız, sen de bizden razı ol
güler yüzlü Hocam, Hoş sohbeti gönüllere şifa Abdülmetin
Balkanlıoğlu Hocam…
Yorumlar