Bakan Şimşek'ten enflasyon açıklaması!

Hazine Bakanı Şimşek, enflasyonu düşürmek için ekonomi programının hedeflerine uyulacağını belirtip bu konuda da sabırlı olunması gerektiğini vurguladı.

Şimşek, İstanbul Sanayi Odası (İSO) Meclisi'nin 2024 yılı ilk olağan toplantısı olan ve "Nitelikli, Sürdürülebilir, Rekabet Gücü Yüksek Yeni Nesil Bir Sanayi İçin Yatırım ve Üretimin İhtiyaç Duyduğu Finans Politikalarının Önemi" ana gündemiyle gerçekleşen toplantısına katıldı.

Konuşmasına küresel ölçekte yaşanan ekonomik gelişmelerle başlayan Şimşek, 2024'te küresel ticarette bir canlanma başlayacağı öngörülerini anımsattı. Avro Bölgesi'nde de büyümenin 2024'te bir miktar yükseleceğine atıfta bulunan Şimşek, bu toparlanmanın Türk sanayisi açısından kısmi de olsa destekleyici olacağını aktardı.

Şimşek, küresel ticarette başlaması beklenen canlanmaya dikkati çekerek şunları kaydetti:

"2023'te küresel ticaret de aslında hemen hemen hiç büyümedi. Dolayısıyla bu yüzde 2-3 arası bir büyüme değerli olacak. Dezenflasyon, enflasyonda düşüş dünyada devam ediyor. Küresel olarak baktığınız zaman enflasyonun yüzde 8,1 düşmesi öngörülüyor bu sene için. Enflasyon şoku küreselde 2020'de çok belirgin hale geldi ve biz şu an 3. yıldayız. IMF'nin yaptığı bir kapsamlı bir çalışma var, 56 ülkeye bakıldı, yaklaşık 100 tane şok incelendi. Dünyada enflasyonun bir program dahilinde, doğru tepki vererek şok öncesi düzeye dönmesi ortalama 3,4 yıl almış. Yani ortalama 3,4 yıl alıyor, bu da ortalama. Daha fazla süren şoklar var, daha az süren şoklar var. Tabii, küresel enflasyonun iniyor olması 2024'te ve 2025'te Amerikan Merkez Bankası'nın hem de Avrupa Merkez Bankası'nın faiz indirimi beklentilerini artırmış durumda. Küresel ticarette korumacı politikalar yeni değil, küresel finansal kriz sonrasında yoğunlaştı ve sadece mal ticaretiyle sınırlı değil. Aslında yatırımlarda, hizmetlerde bile artık korumacılık dünya için yeni bir normale dönmüş durumda. Özellikle yeni önemli bir trend var, dost ülkelerden tedarik. Bu önemli bir trende dönüşmüş durumda şu anda. Yani jeopolitik olarak uzak ülkelerden, çok uzak ülkelerden tedarik azalıyor, jeopolitik olarak aynı kulübün üyesi ülkeler arasında tedarik güçlü bir şekilde artıyor. Türkiye'nin bu anlamda avantajları var."

Bakan Şimşek, emtia fiyatlarının 2023 yılında gevşediğine dikkati çekerek bu seneye ilişkin farklı beklentiler olsa da küresel büyümenin cılız kalması durumunda, burada kalıcı güçlü bir şok beklenmediğini söyledi.

"Fiyat istikrarı bu programın özüdür, önceliğidir"

Türkiye'nin haziran başında uygulamaya koyduğu planın, uluslararası normlara uygun olduğuna dikkati çeken Şimşek, programın bazı hedeflerinin bulunduğunu hatırlattı.

Bakan Şimşek, ana hedefin fiyat istikrarı olduğunu belirterek "Çünkü fiyat istikrarının olmadığı bir yerde öngörülebilirlikten bahsedemezsiniz, makro finansal istikrardan bahsedemezsiniz. Fiyat istikrarı bu programın özüdür, önceliğidir. Çünkü fiyat istikrarını sağlayamazsak sizin arzuladığınız tarzda nitelikli, sürdürülebilir ve rekabetçi bir sanayi asla olmaz. Sadece illüzyon olur, geçici dönemsel kazanımlar olur. Kalıcı, sürdürülebilir yüksek büyümenin bir tane ön koşulu var, o da fiyat istikrarıdır." ifadelerini kullandı.

Şimşek, programda ikinci hedefin mali disiplinin tesis edilmesi, üçüncüsünün sürdürülebilir bir cari açık olduğunu hatırlatarak konuşmasına şöyle devam etti:

"İdeal olan cari fazla tabii ki bir temennidir ama önemli olan cari açığı dış borcun milli gelire oranını artırmayacak bir cari açık düzeyinde tutmak. Büyümede bir dengelenme ihtiyacı olduğu çok nettir. Sadece içeriden ve dış kaynakla tüketerek büyümeyi sürdürmek mümkün değil. Yapısal reformlar ise bu programın olmazsa olmazıdır. Çünkü yapısal reformlar bu bahsettiğim hedefleri gerçekleştirmede ve kazanımların kalıcı hale getirilmesinde esas rolü oynayacaktır. Programın temel çerçevesi budur. Neden fiyat istikrarı önemli? Niye programın özü fiyat istikrarıdır, dezenflasyondur, neden? Çünkü makro finansal istikrar ve öngörülebilirlik açısından gereklidir. Kaynakların spekülatif alanlar yerine nitelikli sanayiye, verimli alanlara etkin bir şekilde kanalize edilmesi için fiyat istikrarı gereklidir. Geçen sene vatandaşımızın talebi nedeniyle Türkiye 29,9 milyar dolar altın ithal etmiştir, yenilir, içilir değil, kaynakların etkin kullanımı mı bu? Hayır. Enflasyona karşı bir koruma aracı olarak görmüş büyük ihtimalle."

"Daha adil gelir dağılımı açısından da fiyat istikrarı olmazsa olmaz"

Mehmet Şimşek, daha adil gelir dağılımı açısından da fiyat istikrarının olmazsa olmaz olduğuna dikkati çekerek konuşmasına şöyle devam etti:

"Bizim dezenflasyon programının çerçevesi çok basit. Burada tekerleği yeniden keşfetme çabası yoktur. Uluslararası normlar nasılsa odur. FED enflasyonu nasıl indirdiyse, Avrupa Birliği nasıl indirdiyse, Brezilya, Meksika nasıl indiriyorsa biz de öyle yapıyoruz. Parasal sıkılaşma var. Burada tabii çok vurgu yapıldı, büyümeyle enflasyon arasındaki gerilimden bahsedildi. Böyle bir gerilim yok. Bu gerilim olsa da kısa vadelidir, konjonktüreldir, kalıcı bir gerilim yoktur. Tam aksine sürdürülebilir yüksek büyüme için enflasyonun düşük olması lazım. Esas istikrarsız büyüme ve niteliksiz büyüme enflasyonun yüksek olduğu dönemlerdedir. Dolayısıyla bir gerilim yoktur.

Burada biz programı desteklemek açısından seçici kredi sıkılaştırmasına da gittik, miktarsal sıkılaşmaya da gittik. Önümüzdeki dönemde çok daha destekleyici bir maliye ve gelirler politikası da devrede olacaktır. Dolayısıyla Türkiye'de de enflasyonun yer çekim gücüne karşı mücadele edeceğine ben inanmıyorum, düşecektir. Tek ön koşul var; bu program sabırla ve kararlılıkla uygulanacaktır. Bu program siyasi sahipliği olan bir programdır. Bu program bir ekip tarafından Cumhurbaşkanı'mızın liderliğinde hazırlanmış, kamuoyuyla paylaşılmış, uygulamaya konulmuş ve şu anda da uygulamada sonuç aldığımız bir programdır. Bu program geçici bir heves değildir."

"Önümüzdeki dönemde dezenflasyonu desteklemek için bütçe açığını sınırlamaya devam edeceğiz"

Küreseldeki finansman modellerini incelediklerini anlatan ve bununla ilgili bilgi veren Şimşek, Türkiye'de finansman kaynağının tamamen bankacılık sektörü olduğuna dikkati çekerek "Bunu değiştirmenin bir tek ön koşulu var; kalıcı bir şekilde enflasyon düşük tek haneye indirilecek. Dolayısıyla finansman konusunda sorunların köklü çözümünü istiyorsanız kalıcı çözüm fiyat istikrarında." dedi.

Şimşek, mali disiplinin gerekliliğine dikkati çekerek fiyat istikrarını sağlamak için bütçe dengesinin, bütçe açıklarının makul bir düzeyde tutulması gerektiğini söyledi.


İleriki dönemde dezenflasyonu desteklemek için bütçe açığını sınırlamaya devam edeceklerini bildiren Şimşek, şunları kaydetti:

"Aralık ayındaki rakamlara bakıp 'işte büyük bir harcama var.' diyemeyiz, öyle bir şey yok. Bu kaynak, ihalesi yapılmış, süreci devam eden, depremle ilgili harcamalar için tahsis edilmişti ama harcamalar peyderpey oluyor. Biz o kaynağı ilgili kuruluşlara aktarmıştık, aktarmaya devam ettik. Dolayısıyla deprem hariç geçen sene bütçe açığı sadece yüzde 1,7. Geçen sene gelişmekte olan ülkeler ortalama bütçe açığının milli gelire oranı yüzde 5,5. Türkiye'de yüzde 1,7. Deprem geçici bir şoktur. Bu şok bizimle bir süre ama geçici bir şoktur, kalıcı bir şok değildir. Dolayısıyla maliye politikası ayağında bir kaygıya şu aşamada gerek yoktur. Biz geçen sene deprem dışındaki bütçedeki bozulmayı telafi edecek tedbirleri temmuz ayında kararlılıkla aldık, ondan dolayı da bütçe açığı öngörülerin oldukça altında. Geçen sene hedef yüzde 6,4'tü, yaklaşık yüzde 5,4'lük bir açıkla yılı kapattık ama bunun neredeyse üçte ikisi depremle ilişkiliydi."

Şimşek, yapısal dönüşüme kaynak ayırmaları gerektiğini belirterek, "Yani dijital dönüşüm demek, yeşil dönüşüm demek kolay. Bunlara kaynak ayırmazsanız bunları başarmak zor. O nedenle mali disiplin önemlidir." dedi.

Doğal afet riskini azaltmak için kaynağa ihtiyaç olduğunu, o nedenle mali disiplinin tesis edilmesinin önem taşıdığını vurgulayan Şimşek, Türkiye'nin daha düşük risk primi, daha makul maliyetlerle finansmana erişimi, daha yüksek kredi notlarına kavuşmasının yine önemli ön koşullarından birinin mali disiplin olduğunu söyledi.

Şimşek, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Sürdürülebilir borç ve nesiller arası adalet açısından da yani kim ödeyecek faturayı? Bugünkü nesil mi, gelecek nesil mi? Borçlanarak mı, vergilerle mi? Bu denge açısından da, adalet açısından da mali disiplinin tesis edilmesi önemli. Şimdi kurala dayalı dezenflasyon programında bizim kuralımız basit; biz dedik ki 'para politikası, maliye politikası ve gelirler politikası ahenkli olacak.' 'Para politikasındaki rasyonelleşme, normalleşme gelecek enflasyonu çıpalayacak düzeyde olacak' dedik."

"Verginin tabanını büyüteceğiz, genişleteceğiz"

Bakan Şimşek, ocak ayı enflasyon rakamının açıklanacağını belirterek, "O, son 12 ayın enflasyonudur, gelecek 12 ayın değil. Bizim para politikasının odağı, gelecek 12 aylık enflasyonun bugünden çıpalanmasıyla ilişkilidir. Dolayısıyla oradaki kural o." diye konuştu.

Maliye politikasında kendileri için çok basit 2 tane kuralın bulunduğunu dile getiren Şimşek, şu açıklamalarda bulundu:

"Bir, bütçe açığının GSYH'ye oranı yüzde 3'ün altında olacak. Deprem, tabii takdir edersiniz ki hariç. Çünkü o tekil bir şoktur. Diğeri de borcun milli gelire oranını biz yüzde 40'ın altında tutmak istiyoruz. Peki bunu nasıl başaracağız? Tabii ki harcamaları rasyonelleştirerek yapacağız. Başka? Verginin tabanını büyüteceğiz, genişleteceğiz. Yani şu anda verginin hakkıyla alınmadığı alanlarda çaba göstereceğiz. Bunun için de şu anda harıl harıl çalışmalar var. Düzenleme gerektiren hususlar var, gerektirmeyen hususlar var. Bütçe açığındaki artış, dediğim gibi esas itibarıyla depremden kaynaklanıyor, geçicidir. Muhtemelen 2024'te biz öngördüğümüz, OVP'de öngördüğümüzün oldukça altında bir açıkla kapatmak için elimizden geleni yapacağız. Nihai olarak biz 2025, 2026'dan itibaren de toplam açığı milli gelire oran olarak yüzde 3'ün altına çekmeyi planlıyoruz."

⁠"Dış borcun sürdürülebilir bir düzeyde tutulması lazım"

Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek, Türkiye'nin geçici bir deprem şokuyla karşı karşıya kaldığını anımsatarak, bunun getirdiği borç yükünün sürdürülebilir olduğunu söyledi.

Türkiye'deki toplam kamu borcunun milli gelire oranının brüt olarak yüzde 34 olduğunu ifade eden Şimşek, şu değerlendirmelerde bulundu

"Bu, uluslararası kuruluşların tahminleri. Türkiye'nin bütün borçluluğu yani toplam borçlu hanehalkı, şirketlerin, finansal kuruluşların, devletin bütün borcunun milli gelire oranı, bize benzer gelişmekte olan ülkelerin oranının yarısından azdır. Yani gelişmekte olan ülkelerde toplam borcun milli gelire oranı yüzde 256 ise Türkiye'de yüzde 117. Bunun 53 puanı finansal olmayan reel sektörün, 34 puanı kamunun, ondan sonra da tabii ki hanehalkının var, yüzde 12, finansal sektörün var, yüzde 18."

Şimşek, sürdürülebilir cari açığın önemine de işaret ederek, şu ifadeleri kullandı:

"Makro finansal istikrarın önemli bir bileşeni de bizim dünyayla olan dengemizin sürdürülebilir bir patikada olması gerekiyor. O nedenle önemli. Dış borcun sürdürülebilir bir düzeyde tutulması lazım. Ondan dolayı cari açığı kontrol altına almamız lazım. Yüksek kredi notu açısından olmazsa olmazdır ve rezerv birikimi... Çünkü Türkiye'nin bir de bir başka hedefi var, rezerv biriktirmesi lazım, kırılganlığı azaltmak için... Peki sürdürülebilir cari açık ne düzeydedir? Burada tabii tartışılabilir bu konular... Ama önce oraya nasıl varacağız? Biz oraya tabii ki şu anda uyguladığımız sıkı para ve mali politikası, altın ithalatının normalleşmesi, enerjide dışa bağımlılığın azaltılmasıyla... Mal ve hizmet ihracatını teşvik ederek tabii ki ihracat üzerinden... Özellikle de sanayide dönüşüm, sanayide niteliğin, teknoloji düzeyinin, katma değer düzeyinin artırılmasıyla bunu başaracağız. O nedenle birlikte çalışmamız gerekiyor. O nedenle buna ilişkin programlar var. İlave birtakım çalışmalar olacak. Daha yapılacak çok şey var."

"Uyguladığımız politikalarla cari açığın yüzde 2'ye doğru evrileceğini öngörüyoruz"

Bakan Şimşek, cari açığı kısa vadede çektikleri noktaya değinerek, "Cari açığın son 20 yılda milli gelire oranı yüzde 4 olmuş. Geçen sene yüzde 4,3. Ama bunun neredeyse 3'te ikisi, yani daha doğrusu yarısından fazlası altın ithalatından kaynaklanıyor. Normal değil." diye konuştu.

Bundan sonraki yıllarda altın ithalatının bir miktar normalleşeceğini öngördüklerini dile getiren Şimşek, "Uyguladığımız politikalarla da cari açığın yüzde 2'ye doğru evrileceğini öngörüyoruz. Türkiye rekabetçi mi, değil mi? Bu konu çok tartışılan bir konu. Yüzde 4’ün üzerinde büyüyen bir Türkiye var geçen sene, cari açık altın hariç yüzde 2 civarındaydı. Bu aslında Türkiye'de TL’nin oldukça rekabetçi olduğunu temelde yansıtıyor."

"Altın ithalatının normalleşeceğini düşünüyoruz"

Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek, son 20 yılda ortalama cari açığın yüzde 4 olduğunu belirterek, "Altın, onun 0,7 puanına denk geliyor. Yani altın hariç açık yaklaşık yüzde 3,4. Demek ki son yıllarda Türkiye, aslında rekabetçi bir noktaya doğru evrilmiş. Bunu ben söylemiyorum, bunu rakamlar söylüyor. Temel analiz yapanlar, bu tür modellemelere bakıp bu çıkarımları yapıyorlar. Dünyada bu işin ehli olan uluslararası bir sürü finansal kuruluş, bu analizleri yapanlar, aşağı yukarı bu çerçeveyi destekliyor." şeklinde konuştu.

Cari açıkla tüketici kredileri arasında çok yakın bir ilişki olduğunu, tüketici kredileriyle ithalat arasında çok yakın bir korelasyon bulunduğunu aktaran Şimşek, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Çok yakın... Neredeyse örtüşüyor. Altın ithalatının normalleşeceğini düşünüyoruz. Yani dolayısıyla bizim uyguladığımız para ve maliye politikası ve altın ithalatındaki normalleşmeyle birlikte cari açık makul düzeye inecek. Biz sırtımızı tabii doğal kaynaklara hiçbir zaman dayamadık, çünkü olmadı. Ama şu anda Türkiye'nin özel bir çabası var 2 yerde; Sakarya Gaz Sahası'ndan yıllık üretim, Enerji Bakanlığımızın tahminlerine göre 2028'de Türkiye, kendi ihtiyacının yüzde 20-25'ini üretebilecek. Benzer şekilde Gabar ve diğer alanlardan üretilen petrolün de 2025'te Türkiye'nin ihtiyacının yüzde 10’una ulaşması ihtimali yüksek. Sadece oradan ama toplamda yüzde 20’ye ulaşması ihtimali oldukça yüksek. Geçen sene Gabar'daki günlük üretim en son 35 bin varile ulaşmıştı. Türkiye'nin ihtiyacına baktığınız zaman yüzde 3,5'ine denk geliyor. Bu seneki üretim artışıyla birlikte yüzde 10'lara ulaşma ihtimalini yüksek görüyorlar. Bu da tabii ki katkı verecek."

Şimşek, büyümede dengelenmenin bütün bu politikaların yan ürünü olduğunu belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Neyi kastediyoruz, niye dengelenmeye ihtiyacımız var? Dengelenmeden kastettiğimiz; sadece iç taleple büyüme zamanla tıkanıyor ve sorun yaratıyor; enflasyon, cari açık gibi sorunlar. Onun için daha dengeli bir kompozisyona doğru evrilmesi lazım. O nedenle ihracat bizim önceliğimizdir. Çünkü birazdan göstereceğim, büyüme yakın dönemde esas itibarıyla iç talepten kaynaklanmıştır. Net ihracatın katkısı eksi olmuştur. Biz bunu değiştirmek istiyoruz. Bu sürdürülebilir cari açık açısından da önemli, dezenflasyon açısından da önemli, rezerv birikimi açısından da önemli. Rekabet, verimlilik artışının üzerinden ancak elde edilir. O açıdan da gerekli. 2003 ila 2022'nin ortalamasına bakın, net ihracatın katkısı, yani 5,4'ün 0,1 puanı net ihracattan gelmiş. Geçen yıl net ihracatın katkısı neredeyse eksi 3 puan civarında. Dolayısıyla biz bunun daha dengeli olması için bir çaba göstereceğiz."

"Temelde büyüme sorunumuz yok"

Mehmet Şimşek, temelde büyüme sorunları olmadığını belirterek, son 100 yıla bakıldığı zaman Türkiye'de büyümenin yüzde 4,8, son 20 yılda ise yüzde 5,4 olduğunu söyledi.

Şimşek, "Çin hariç bu kadar uzun soluklu, makul yüksek düzeyde büyüyen nadir ülkelerden bir tanesiyiz. Bu açıdan çok olumlu. Önemli olan bunun kompozisyonu, reformla, sanayide dönüşümle bizim dönüştürmemiz, daha kalıcı, sürdürülebilir bir patikaya oturtmamızdır. Programın ana amaçlarından bir tanesi de odur." şeklinde konuştu.

Düzenlemelerin geleceğe yönelik olması, istikrarlı olması, geriye doğru yürütülmemesi gibi hususların büyük önem taşıdığını kaydeden Şimşek, uzun vadeli kredi verilmesiyle ilgili imkanların sınırlı olduğunu, bu nedenle sermaye piyasalarının derinleştirilmesi gerektiğini, bunun ön koşulunun da programın diğer bileşenlerinin başarılı olmasından, yani fiyat istikrarından geçtiğini söyledi.

Şimşek, "Kamu maliyesi reformu... Bu çok kapsamlı bir alan. Harcama reformundan vergi reformuna bütün alanları kapsıyor. O alanlarla ilgili çalışmalarımız başladı." dedi.

"Türkiye, sorun yaşamadan yüksek büyüme patikasında devam edecek"

Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek, OVP'de reform programının olmasının beklentilere olumlu yansıdığını ifade ederek, şu değerlendirmelerde bulundu:

"Bakın ilk reformlardan bir tanesi, kriptoyla ilgili bir düzenleme yoktu, onu yakında Meclise gönderiyoruz. KİT'lerin iyi yönetişimi... Uluslararası normlara göre yönetişimine ilişkin kısmi düzenlemeleri tamamladık. Yakında inşallah Meclise gidecek. Rekabet gücündeki kalıcı artış, verimlilik artışı için reform olmazsa olmazdır. Yani kamuda da reform gerekiyor, özel sektörde de gerekiyor. Bütün bunlar bizi daha yüksek bir büyüme potansiyeline kavuşturacak. Yani Türkiye, sorun yaşamadan yüksek büyüme patikasında devam edecek. Aynı zamanda doğru uygulamalarla büyümeyi kapsayıcı hale getireceğiz. Yani gelirin daha adil paylaşımını sağlamış olacak."

Bakan Şimşek, programın sonuç vermeye başladığına işaret ederek, şu açıklamalarda bulundu:

"Peki neyi gösterebiliriz size? Birincisi, bu ülkenin risk primi düşmüştür. Bankalar dışarıdan borçlanırken size verecekleri kredilerin fiyatlaması buradan geçiyor. Çok önemli. Devlet borçlanırken fiyatlama buradan gidiyor. Aşağı yukarı alıyorlar aynı vadedeki Amerikan hazine kağıdının faizini, ondan sonra dönüyorlar 'sizin CDS, risk priminiz nedir' diyorlar. Onu eksiye döndürüyorlar. Firmaysanız 'bir de firma riskini ekleyelim' diyorlar.

Program sonuç vermeye başladı. Yaklaşık ortalama 600-700 arası bir aralıktan 300 civarlarına kadar indi. Getiri farkları... Benzer vadedeki Amerikan hazine kağıtlarına göre Türkiye ne kadar fazla, yani prim ödüyor, spread'le borçlanıyor, ne kadar farkla borçlanıyor? Bakın program uygulamaya başlayana kadar, yani ağustos-temmuza kadar Türkiye gelişmekte olan ülkelere göre çok büyük bir fark ödüyormuş, yüksek bir fark ödüyor. Şu anda gelişmekte olan ülkelere göre düşük bir fark ödüyor. Dolayısıyla program çalışıyor."

Şimşek, Türk lirasında 1 aylık opsiyonların ima ettiği kur oynaklığının şu anda nispeten istikrarlı ülkelere benzer bir şekilde gittiğini söyledi.

Hedeflerinden birisinin "kur korumalı mevduattan çıkış" olduğunun altını çizen Şimşek, sözlerini şöyle sürdürdü:

"KKM Türkiye'de dezenflasyonla mücadeleyi zorlaştırıyor. Parasal aktarım mekanizmasını bozuyor ve kamunun kullanmadığı bir kaynak, kamunun üzerinde bir yük. Dolayısıyla buradan çıkış bizim hedefimizdir ama piyasaları bozmadan çıkıyoruz. Sabırla, zamanla KKM'den çıkacağız. Çıkış başladı, ağustosa göre gördüğünüz gibi yaklaşık çok ciddi bir düşüş var. Reel olarak düşüş daha yüksek. Dolar bazında da düşüş çok yüksek. Önümüzdeki dönemde devam edecek."

Şimşek, ocak-mayıs dönemine göre Türkiye'ye çok ciddi bir kaynak girişi olduğunu belirterek şu açıklamalarda bulundu:

"Olmasa Türkiye bu kadar yüksek bir cari açığı nasıl finanse edecek? Rezervi nasıl biriktirecek? Bakın dış finansmana erişim ocak-mayıs döneminde bankalarımız 100 dolar borç ödüyordu. 94 dolar buluyorlardı. Şimdi 100 dolar borç ödeyip 151 dolar bulabiliyorlar. Demek ki kaynak girişi çok. Kaynak girişi var. Reel sektörde firmalar 100 dolar borç öderken 74 dolar borç bulabiliyorlardı. Şimdi 100 dolar borç öderken 119 dolar borç alabiliyorlar. Dolayısıyla kaynakta önümüzdeki dönemde sorun ciddi bir şekilde azalacak."

"Ekonomide dengelenme başladı"

Bakan Şimşek, ekonomide dengelenmenin başladığını, dış talebin negatif etkisinin yavaşladığını, iç talepte de yumuşama olduğunu belirterek bunun devam edeceğini söyledi.

Cari açığın 2023 Mayıs'ta 60 milyar dolarla zirveyi bulduğunu, dış ticaret açığının 120 milyar dolar civarına yükseldiğini anımsatan Şimşek, şu ifadeleri kullandı:

"Enflasyon beklentilerinde iyileşme var. Enflasyon düştükçe bizim hedeflerimiz arasındaki yakınsama çok daha güçlü bir şekilde devam edecektir. Program çalışıyor o açıdan. Merkez bankamızın net rezerv birikimi de mayıs ayına göre ciddi bir düzeyde ama tabii ki henüz arzuladığımız düzeyde değil. Dolayısıyla rezerv birikimi bizim önemli hedeflerimizden bir tanesi. Rezerv yeterliliği konusu hatırlarsanız kısa vadeli, vadesi 1 yıl ve altına düşmüş olan bütün dış borçların 1 katına çıkartmamız lazım. Şu anda 0,8 katındayız. Not görünümünde bir değişme var. Program kararlılıkla ilerledikçe ve bu sonuçlar devam ettiği sürece not artışları peyderpey gelecek. Bizim görünümümüzü iki kademe iyileştiren reyting kuruluşları da var ama genel anlamda hemen hemen tamamı durağandan veya negatiften pozitife veya durağana doğru geçtiler."

Şimşek, bu programın nihai hedefinin nitelikli yatırım ve istihdam olduğunun altını çizerek, "Daha çok üretim ama en önemlisi daha çok ihracat. Dolayısıyla ihracat bizim şu zincirde bugün itibarıyla en temel önceliğimizdir. İhracata ilişkin desteklerin vade, teminat ve miktar itibarıyla yetersizliği hususu gündeme geldi." dedi.

Türk Eximbank'ın bu yıl nakit ve nakit dışı teminat olmak üzere 50 milyar dolarlık destek vereceğini bugün açıkladığını hatırlatan Şimşek, "Yetmez. Bizim bunu daha da arttırmamız lazım. Evet, sermaye ihtiyacımız var. Geçen sene artırdık. Bu sene de ilk fırsatta sermayesini artırmayı planlıyoruz." diye konuştu.

Reeskont kredilerini 10'a katladıklarını anımsatan Şimşek, teminat sorunu konusunda çalışacaklarını bildirdi.

"(Sanayicilerimizin) Yüksek katma değerli alanlara yoğunlaşmanızı istiyoruz"

Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek, AR-GE, prim ve benzeri teşviklerin 299 milyar lira olacağını belirterek "Az para değil. Yatırım teşvikleri genel anlamda 530 milyar lira. Topladığınız zaman milli gelirin yüzde 2'si kadar sadece sanayiciye destekler var. Tarım sektörüne vereceğimiz destekler, yatırım ve finans destekleri 384 milyar lira, vergi destekleri 136 milyar lira, toplam 520 milyar lira. Toplam gayrisafi yurt içi hasılanın 1,3'ü." diye konuştu.

Asgari ücrete verilen vergi desteğinden bahseden Şimşek, "Toptancı bir yaklaşımla vergi dışı bırakan herhalde çok nadir ülkelerden bir tanesiyiz. Bunun toplamı yaklaşık milli gelire oran olarak yüzde 4,9. Yani 2 trilyon liranın üzerinde istihdama, üretime destek var. Dolayısıyla biz üreticinin yanındayız. Biz sanayicimizin yanındayız, çiftçimizin yanındayız. İstihdamı destekliyoruz. Yüksek teknoloji yatırımlarını biz önceliklendiriyoruz." açıklamasında bulundu.

TCMB'nin Yatırım Taahhütlü Avans Kredisi başlattığını anımsatan Şimşek, ileride bütçede imkanı oluşturacaklarını ve bunu bütçenin içerisine alacaklarını, bu kaynağın herkese açık olacağını söyledi.

Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı aracılığıyla verilen desteklerden bahseden Şimşek, şu bilgileri paylaştı:

"Belirlenen 284 üründen herhangi birini üretmek isterseniz oraya başvuruyorsunuz. 2 yıl ödemesiz, 10 yıl vadeli kaynak vereceğiz ve cari piyasa faizinin neredeyse 3'te biri düzeyinde. Dolayısıyla biz yatırımları destekliyoruz. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığına başvuruyorsunuz. Bankalar dosyanıza bakıyor. En sonunda kredi o süreçte onaylanıyor. Tamamen somut kriterlere dayalı. Hizmet ihracatı bizim açımızdan çok önemli. Dolayısıyla bu konuların hepsi bizim gündem maddelerimiz. Biz sizin yüksek katma değerli alanlara yoğunlaşmanızı istiyoruz. Yani katma değer zincirinde yukarı çıkmanızı istiyoruz."

"Ulaştırma Bakanımıza OSB'leri demir yolu ile limanlara bağlayalım' dedim"

Bakan Şimşek, markalaşmanın önemine işaret ederek "Mümkünse markalaşmamız lazım. Önce bölgede, sonra Türkiye'de, sonra dünyada. Öyle bir çağdayız ki dijital dönüşümden geri kalamayız." diye konuştu.

Türkiye'nin imalat sanayisindeki gücüne, lojistik endeksindeki yerine ve ulaşım ağındaki zenginliğine değinen Şimşek, "Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu'na, 'organize sanayi bölgelerini demir yolu ile limanlara bağlayalım' dedim. Ama önce OSB'lerde konteynırı trene yükleyeceksiniz, tren limanda oradan gemiye yüklenecek. Çünkü bu size rekabet gücü kazandıracak. İmalat sanayii altyapımız güçlü. Evet nitelikli insan konusunda belirli sıkıntılar yok demiyorum ama şimdi biz kimlerle rekabet edeceğiz." açıklamasında bulundu.

Bu dönüşümün sağlanması gerektiğini ifade eden Şimşek, "Afrika geliyor. Asya dönemiydi şimdiden sonra Afrika'ya kayacak. Bugün adını duymadığınız ülkeler sizin alanlarınızda sizinle rekabete soyunacaklar. Bu dönüşümü kurtarmak zorundayız. Bu dönüşüm için size destek vermeye hazırız. Altını tekrar çiziyorum." ifadelerini kullandı.

"Şirketlerimizin finansmana erişimi konusunda uluslararası kuruluşlarla görüşüyoruz"

Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek, Türkiye'de katma değer zincirinde arzu edilen seviyede olmadıklarını belirterek bu alanda 2002'den 2010 yılına kadar çok iyi bir yükselişe geçtiklerini, verimliliğin arttığını, niteliğin yükseldiğini ancak sonra durduklarını söyledi.

Şimşek, "Durduğumuz dönem nominal bazda Çin yuanına karşı veya Asya'daki para birimlerine karşı hani rekabet içinde olduğumuz ülkelere karşı ciddi bir şekilde liranın hem reel hem nominal olarak değer kaybettiği dönemde. Türkiye o çıkışını tekrar devam ettirmesi lazım. Bunun için ne gerekiyorsa yapacağız." diye konuştu.

Şirketlerin finansmana erişimi konusunda çok taraflı uluslararası finansal kuruluşlar ve taraf oldukları bankalar ile görüştüklerini anlatan Şimşek, şu bilgileri verdi:

"Dünya Bankası'ndan dünyada en çok kaynak kullanan 6'ncı ülkeyiz, kendi bölgemizde birinci ülkeyiz. Dünya Bankası geçen sene eylül ayında, 'Biz Türkiye'ye önümüzdeki 3 yıl, özel sektör de başta olmak üzere 35 milyar dolar kaynak vereceğiz' dedi. Dolayısıyla oturup, çalışıp bu kaynaklardan nasıl yararlanacağınız hususunda gelin bizim arkadaşlara yardımcı olun. Avrupa İmar ve Kalkınma Kalkınma Bankası'nda (EBRD) da kaynak kullanımı noktasında Avrupa'da ve dünyada birinci sıradayız. Yeşil dönüşüm, dijital dönüşüme inanılmaz kaynaklar aktarıyorlar. IFC (Uluslararası Finans Kurumu) yine Dünya Bankasının bir kuruluşu yine kendi bölgemizde birinciyiz. Asya Altyapı Yatırım Bankası'nda dünyada ikinci, kendi bölgemizde birinciyiz. İslam Kalkınma Bankası kendi bölgemizde ikinciyiz, dünyada beşinciyiz. Avrupa Konseyi Kalkınma Bankası'nda kendi bölgemizde ikinciyiz."

"Kötümser olmanız için hiçbir sebep yok"

Bakan Mehmet Şimşek, gelecek dönemde özel sektörün oturup bir alan tespiti yapması gerektiğini belirterek Bakanlığın reform programlarına dair şirketlerin kurumsal stratejiler geliştirmesi gerektiğini anlattı.

Şimşek, "Sonra oturup tabii ki proje seçimi yapacaksınız. Finansal açıdan doğru olan, sağlam olan, katma değeri yüksek olan, yeşil, dijital dönüşüm ve sosyal bileşenler... Bütün bu hususlar çok değerli. Bir sürü finansman ürünü var. Burada vadeler uygun. Mutlaka bu konuyu incelemenizi tavsiye ederim. Biz genelde garanti mekanizmalarıyla devreye giriyoruz zaten. Teknik desteği biz size sağlarız." dedi.

Türk Eximbankın, Türkiye Sınai Kalkınma Bankasının (TSKB) ve Türkiye Kalkınma ve Yatırım Bankasının 2,4 milyar dolarlık kaynağının bugün gündeme getirilen hususlarda sanayicilere devşirilebileceğini dile getiren Şimşek, sözlerini şöyle tamamladı:

"Yine reel sektör açısından EBRD olsun, diğer kuruluşlardan biz yine 5,2 milyar dolarlık kaynağın sizler için, özel sektör kullanımı için, bütçe finansmanından ve kamudan bahsetmiyorum, devşirilebileceği bir dönemdeyiz. Kötümser olmanız için hiçbir sebep yok ama mucize istiyorsanız o da bende yok. Dolayısıyla bazı sektörlerde sıkıntılar her zaman olmuştur. Önemli olan kalıcı çözümler peşinde koşmaktır. Geçici ve pansuman çözümlerden sonuç alınamıyor. Dikkat edin burada biz kolay bir çözüm sunmadık çünkü yok. Kestirme bir yol bulduğumuzu iddia etmedik çünkü yok. Size tamamen köklü bir şekilde bir dönüşüm nasıl olur, makro finansal istikrar sadece sağlanmakla kalmaz nasıl pekiştirilir ve kalıcı hale getirilir ve sizin dönüşümünüze biz nasıl yardımcı olacağız? Bu hususları birlikte konuşma fırsatı bulduk."

Bahçıvan'dan "sigorta poliçelerindeki artışa ilişkin" açıklama

Bu arada, İSO Başkanı Erdal Bahçıvan, sigorta şirketleri tarafından yapılan zamların son haftalarda giderek artan bir sorun haline geldiğini belirterek şu açıklamalarda bulundu:

"Sigorta yenilenme sürecinin başlamasıyla beraber sanayi sektörümüzde ve sanayimizden bu konuda gelen şikayetlerin giderek arttığını görmekteyiz. Adeta sigorta firmaları, bir sendikasyon mantığıyla sigorta paketlerine bakıyorlar. Tüm paketin yarısını ancak alabiliyoruz. Türkiye'nin sigortasızlaşması konusunda özel bir çaba var. Konu üzerinde acil durduğumuz bir konu."

Yorumlar