Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Kimya Bölümü Öğretim Üyesi
Prof. Dr. Ural Akbulut, Science ve Nature gibi bilimsel
kaynaklardan 2016'da dünya bilim dünyasında yaşanan önemli
gelişmeleri, 750 buluş arasından derledi.
Buna göre, 2016'nın en etkileyici buluşlarından biri
Malibu-California'da HRL Laboratuvarındaki araştırmacıların
geliştirdikleri yöntemle 3D yazıcılarla çeşitli seramikleri
üretmeyi başarmaları oldu. Seramik eritilemediği için 3D
yazıcılarla istenilen formda seramik obje üretmek mümkün olmuyordu.
HRL yöneticilerinden Dr. Tobias Schaedler, ısıtılınca seramiğe
dönüşebilecek malzemeleri, özel bir plastik malzemeyle birbirine
bağlayarak sorunu çözdüklerini belirtti. İlk aşamada,
polimerleşebilen monomerler ile yüksek sıcaklıkta seramik
oluşturabilen bileşikler birbirine bağlandı. Pre-seramik monomer
denilen bu yarı organik madde, 3D yazıcıda UV ışını yardımıyla
istenilen formda obje plastik olarak üretildi. Daha sonra, şekil
verilmiş plastik objeler, oksijenden arındırılmış bir fırında bin
700 derecede ısıtıldı. Fırında plastikteki metan, hidrojen,
karbondioksit gibi gazlar ve suyun objeden uzaklaşmasıyla seramik
yapısında ve 3D yazıcıda şekillendirilmiş objeler elde edildi.
Çalışma, Science dergisinde yayımlandı.
ANTİBİYOTİK DİRENÇLİ BAKTERİLERİ YOK EDEN NANO
PARÇACIKLAR
Colorado Üniversitesi biyokimya laboratuvarında, özel tasarlanıp
ışınla uyarılan yarı iletken nano parçacıklarla antibiyotiklere
karşı dirençli bakteriler etkisiz hale getirildi. Projenin
yöneticisi Yrd. Doç. Dr. Prashant Nagpal, daha önceki çalışmalarda
nanometre boyutundaki altın veya gümüş parçacıklarının da
bakterileri yok ettiğinin belirlendiğini ancak bu metallerin
sağlıklı hücrelere de zarar verdiğini açıkladı.
Boyutları, 2-10 nanometre dolayında yani insan saçının 50-10 binde
biri büyüklüğündeki yarı iletken parçacıklardan oluşan ve
kuantum-noktacıkları denilen bu malzemelerin sadece zararlı
bakterileri yok ettiği açıklandı.
Çalışma, 2016'da Nature Materials Dergisi'nde yayımlandı.
TELESKOPLARIN BOYUNU KISALTAN TEKNOLOJİ
ABD'de Lockheed Martin İleri Teknoloji Merkezi'nin yöneticileri,
klasik teleskoplarda kullanılan büyük mercek ve aynaların yerine,
binlerce küçük merceğin kullanıldığı bir teleskop geliştirdiklerini
açıkladı.
Proje yöneticilerinden araştırmacı Danielle Wuchenich, klasik
teleskopların 400 yıldır insan gözünün çalışma prensibine benzer
şekilde tasarlandığı için boyutlarının çok büyük olduğunu belirtti
ve yeni geliştirdikleri bu teknikle büyük ayna ve büyük merceklere
gerek kalmadığı için yeni teleskobun çapı fazla küçülmese de
uzunluğunun çok kısalacağını açıkladı.
SPIDER adı verilen teleskopla uzaydaki objelerden gelen ışınlar,
cep telefonu kamerasındaki gibi elektronik algılayıcılara aktarılıp
bilgisayar yardımıyla görüntü elde edilecek. SPIDER teleskobunun
boyutunun küçük, kütlesinin de düşük olması nedeniyle uzay araçları
için çok uygun olacağı açıklandı.
Araştırma, Science dergisinde yayımlandı.
FELÇLİ PARMAKLARI HAREKET ETTİREN ELEKTRONİK
DEVRE
Ohio State Üniversitesinde, kol ve bacaklarını oynatamayan felçli
hastanın beynine özel tasarlanmış bir elektronik devre takıldı.
Hasta, bu elektronik devre sayesinde sağ eliyle klavyeli bir gitarı
çalabildi. Doktorlar, çalışmanın ilk döneminde felçli hastadan
parmaklarını hareket ettirmeyi düşünmesini isteyip o anlardaki
beyin aktivitelerini kaydetti.
Hastanın yapmaya çalıştığı hareketlerle beyin aktivitesi arasındaki
ilişki incelendi. Üç yıllık çalışmadan sonra tasarlanan özel
elektronik devre, hastanın beyninin sol tarafına takıldı. Hastanın
sağ koluna, üzerinde elektrotlar olan bir kolluk giydirildi. Hasta,
parmaklarını hareket ettirmek isteyince beynindeki algılayıcılardan
gelen sinyalleri işleyen bilgisayar, sağ koldaki elektrotlara
elektrik sinyalleri ulaştırdı.
Elektrotlar, kol kaslarına gerekli elektrik sinyallerini verince,
kaslar uygun şekilde kasıldı ve hasta parmaklarını oynatabildi.
Doktorlar, geliştirdikleri teknoloji yardımıyla, hastanın klavyeli
gitarı çalması dışında çatal ve bardak tutmasını sağlamayı da
başardı.
Çalışma, Nature dergisinde yayımlandı.
KALEM BOYUTUNDAKİ MİKROSKOPLA KANSER TANISI
Washington Üniversitesi Makine Mühendisliği Bölümünde Yrd. Doç Dr.
Jonathan Liu ve ekibi, kanser hücrelerini normal hücrelerden ayırt
edebilen kalem boyutunda bir mikroskop geliştirdi.
Özellikle beyin cerrahlarının ameliyat sırasında şüphelendikleri
dokularda kanser hücresi olup olmadığını anlamaları için bu tür bir
mikroskobun çok yararlı olacağı belirtildi. Boyutu çok küçültülen
bu özel konfokal mikroskop sayesinde, bazı sağlıklı dokuların
ameliyat sırasında gereksiz yere kesilip alınmasının önleneceği
açıklandı.
Mikroskop, Memorial Sloan Kettering Kanser Merkezi, Stanford
Üniversitesi ve Barrow Nöroloji Enstitüsünün araştırmacılarıyla
birlikte geliştirildi.
Çalışma, Biomedical Optics Express dergisinde yayımlandı.
DÜNYANIN EN İNCE GÜNEŞ PİLİ
Dünyanın önde gelen üniversitelerinden MIT'de geliştirilen yeni
güneş pilinin ne kadar ince olduğunu göstermek için pil, sabun
köpüğü üzerine yerleştirildi. Dünyanın en ince ve hafif güneş
pilinin üzerine konulduğu sabun köpüğünün patlamadığını gösteren
fotoğraflarla 25 Şubat'ta basına açıklama yapıldı.
Prof. Dr. Vladimir Bulovic ve ekibinin geliştirdiği güneş pilinin,
kumaş, kağıt veya plastik filmler üzerine yerleştirilerek
kullanılabileceği açıklandı.
Proje ekibi, bu güneş pilinin üretimi sırasında, tüm işlemlerin
vakum altında art arda yapıldığını ve bu nedenle hiçbir malzemeye
el değmediğini açıkladı. Bu teknik sayesinde, pilin verimini
düşürebilecek toz veya diğer kirleticilerden etkilenmediği
vurgulandı.
Bu güneş pilinin, ince ve hafif olması nedeniyle uzay araçları ve
giyilebilir elektronik cihazlarda kullanılabileceği
düşünülüyor.
Çalışma, Organic Electronics dergisinde yayımlandı.
KANSERİ ERKEN TEŞHİS EDEBİLEN ALGILAYICI
Case Western Reserve Üniversitesinde, çok seyreltik çözeltilerdeki
moleküller arasından tek bir molekülü tanımlayabilen bir algılayıcı
geliştirildi. Fizik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Giuseppe
Strangi, bu algılayıcıyla kanserin çok erken evrelerde teşhis
edilebileceğini açıkladı.
Algılayıcı, kalınlığı 16 nanometre ve üzeri gözenekli olan altın
folyoların arasına, kalınlığı 30 nanometre olan alüminyum oksit
tabakaları yerleştirilerek yapıldı. Strangi, geliştirdikleri bu
hiperbolik metamateryal algılayıcının, daha önce üretilen
algılayıcılardan bir milyon kez daha hassas olduğunu vurguladı.
Vücutta dolaşan kanser hücrelerinin ürettiği enzimlerin tek bir
molekülünün bile bu cihazla algılanabileceği açıklandı. Klinik
çalışmaları tamamlanmadığı için cihazın, hangi tür kanser
hücrelerinin varlığını başlangıç aşamasındayken belirleyebileceği
henüz kesinleşmedi.
Çalışma, Nature Materials dergisinde yayımlandı.
3 ATOM KALINLIĞINDA ELEKTRONİK YONGA
Stanford Üniversitesi tarafından, molibden sülfür adlı bileşikten,
üç atom kalınlığında elektronik yonga yapıldığı açıklandı. Projenin
yöneticisi elektronik mühendisliği bölümü öğretim üyesi Doç. Dr.
Eric Pop, amaçlarının çok ince elektronik yongalar üreterek
elektronik cihazların küçültülüp hafifletilmesini sağlamak olduğunu
belirtti.
Molibden sülfürden yapılan elektronik yonga üç atom kalınlığında
olduğu için bu malzemeyle şeffaf, bükülebilir ve çok hafif
televizyon veya bilgisayar ekranlarının yapılması mümkün
olabilecek.
Daha önce, bazı araştırmacılar molibden sülfür kullanarak çok küçük
transistörler yapmıştı. Elektronik yonga yapmak için ise molibden
sülfür folyosunun birkaç santimetre karelik bir yüzeye sahip olması
gerektiği açıklandı.
Pop ve ekibi, geniş yüzeyli molibden sülfür folyoları elde
edebilmek için vakum ortamında, kimyasal buhar biriktirme tekniğini
kullandı. Üç atom kalınlığındaki molibden sülfür folyosunun
üzerine, özel aşındırma tekniğiyle elektronik devrelerin
yapılabileceği açıklandı. Araştırmacılar, aşındırma yöntemiyle
molibden sülfür folyosunun üzerine üniversitenin amblemini çizdi ve
bunun fotoğrafını basına dağıttı.
Çalışma, 2D Materials dergisinde yayımlandı.
GÜNEŞİ ÖRNEK ALAN ENERJİ ÜRETME DENEYİ
Almanya'da Max Planck Enstitüsü-Plazma Fiziği laboratuvarlarında,
güneşteki gibi enerji üretmesi planlanan "stellarator" denilen
cihazda, hidrojen plazması üretildi. Güneşteki hidrojen atomları,
birbiriyle kaynaşarak helyum atomları oluştururken füzyon enerjisi
ortaya çıkıyor.
Güneştekine benzer şekilde, hidrojen kullanarak temiz enerji
üretmek amacıyla geliştirilmiş tokamak ve stellarator adlı iki
farklı sistem bulunuyor. Max Planck Enstitüsü, her iki cihaza da
sahip olan tek kurum.
Enstitü, 10 Aralık 2015'te stellarator cihazında helyum elementinin
elektronlarını uzaklaştırarak helyumun artı yüklü çekirdeklerinden
oluşan helyum plazması üretmişti.
Enstitüde, 3 Şubat 2016'da yapılan deneyde stellarator cihazını
çalıştıran düğmeye, Almanya Başbakanı Angela Merkel bastı.
Bu deneyde, mikrodalga kullanılarak hidrojen atomları çok yüksek
sıcaklığa çıkartılıp elektronlarından arındırıldı. Elde edilen artı
yüklü hidrojen plazmasının sıcaklığı 10 milyon dereceye ulaştı. Bu
başarı sayesinde, stellarator cihazıyla hidrojen enerjisi elde etme
hedefine bir adım daha yaklaşıldığı açıklandı.
İklim Değişikliğinin Habercisi: Sulak Araziler
#Gündem / 06 Mart 2025
KGK, Moskova’da TASS’ın BRICS medya zirvesinde
#Gündem / 15 Eylül 2024
Yorumlar
