Bu risklerin yanı sıra bir yandan da obeziteye, mide kanserine
ve böbrek taşına eğilimi artırıyor.
Tükettiğimiz besinlerin lezzetini arttırmak için soframızdan eksik
etmediğimiz tuzun zararları bunlarla da sınırlı değil. Prof.
Dr. Tevfik Rıfkı Evrenkaya hayatımızı tehdit eden bu hastalıklardan
korunmamız içinse günlük tuz tüketimimizi 5 gram, bir başka deyişle
bir silme çay kaşığı tuz ile sınırlandırmamız gerektiğine dikkat
çekiyor.
Hayatımızı aslında elektriksel bir aktiviteye borçluyuz. Yaşamın
devam etmesi için hücre dışında sodyumun, hücre içinde de
potasyumun yüksek miktarda bulunması çok önemli. Hücre dışı temel
elektrolit olan sodyumun ana kaynağını da sodyum klorür, bir başka
deyişle tuz oluşturuyor. Dünya Sağlık Örgütü'ne göre, hayatımızı
sürdürebilmek için günde ortalama 5 gram tuz almamız yeterli
geliyor. Ancak ülkemizde günlük ideal tuz tüketiminden 2.5-3 kat
fazla tuz tüketiliyor. Evrenkaya bunun sonucunda da yüksek tansiyon
ve buna bağlı inme, kalp krizi ile kalp yetmezliği başta olmak
üzere birçok hastalığın gelişme riskinin arttığı uyarısında
bulunarak, “ Dolayısıyla tuz tüketimi azaltıldığında bu
hastalıklardan büyük oranda korunmak mümkün olabiliyor. Bu nedenle
günlük tuz tüketiminin bir silme çay kaşığı ile sınırlandırılması
çok önemli” diyor. Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Tevfik Rıfkı
Evrenkaya tuz tüketimini azalttığımızda hangi hastalıklardan
korunabileceğimizi anlattı, önemli önerilerde bulundu.
1. YÜKSEK TANSİYON
Her 100 kişiden 35’inde görülen hipertansiyon dünyadaki ölüm
nedenleri arasında birinci, sakatlık nedenleri arasında da ikinci
sırada yer alıyor. Kalp, beyin, böbrekler, büyük atardamarlar ile
gözler hipertansiyondan en çok zarar gören organlar. Yüksek
tansiyon bu organları etkileyerek kalıcı sakatlıklara ve ölümlere
neden olabiliyor. Öyle ki hipertansiyon inmelerin yüzde 62’sinden,
koroner damar hastalıklarının yüzde 49’undan, kardiyovasküler
hastalıkların yüzde 80’ inden, böbrek hastalıklarının da yüzde
40’ından sorumlu tutuluyor. Kan basıncı 115/75 mmHg üzerine
çıkınca, risk başlıyor. Tuz alımı ile kan basıncı arasındaki
ilişkiyi gösteren ilk büyük ölçekli çalışma olan INTERSALT
araştırmasına göre; diyette günlük 6 gramlık tuz artışı büyük
tansiyonu ( sistolik) 9 mmHg yükseltiyor.
2. İNME
İnme, merkezi sinir sistemini besleyen damarların tıkanıklık ya da
kanamalarının yol açtığı ve ani gelişen nörolojik bir bozukluk.
İnme oluştuktan sonraki 5 yıl içinde yüzde 45-61 oranında ölüm,
yüzde 25-37 oranında da yeni bir inme gelişiyor. Ölümle
sonuçlanmayan durumlarda hastaların yaklaşık yüzde 31’i günlük
hayatlarını yardımla sürdürüyor, yüzde 20’si yardımsız yürüyemiyor,
yüzde 16’sı da bakımevine yatırılıyor. Günlük tuz alımı 6 gram
azaltıldığında inme riski yüzde 24 oranında azaltılıyor.
3. BÖBREK YETMEZLİĞİ
Toplumda yüzde 17 oranında görülen kronik böbrek hastalığı dünya
üzerindeki en önemli sağlık sorunlarından biri. Sıklığı giderek
artan diyabet, böbrek yetmezliğinin nedenleri arasında ilk sırayı
alırken, ikinci sırada da hipertansiyon geliyor. Nefroloji Uzmanı
Prof. Dr. Tevfik Rıfkı Evrenkaya tuz tüketiminin doğrudan olmasa da
hipertansiyona yol açarak böbrek sağlığını bozduğunu vurgulayıp “
Örneğin böbrek taşlarına olan eğilim artıyor. Özellikle orta-ileri
evre böbrek yetmezliklerinde seyri yavaşlatmak için diyette tuz
kısıtlaması şart” diyor.
4. SİNDİRİM SİSTEMİ HASTALIKLARI
Dünya Uluslararası Kanser Araştırma Fonu'nun 2016 verilerine göre,
Uzak Doğu'da tuzla işlenmiş balık ve diğer gıdaları tüketenlerde
mide kanseri görülme riskinin, bu besinleri tüketmeyenlere göre
yüzde 15 daha fazla olduğu saptanmış.
5. OBEZİTE
Obezite vücut kitle indeksinin 30 kg/m2 'den daha fazla olması
olarak tanımlanıyor. “Tuz doğrudan obezite nedeni değildir, ancak,
bizi susatır” diyen Prof. Dr. Tevfik Rıfkı Evrenkaya sözlerine
şöyle devam ediyor: “Özellikle susayan çocukların su içmek yerine
şekerli içecekleri tercih etmeleri obezite riskini çok artırıyor.
Şekerli içecekler tuz barındırmamakla birlikte, tuzun dolaylı
susatıcı etkisi nedeniyle, özellikle çocuklar tarafından ilk sırada
tercih edilen sıvı olma özelliği taşıyor. Dünya Sağlık Örgütü
günlük tuz alımının 10 gramdan 5 grama düşürülmesiyle günlük su
ihtiyacının 350 ml azalacağını ifade ediyor. Günde her 1 gram tuz
azaltılması da 27 ml daha az şekerli içecek tüketmemizi sağlıyor
“
6. ASTIM
Fazla tuz tüketiminin akciğerlerdeki mikrodolaşımı bozarak, astımın
ağırlaşmasına neden olduğu düşünülüyor. 2010 yılında yapılan bir
çalışmada düşük tuz diyeti (3.75 gr/gün) alan astım hastalarının,
yüksek tuz diyetindeki (10 gr/gün) hastalara oranla astım
ilaçlarına daha az ihtiyaç duydukları ve bu hastaların solunum
fonksiyon testlerinde belirgin düzelme olduğu belirlendi.
7. ÖDEM
Her sodyum molekülü vücutta en az 4 su molekülünü bağlıyor. Yani,
tuz her zaman suya bağlı olarak dolaşıyor. Vücutta, sodyumun
bulunduğu her alanda su da var. Ne kadar çok sodyum, o kadar çok
ödem diyebiliriz. Tuz damar içindeki basıncı bu yolla artırdığı
gibi ödeme de neden olabiliyor. Ödem, özellikle akciğerlerde
olduğunda hayatı tehdit ediyor. Ödemli hastalıkların tedavisinde
ilk sırayı tuz kısıtlaması alıyor.
8. SIVI KAYBI VE ELEKTROLİT DENGESİZLİKLERİ
Vücutta ishal, yanık, kusma ile kanama gibi nedenlerle su kaybı
olduğunda vücutta göreceli olarak tuz miktarı artabiliyor. Bu
duruma “hipernatremi” deniyor. Vücutta göreceli olarak tuz
miktarının artması, özellikle beyin hücrelerinden sıvı çekerek,
beyin hücrelerinin büzüşmesine yol açıyor. Dolasıyla bu tür
durumlarda su ihtiyacı hesaplanarak, eksik suyun tamamlanması
gerekiyor. Bunun tam tersi de, vücutta suyun tuza göre daha fazla
bulunması. Bu duruma da “hiponatremi” deniyor. En çok kalp
yetmezliği, böbrek yetmezliği ile karaciğer yetmezliği olan
kişilerde görülen hiponatremi de bilinç bozukluklarına ve mizaç
değişimlerine yol açabiliyor.
TUZU AZALTMAK ZOR DEĞİL
Damağımız tuzun tadına alışmışken besinleri daha az tuzlu tüketmek
aslında sanılanın aksine çok da zor değil. Dilimizde, tuzu
algılayan “reseptörler” mevcut. Yaklaşık yüzde 20 oranındaki tuz
kısıtlaması, bu reseptörlerce algılanmıyor. Tuzu, yemeği
baharatlarla tatlandırmak sofraya tuzluk koymamak gibi yöntemlerle
azalttığımızda, ağızdaki tuz reseptörleri yeniden aktive oluyor ve
çok düşük tuz konsantrasyonlarını bile algılıyor. Yaklaşık 2 ay
süren alışma sürecinde kendimizi biraz zorladığımızda bize az tuzlu
gelen yemekler artık normal bir tada dönüşüyor.
İklim Değişikliğinin Habercisi: Sulak Araziler
#Gündem / 06 Mart 2025
KGK, Moskova’da TASS’ın BRICS medya zirvesinde
#Gündem / 15 Eylül 2024
Yorumlar
