Doç. Dr. Mehmet Oğuzhan Özyurtkan, akciğer kanserine ilişkin
yaptığı yazılı açıklamasında, söz konusu kanserin akciğer
dokularındaki hücrelerin kontrolsüz çoğaldığı bir hastalık olduğunu
belirtti.
Bu kontrolsüz çoğalmanın, hücrelerin çevredeki dokuları sarması
veya akciğer dışındaki organlara yayılmaları ile metastaz şeklinde
sonuçlanabileceğine işaret eden Özyurtkan, şunları kaydetti:
"Çeşitli ülkelerde yayınlanan raporlar göz önüne alındığında,
akciğer kanserinin tüm dünyada kanser türleri arasında, erkeklerde
ve kadınlarda en sık ölüme neden olan kanser türü olduğu
görülmektedir. Tüm dünyada her yıl yaklaşık 1,3 milyon kişinin
ölümüne neden olmaktadır.
Akciğer kanserinin en sık sebebi sigara kullanımıdır. Fakat akciğer
kanseri sigara içmeyenlerde de görülebilmektedir. Gelişmiş
ülkelerde akciğer kanserinden ölümlerin erkeklerde yüzde
92-94'ünün, kadınlarda ise yüzde 78-80'inin sigaraya bağlı olduğu
bildirilmiştir. Bir ülkede ne kadar fazla sigara tüketiliyorsa,
akciğer kanseri o kadar fazla görülür."
Özyurtkan, Türkiye'de yapılan çalışmalarda akciğer kanserli
kadınların yüzde 17'sinin, erkeklerin ise yüzde 94'ünün sigara
içtiklerinin bildirildiğini dile getirdi.
"DİĞER BİR FAKTÖR ASBEST"
Pasif sigara içiciliği olarak bilinen sigara içilen ortamda
bulunularak sigara dumanına maruz kalmanın da sigara kullanmak gibi
akciğer kanseri açısından risk faktörü olduguna dikkati çeken
Özyurtkan, şu açıklamalarda bulundu:
"Kanser gelişme riski; sigara içme süresi, günde içilen sigara
sayısı, erken başlama yaşı, derin çekme yani inhalasyon ve katran
yani tar miktarı ile artar, kullanımı kesme süresi ile azalır.
Sigara miktarı arttıkça risk katlanarak artmakta ancak sigarayı
bıraktıktan sonra risk giderek azalmaktadır.
Akciğer kanserine sebep olan diğer bir faktör asbest denen bir
mineraldir. Asbest bazı endüstrilerde kullanılır ve doğal olarak
fiberlerde bulunur. Asbest fiberleri havada dolaşıp kıyafetlere
yapışır ve solundukları zaman akciğerlere yerleşerek akciğer
hücrelerini zarara uğratır ve kanser riskini artırır."
Özyurtkan, renksiz, kokusuz, tatsız ve doğal olarak meydana gelen
radyoaktif bir gaz olan radonun da akciğere yerleşip kanser
oluşumuna sebep olabilen bir madde olduğu bilgisini paylaştı.
Radonun toprakta doğal olarak bulunduğunu ve iyi havalandırılmayan
ev ve iş yerlerinin altında yer alan topraktaki miktarına bağlı
olarak kapalı mekan havasındaki miktarının yüksek olabileceğini
bildiren Özyurtkan, şu ifadeleri kullandı:
"Zemin kat ve eski binalarda yaşayanlarda sık görülür, bu nedenle
metro ve tünel işçileri gibi mesleki gruplar da risk taşır. Gemi
yapımı, yapı malzemeleri çıkarımı, çanak-çömlek imalatı, matbaa
işleri ve madencilik gibi belirli meslek çalışanlarında akciğer
kanseri daha sık görülmektedir. Başlıca mesleki karsinojenler
arasında asbest, arsenik, alüminyum, krom, nikel, berilyum,
kadmiyum ve formaldehit sayılabilir.
Akciğer kanseri gelişimindeki önemli diğer bir faktör ise hastada
diğer bir akciğer hastalığı bulunmasıdır. Silikozis gibi fibrotik
akciğer hastalığı olanlarda kanser riski artmıştır. Ayrıca
sarkoidozlu hastalarda 3 kat, tüberkülozlu hastalarda 8 kat artmış
risk vardır. Akciğer kanserinde kalıtsal ön yatkınlık yaratan
faktörlerin varlığı da bilinmektedir. Birinci derece akrabalarında
akciğer kanseri olan kişilerde kanser geliştirme riski 2-4 kat
artmaktadır."
BİTMEK BİLMEYEN ÖKSÜRÜK VE KALICI GÖĞÜS AĞRISINA
DİKKAT
Akciğer kanserinin çok çeşitli bulguları olabileceğine değinen
Özyurtkan, genel olarak bakıldığında, bitmek bilmeyen ve zamanla
daha kötüye giden bir öksürük, kalıcı göğüs ağrısı, kan tükürmek,
nefes darlığı, hırıltılı nefes alıp vermek, sık sık zatürre veya
bronşit olunması ve geçmemesi, boyun ve yüzde şişkinlik olması
durumlarında hemen doktora başvurmak gerektiğini vurguladı.
Akciğer kanserlerinin genel olarak iki gruba ayrıldığını belirten
Özyurtkan, şunları kaydetti:
"Bunlar, küçük hücreli akciğer kanseri ve skuamöz hücreli karsinom,
adenokarsinom, büyük hücreli karsinom ve karsinoid tümör olmak
üzere küçük hücreli olmayan akciğer kanserleridir. Genel olarak
bakıldığında akciğer kanserleri akciğer içerisinde büyüme yaparlar.
Zamanla kalp, yemek borusu, nefes borusu, göğüs kemikleri ve omurga
olmak üzere komşu organları ele geçirip o organlarla ilgili
şikayetler yaratabilirler. Organların yanı sıra, lenf bezi denen ve
vücutta hemen her yerde doğal olarak bulunan yapılara sıçrama
yapabilirler. Son olarak da beyin, karaciğer ve kemikler gibi başka
uzak organlara sıçrayabilirler.
Akciğer kanseri, yakın bölgede lenf bezelerine veya başka organlara
yayılım göstermeden önce nadiren belirti verdiğinden hastaların çok
az bir kısmına erken tanı konur. Ülkemizde yapılan bir çalışmada
tanı anında akciğer kanserli hastaların yüzde 85'inin ileri evrede
oldukları ortaya çıkmıştır. Erken tanı, çoğu zaman tesadüfen, başka
bir hastalık nedeniyle çekilen Akciğer Grafisi, Bilgisayarlı
Tomografi, Manyetik Rezonans Görüntüleme, PET/CT tetkiklerinde
kitlenin görülmesi ile konur. Balgam örneğinin incelenmesi, hava
yollarının endoskopik olarak değerlendirilmesi anlamına gelen
bronkoskopi ve bronkoskopik biyopsi, bazı durumlarda
ultrasonografik tanı yöntemleri ile tanı koyulabilir."
Özyurtkan, hastalığın yerine göre bazı durumlarda tanının,
radyolojik olan bilgisayarlı tomografi eşliğinde iğne batırma
yöntemi ile de koyulabildiğini ifade etti. Bazı durumlarda da
akciğer dokusundan parça çıkarılarak tanı koyulabildiği bilgisini
veren Özyurtkan, radyolojik olarak bölgesel lenf bezelerine
yayılımdan şüphe ediliyorsa bu bezelerin değerlendirilmesi için
mediastinoskopi ve torakoskopik cerrahi uygulandığını belirtti.
"ERKEN TANI ÇOK ÖNEMLİ"
Akciğer kanserinin nasıl tedavi edileceğine ilişkin, küçük hücreli
akciğer kanserinde temel tedavi prensibinin kemoterapi ve
radyoterapi olduğunu dile getiren Özyurtkan, şu açıklamalarda
bulundu:
"Cerrahi bu hastalarda çok az düşünülür, zira bu kanser türü en çok
yayılmayı seven türdür ve tanı koyulduğunda oldukça yüksek oranda
hasta ileri evrededir. Buna karşılık küçük hücreli olmayan akciğer
kanserlerinde seçilmiş hastalarda cerrahi uygulanması yaşam şansını
direkt olarak artırır.
Akciğer kanserinde erken tanı çok önemlidir. Erken dönemde
hastalıkta cerrahi tedavi ile uzun süreli yaşam yüzde 85 gibi
yüksek oranlara varmaktadır. Akciğer kanserinden ölümlerin nedeni
çoğunlukla uzak metastazlardır. Bu da erken tanının önemini
artırmaktadır."
Özyurtkan, hastalığın evresi ve histolojik tipini belirledikten
sonra, hastanın yaşı ve performans durumu da göz önünde tutularak
tedavisinin planlandığını dile getirdi.
"ERKEN DEVRELERDE CERRAHİ TEDAVİ UYGULANIR"
Küçük hücreli olmayan akciğer kanserlerinin 4 evreye ayrıldığını ve
erken evreler olarak kabul edilen evre 1 ve 2'de cerrahi tedavi
uygulandığını kaydeden Özyurtkan, şunlara vurgu yaptı:
"Cerrahi tedavide amaç hastalıklı akciğer dokusunu anatomik olarak
çıkarmak ve mediastendeki lenf bezlerini onkolojik prensipler
çerçevesinde çıkarmaktır. Evre 3 hastalarda kalp, mediasten,
trakea, göğüs duvarı kemikleri ve omurga ve aort gibi büyük
damarlar olmak üzere komşu bazı organlarda tutulum mevcuttur ve bu
durumlarda bazı seçilmiş hastalarda neoadjuvan kemoterapi veya
radyoterapi, yani ameliyattan önce tümörü küçültme tedavisi
sonrasında operasyon uygulanabilir.
Yine mediastendeki lenf bezi tutulumu olan hastalar da evre 3
grubundadır. Bu hastalarda da yine neoadjuvan tedavi sonrası
operasyon mümkün olabilmektedir. Evre 4 hastalıkta diğer organlarda
metastaz mevcut olduğundan hastalığın tedavisi genellikle
kemoterapi veya radyoterapi ya da kemo-radyoterapiyle yapılır."
İklim Değişikliğinin Habercisi: Sulak Araziler
#Gündem / 06 Mart 2025
KGK, Moskova’da TASS’ın BRICS medya zirvesinde
#Gündem / 15 Eylül 2024
Yorumlar
