Pençe, yaptığı açıklamada, kanserin genellikle vücuttaki tek bir
hücrenin farklılaşması ve savunma sisteminden kurtularak, çoğalmaya
ve farklılaşmaya devam etmesiyle oluşan, hücresel ya da tümoral
boyutlarda seyredebilen bir hastalık olduğunu ifade etti.
Hastalığın esas nedeninin normal hücrelerin bölünmesi esnasında DNA
eşleşmesinde meydana gelen bozulmalar nedeniyle farklılaşıp anormal
hale gelmesi olduğunu anlatan Pençe, vücudun her gün milyarlarca
yeni hücre ürettiğini, bu üretim esnasında birkaç milyon da bozuk
hücre oluştuğunu belirtti.
Prof. Dr. Pençe, organizmanın ölme ve öldürme fonksiyonu sayesinde
bozuk hücreleri yok ettiğini aktararak, ölme ve öldürme fonksiyonu
bozulunca da kanserin meydana geldiğini söyledi.
Prof. Dr. Sadrettin Pençe, şunları kaydetti:
"Kalıtım yoluyla kanser meydana gelme ihtimali yüzde 10-15 olup,
çevresel faktörler, geriye kalan yüzde 85-90'lık oranı
oluşturmaktadır. Tümör oluşumunu önleyen tümör baskılayıcı
genlerdeki bir bozukluğun, kalıtımsal olarak aktarılması ve onu
tetikleyen çevresel bir karsinojenin ilave katkısıyla kişiler
kansere yatkın bir hale gelebilmektedirler. Bir insanda kanser geni
varsa, sağlıklı beslenerek, doğal ve sağlıklı yaşayarak kansere
yakalanmayabilir. Ancak bir insanda kanser geni yoksa, sağlıksız
beslenerek ve yaşayarak hastalığa yakalanabilir. Sigaranın
kanserojen etkisi oldukça yüksektir. Akciğer kanseri yüzde 85-90
oranında sigara kullanımıyla kesin bağlantılıdır. Ayrıca düzenli
sigara içenlerin sigarayla ilişkili olan diğer hastalıklardan ve
kanserlerden öleceği varsayılmaktadır. Sigara içen kadınlarda
akciğer kanserine yakalanma ihtimali erkeklere göre 3 kat fazladır.
Bunun nedeni yüksek östrojen seviyesinin, çevresel etmenlerle bir
araya gelerek tetiklenmiş, kanser oluşturma riskini
arttırmasıdır."
"TÜRKİYE'DE ERKEKLERDE PROSTAT,KADINLARDA MEME KANSERİ
BİRİNCİ SIRADA"
Prof. Dr. Sadrettin Pençe, "Dünyada, erkeklerde ilk üç sıra kanser
türü, prostat, akciğer ve kolon iken, Türkiye'de bu sıralama
akciğer, prostat ve mesane şeklindedir. Kadınlarda ilk üç kanser
türü dünyada meme, kolon ve akciğer kanseri iken, Türkiye'de
sıralama, meme, tiroit ve kolorektal kanseri şeklinde olmaktadır."
diye konuştu.
Türkiye'deki son resmi rakamlar değerlendirildiğinde bir yıl
içerisinde yaklaşık 96 bin 200 erkek ve 67 bin 200 kadına kanser
teşhisi konduğunun belirlendiğini vurgulayan Pençe, şöyle devam
etti:
"Ülkemizde günde yaklaşık 450 kişiye kanser teşhisi konulmaktadır.
Avrupa'da kanser hastalarının oranı 100 binde 500, ABD'de 600,
Türkiye'de ise 250'dir. Rakamlar Türkiye'deki kanser oranının
Avrupa'nın ve Amerika'nın yarısı kadar olduğunu göstermektedir.
Ancak bu rakamların sebebi, ülkemizin Avrupa ve Amerika kadar yaşlı
nüfusa sahip olmaması ve kanserin yüzde 80-90 oranında yaşlılık
hastalığı olmasından ileri gelmektedir. Türk halkının, doğru
beslenmeye dikkat etmesi, hazır gıda tüketiminin az olması, her
besini kapsayan bir beslenme alışkanlığının bulunması ve çok fazla
obez olmaması da diğer şanslı etkilerdendir."
Pençe, erken tanı ve geliştirilmiş tedavi imkanlarıyla çoğu
hastanın kanseri atlatabildiğine ancak hastalığın hala ölüm nedeni
olarak ikinci sırada yer aldığına işaret ederek, "Dünyada her yıl
12,7 milyon insana kanser tanısı konulmakta ve 7,6 milyonu
kanserden ölmektedir. Ülkemizde yılda yaklaşık 175 bin kişiye
kanser teşhisi konulmaktadır." diye konuştu.
Görüntüleme teknikleri ve biyopsinin yanı sıra, vücut sıvılarından
kanser türüne özgü bilinen belirteç seviyeleri test edilerek
hastalığın tanısının konulabildiğini vurgulayan Pençe, sağlıklı ve
dengeli beslenmenin, stresten uzak bir hayatın, egzersiz yapmanın
ve kanserin belirtileri hakkında bilinçlenmenin hastalığa
yakalanmamak adına önemli adımlar olduğuna dikkati çekti.
"İMMÜNOTERAPİ, KANSERE KARŞI EN BÜYÜK UMUDUMUZ
OLDU"
Prof. Dr. Pençe, "Eğer bu hastalığa maruz kaldıysak hemen doktora
başvurup tedaviye yönelmeliyiz. Yakın zamanda yapılan
araştırmalarda bazı kanser türlerine, kanserden korkmanın sebep
olduğu görülmüştür. Unutulmamalıdır ki inanç ve iyi moral
vücudumuzun savunma sistemine destek vermekte ve kanseri yenmekte
önemli rol oynamaktadır." ifadelerini kullandı.
Günümüzde kanserin tanı, takip ve tedavisinde gelişen, kişiye
yönelik tıp çalışmalarının yanı sıra, cerrahi, radyoterapi,
kemoterapi gibi tedavi seçenekleri olduğunu, ayrıca immünoterapi,
hormonoterapi, biyolojik tedavi, kök hücre ve hedefe yönelik
tedavilerin de yeni ufuklar açtığını aktaran Pençe, şu
değerlendirmede bulundu:
"Kişiye yönelik tıp, önleme, tanı, tedavi ve takip dahil olmak
üzere birçok hastalığın tüm aşamalarında hastanın bireysel
özellikleri, gereklilikleri ve tercihlerine göre tedaviye uygun
hale getirilmesidir. Hastalığın önlenmesi, tanısı ve tedavisine
dair kararların verilmesine imkan sağlayan genetik profilin
kullanılmasıyla ortaya çıkar. İmmünoterapi, kansere karşı en büyük
umudumuz olmuştur. Kanser tedavisinde yeni bir çığır açtığı
söylenebilir. Şu anda üzerinde en fazla yatırım yapılan kanser
ilaçları, immünoterapi kökenli ilaçlardır. Yakın gelecekte tümör
dokusundan biyopsi alınacak ve tanısı moleküler olarak
konulabilecektir. Tedaviye başlanmadan önce hangi tedavilerin
yapılacağı moleküler olarak tespit edilecek. Sonrasında özellikle
kişiye özel immünoterapi ve diğer biyolojik kökenli tedaviler
uygulanabilecektir."
İklim Değişikliğinin Habercisi: Sulak Araziler
#Gündem / 06 Mart 2025
KGK, Moskova’da TASS’ın BRICS medya zirvesinde
#Gündem / 15 Eylül 2024
Yorumlar
