Prof. Dr. Çiğdem Kayacan, antibiyotiklerin bakteriyel enfeksiyon
kaynaklı sağlık sorunlarının tedavisinde kullanılan ilaçlar
olduğunu dile getirerek, mikrobiyolojinin de antibiyotik, direnç
gibi tüm etmenleri birbirine bağlayan bir alan olduğunu ifade
etti.
Penisilinin bulunması ve tam ticari olarak tedavüle girmesinden
sonra enfeksiyona bağlı ölümlerde önemli ölçüde azalma görüldüğünü
ve bu nedenle antibiyotiklerin "çağın en önemli buluşu" şeklinde
uzun yıllarca anıldığını anlatan Kayacan, buna rağmen tüm
insanlığın yaşamı içinde antibiyotiklerin ömrünün kısa kaldığını
söyledi.
Bugün artık antibiyotiklerin tedavi edemeyeceği bazı bakteriyel
enfeksiyonlarla karşılaştıklarını aktaran Kayacan, şu bilgileri
verdi:
"Her antibiyotik deneniyor, hiçbirisinin tedavi edemeyeceği
görülüyor. Buraya gelene kadar biz ne yaptık da böyle bir sonuç
çıktı veya bizim dışımızda ne oldu da böyle bir noktaya vardık.
Artık bakteriyel enfeksiyonlar antibiyotiklerle tedavi edilemiyor.
İkincisi de yine enfeksiyonlar devam edecek ama şimdi ne yapacağız?
Onun için de antibiyotiklerin tedavi panelinden kaybolması veya
kaybolmaya yakın bir noktada duruyor olması tabii çok panikletici
bir şey. Bu nedenle tüm dünyada bir seferberlik ilan edildi. Bu
seferberlik hem antibiyotiklerin yerine geçecek bazı farklı
ilaçların bulunabilmesi için önlem olarak hem de elde kalan
antibiyotiklerin nispeten işler durumda olanları varsa onları en
uygun kullanmak yönünde. Grip, virüs enfeksiyonu gibi antibiyotiğin
hiç etkisinin olmadığı durumlarda antibiyotik kullanıldığında vücut
buna alışıyor ve gerekmeyen yerde alıştığı ilacı, gereken yerde
kullanamıyor. Dolayısıyla enfeksiyonlarda gerektiği zaman tedavi
edilemiyor. Onun için yanlış kullanımları, dozları önlemek
gerek."
Prof. Dr. Çiğdem Kayacan, küresel sağlık anlamında antibiyotik
direncinin günümüzün en önemli tehditlerinden birisi olduğunu
anlatarak, "Antibiyotik direnci her yaştan, her ülkeden bireyleri
etkileyebilecek küresel bir sorundur. Tüm dünyada antibiyotiklere
direnç kazanan bakterilerin oranı git gide artmaktadır, dolayısıyla
sebep oldukları enfeksiyonlar tedavi edilememekte ve birçok hasta
enfeksiyon hastalıklarına bağlı olarak hayatlarını kaybetmektedir."
ifadelerini kullandı.
"TIBBIN ÖNEMLİ KAZANIMLARI KAYBEDİLME TEHLİKESİYLE KARŞI
KARŞIYA"
Kayacan, antibiyotik direncinin önemine işaret ederek, "Kanser
tedavisinde kullanılan bir yöntem olan kemoterapi, böbrek,
karaciğer, kemik iliği nakli gibi uygulamalar ile büyük cerrahi
operasyonların etkili antibiyotikler olmadan başarılı şekilde
yapılmaları mümkün değildir. Modern tıbbın birçok önemli kazanımı
antibiyotik direnci sebebiyle kaybedilme tehlikesiyle karşı
karşıyadır." diye konuştu.
Antibiyotik direncinin hayvancılık açısından da eşdeğer öneme sahip
olduğunu, hayvanların dirençli bakterilere bağlı enfeksiyonlar
sonucu kaybının büyük bir gıda kaynağı krizine neden olacağının
öngörüldüğünü vurgulayan Kayacan, sözlerini şöyle tamamladı:
"Günümüz verilerine göre antibiyotiklere dirençli bakterilere bağlı
olarak Amerika ve Avrupa'da yılda 50 bin hasta hayatını
kaybetmektedir. Dünyanın geri kalanı da dahil edildiğinde bu
sayının toplamda 700 bin hastayı aştığı hesaplanmaktadır. Kriz
kontrol altına alınamazsa 2050 yılında bu rakamın 10 milyona
çıkmasından korkulmaktadır. Antibiyotikler çok önemli bir kaynaktır
ve korunmaları gereklidir. Aynı zamanda antibiyotik tükenen tek
ilaç türüdür. Bu nedenle henüz çok geç değil ama artık harekete
geçmeliyiz. Bu kapsamda antibiyotik sadece doktor reçete ettiğinde
kullanılmalı. Antibiyotik tedavisine başladıktan sonra hasta
kendini iyi hissetse dahi doktorun önerdiği tedavi tamamlanana dek
sürdürülmeli. Ecza dolabında kalmış, unutulmuş antibiyotikler asla
kullanılmamalı. Çevredeki benzer şikayetlere sahip hastalarla
antibiyotik paylaşılmamalı. Ayrıca, eller düzenli olarak yıkanarak,
hasta kişilerle temas önlenerek ve gerekli aşıları olarak
enfeksiyon hastalıklarından korunmalıdır."
"REÇETESİZ ANTİBİYOTİK SATIŞININ ENGELLENMESİ BÜYÜK BİR
MİLAT"
TMC Antibiyotik Duyarlılık Testlerinin Standardizasyonu Çalışma
Grubu Başkanı Prof. Dr. Deniz Gür de Türkiye'nin, Dünya Sağlık
Örgütü Avrupa bölgesinde bulunduğunu ve son üç yıldır bölge
ülkelerinde antibiyotik direncinin izlemi için başlatılan Orta Asya
ve Doğu Avrupa Antibiyotik Direnci Sürveyansı ağına ulusal veri
gönderdiğini aktardı.
Gür, Türkiye'nin üç yıllık antibiyotik direnç verileri ve bu
verilere kaynak sağlayan mikrobiyoloji tanı kapasitesinin
incelendiğini ifade ederek, raporun sonucunda, antibiyotik
direncinin kontrolü için ülke genelinde Sağlık Bakanlığı tarafından
koordinasyonun sağlandığı ve bu kapsamda sorunun doğru olarak
belirlenebilmesi için 100'ün üzerinde mikrobiyoloji
laboratuvarından antibiyotik direnci verisi toplandığının
görüldüğünü kaydetti.
Bunların yanında Türkiye'nin antibiyotik direnç oranlarının Avrupa
Birliği ülkelerinin ortalamasıyla karşılaştırıldığında,
karşılaştırmaya dahil edilen tüm bakteri-antibiyotik eşleştirmeleri
için yüksek olduğunun gözlendiğini ifade eden Gür, bunun
önlenebilmesi için sağlık çalışanlarının da birtakım tedbirler
alabileceğine dikkati çekerek, şu tavsiyelerde bulundu:
"Enfeksiyonların önlenmesi ve mevcut enfeksiyonların yayılımının
engellenmesi için gerekli önlemler alınmalı. Mümkünse laboratuvar
tanı testlerinden yararlanılarak, hastanın tanısı laboratuvar test
sonuçlarına dayandırılmalı ve tedavi sonuçlara göre düzenlenmeli.
Güncel hastalık kılavuzlarıyla uyumlu olarak sadece gerekli
durumlarda antibiyotik reçete edilmeli. Her bir hastaya
antibiyotiklerin nasıl doğru kullanılacağı, kurallara uyulmaması
durumunda gelişebilecek antibiyotik direncinin tehlikeleri
anlatılmalı. Hastalara aşılanma, el yıkama, güvenli cinsel ilişki,
hapşırırken burun ve ağzın kapatılması gibi önlemlerle
enfeksiyonlardan nasıl korunabilecekleri aktarılmalı.
Antibiyotiklere dirençli bakterilere bağlı gelişen enfeksiyonların
bildirimi gerçekleştirilmeli."
Prof. Dr. Gür, bu sorunla mücadele için güçlü bir ulusal eylem
planının da oluşturulması gerektiğini dile getirerek, "Bunların
yanında, Türkiye'de reçetesiz antibiyotik satışının engellemesi çok
büyük bir milat oldu. Bunun takip edilmesi ve denetlenmesi
gerekiyor. Çünkü hastalar sadece reçete edilen antibiyotikleri
kullanmalı. Reçetesiz kullanım kesinlikle geçerli olmamalı. Her
doktor hastasına uygun antibiyotik kullanımının ne olduğunu
açıklamalı. Ülkemizde antibiyotiğin eczanelerden reçetesiz
alınabildiği dönemlerde diğer ülkelere kıyasla müthiş bir direnç
oranına sahiptik. Şimdi, biz birkaç yıl içerisinde bunun
duraksamasını veya hızını keseceğini düşünüyoruz."
değerlendirmesinde bulundu.
İklim Değişikliğinin Habercisi: Sulak Araziler
#Gündem / 06 Mart 2025
KGK, Moskova’da TASS’ın BRICS medya zirvesinde
#Gündem / 15 Eylül 2024
Yorumlar
