Saltuk Fâris

Saltuk Fâris

İMRAN KHAN’I NELER BEKLİYOR?

Bu yazımda Pakistan’ın en temel sorunları ve İmran Khan’ın onlara yaklaşımlarını ele aldım.

1- Pakistan’ın en büyük sorunu elbette Keşmir, dolayısıyla Hindistan’dır. Bu en temel sorun yüzünden ülke kaynaklarının %70’i askere ve savunma sanayisine aktarılır. Böyle olunca asker güçlü olmuş ve kimse yan bakamamıştır. İşin hakkını vermek gerekirse Pakistan ordusu ülkenin en temiz çalışan kurumudur. Ancak kaynakları da adeta sömürmekte ve sivil halka çok fazla birşey kalmamaktadır. Keşmir meselesi kangren haline geldiği için bu noktada özellikle genç neslin çözüm noktasında pek bir ümidi ve hamasi duygusu kalmamıştır. Ancak uğruna o kadar şehit verilen bir toprak parçasını vermek de kimsenin haddine değildir. Pervez Müşerref’in darbe yapmasının kamuoyuna yansıyan en önemli noktası da budur. Nawaz Şerif askeri devre dışı bırakmaya çalışmış ama sonuç olarak koltuğundan olmuştur.

İmran Khan bu meseleyi diyalog yoluyla halledeceğini belirtmektedir. Çünkü Hindistan ile diyaloğa girilmesi ve Keşmir sorunu için çözüm bulunması halinde iki ülke arasındaki en büyük sorun çözülecek ve Pakistan’ın savunma sanayisine harcadığı para sivil halka hizmet için kullanılacaktır. Bu noktada askerin tepkisi ne olur açıkçası henüz belli değil. Hindistan tarafı İmran Khan’a biraz olumlu yaklaşıyor ama kartlar henüz tam dağıtılmadı. Ancak herkes için en hassas nokta bu. Hindistan kolay kolay Keşmir’den vazgeçmez çünkü orayı verdiği zaman diğer bölgelerden de isyan sesleri yükselecektir. Aynı durum neredeyse Pakistan tarafı için de geçerli. Pakistan ordusu da kendisini zayıflatacak bir konuya çok olumlu bakmaz. İmran Khan ise bu meseleyi çözerek kahraman olmak istiyor. Şerif ailesi köken olarak Keşmirli olduğu için bu mesele üzerinden İmran Khan’ın üstüne gidip köşeye sıkıştırmaya çalışacaklardır. Velhasıl koskoca bir düğüm.

2- Afgan savaşı bu bölgenin kaderini oldukça etkilemiş ve etkileri halen şiddetli bir şekilde devam eden önemli sorunlardan biridir. “Yahu, Afgan savaşı Afganistan’da oldu, Pakistan’ın neden sorunu oluyormuş?” diyenlerin sesini duyar gibiyim ama işin gerçek tarafı öyle değil. Hatta Afgan cihadının en önemli karargahı, Pakistan’ın sınır eyaleti olan Peştunistan olmuştur. Zira yukarda dediğim gibi Peştunistan’ın yarısı Pakistan’da, öteki yarısı ise Afganistan’dadır. Aradaki sınır sadece göstermeliktir. O tarafta olanın etkisi direk bu tarafta hissedilir. Durum böyle olunca Pakistan ordusu ve istihbaratı bu olayı milli dava haline getirmiş ve olaya resmi olmasa da herkesin bildiği bir şekilde aleni olarak müdahale etmiştir. Afganistan’da kurulacak yeni devletin kendi kontrolünde olması için gayret göstermiştir. Burada yine birinci korku devreye girmiştir. Yani Hindistan. Pakistan’ın en büyük korkusu Afganistan’da kurulacak devletin Hindistan kontrolünde olacağıdır. Korkusu boşuna değil, çünkü Bangladeş böyle kaybedilmiştir. Eğer Afganistan da Hindistan kontrolüne girerse bu sefer Peştunistan ayrılmaya yeltenecek, bu da domino taşı gibi diğer eyaletleri de etkileyecektir. Yukarda dediğim gibi Hindistan’ın Keşmir sorununda diretmesinin sebebi de budur aslında. Keşmir’in ayrılmasına onay verirse sırada bekleyen onlarca eyalet var. Mesela kendi tarafındaki Sindh eyaleti bunlardan bir tanesi. Neyse biz yine asıl konumuza dönelim.

Afgan savaşı sırasında milyonlarca mülteci Pakistan’a gelip yerleşmiştir. Bu halen önemli bir sorun olarak devam etmekte. Pakistan mültecileri ara ara zorla yerinden çıkartıp Afganistan’a göndermektedir. Ama sayı öyle az değil. Bana göre bu konunun en sorunlu kısmı şudur; Afganistan’da Rusya’nın hakimiyetini istemeyen ABD bu savaşa dahil oldu. Bu müdahale ağırlıklı olarak Pakistan üzerinden gerçekleştirildi. Peştunistan ve Belucistan’daki bazı medreseler sırf bu amaçla özel olarak desteklendi. İslam dünyasının çeşitli ülkelerinden gelen gençler buralarda belli bir eğitimden geçirildikten sonra savaş bölgesine aktarılıyordu. Böylece Amerika o bölgede derin temeller attı. Tabi bu işi fırsat bilen Amerikanın tasmalı uşağı Suud’da kendi Vahhabi ideolojisini  bölgeye taşımak için Usame bin Ladin liderliğinde elemanlarını bölgeye gönderdi. Pakistan o gün bugündür bu iki devletin belasını yaşamaktadır. Dünyada İran’dan sonra en çok Şii nüfusunu barındıran Pakistan o güne kadar hiçbir mezhep sorunu yaşamazken Suud müdahalesinden sonra büyük mezhep savaşları yaşamaya başladı. Bugün ülkede yaşanan en önemli iç sorunlarından biri Sünni-Şia çekişmesidir. Bu olay üzerinden tabi ki İran ile sorunlar oluşuyor çünkü İran onları sahipleniyor.

Afgan savaşı bittikten sonra iç savaş başlayınca bu durum yine en başta Pakistan’ı etkiledi. Taliban’ı sadece Afganistan topraklarında diye düşünürseniz eksik düşünmüş olursunuz. Taliban’ın ikinci bir karargahı her zaman Peştunistan’da yani Pakistan’da olmuştur. Bu yüzden Amerika Pakistan’ı daima teröre destek vermekle suçlamıştır. Evet, Pakistan destek veriyor ama teröre değil, kendi istikrarını korumaya kim destek olacaksa ona. Elbette bu onun en temel hakkıydı. Ancak 11 Eylül olaylarından sonra kabağın en büyüğü Pakistan’ın başına patladı. Amerika, Pakistan medreselerinin artık terörist yuvası haline geldiğini söyleyerek bunlara bir çekidüzen verilmesini istedi. Pervez Müşerref bu konuda sert tedbirler almaya başladı ve Pakistan medreseleri tarihin en karanlık dönemlerini yaşamaya başladılar. Ancak bütün desteğini halktan alan ve iddialarla hiçbir alakası olmayan medreseler buna sert bir şekilde karşılık verdiler. Pervez Müşerref döneminde İslamabad’da “Lal Mescidi” hadisesi yaşandı. Yüzlerce talebe bir caminin içerisinde yakılarak öldürüldü. Ve medrese Diyobendiler denilen Pakistan’ın en yerli ve milli cemaatine bağlıydı. Aslında bunları daha detaylı ele almam gerekiyor ama başka yazılarda değinirim inşaallah. Hülasa Amerika, cihad ruhunu öldürmek istiyordu ve bunun için oyun içinde oyun kurguluyordu. Halbuki zamanında kendi emelleri için bu ruhu kullanmıştı. Ancak sonra bu tehlike kendine yönelmeye başlayınca korktu. Pakistan milleti ABD’yi zerre kadar sevmez. Amerika’ya karşı olası bir savaşta en ön safta çarpışacak millet bunlardır. Hele hele önde Türk komutan varsa ölmeye can atarlar. Şimdi birçoğu bunun hayalini kuruyor ve ABD iliklerine kadar tiril tiril titriyor. Neden titremesin ki! Nükleer güce ve büyük bir genç nüfusa sahip koca bir müslüman ülke. Korksunlar bakalım, korkunun ecele faydası yok.

Afganistan merkezi yönetimi genelde ABD etkisinde oluyor ve bu da bölgedeki sorunların katlanarak büyümesine sebep oluyor. İmran Khan bu sorunu direk Afganistan ile çözeceğini söylüyor ama işi öyle kolay değil. Tabi bu sorunu Pervez Müşerref gibi medreselerin üstüne giderek ve onların teröre yataklık yaptığını iddia ederek çözmeye kalkarsa asla başaramaz. Fakat şimdiye kadarki söylemleri bunun aksini gösteriyor.

Tabi Taliban demişken şunu da ifade edelim ki zaman zaman kamuoyuna yansıyan haberlerden kafanız karışmasın. Taliban; Afganistan Talibanı ile Pakistan Talibanı şeklinde ikiye ayrılır. Pakistan devleti Afganistan Talibanı ile pek sorun yaşamaz hatta orayı kontrol etmeye çalışır. Asıl sorun yaşadığı kendi Talibanı. Onun da diğer Talibanla altyapısal olarak bir ortak noktası olsa da hedefler açısından aralarında dağlar kadar fark var. Afganistan Talibanı Pakistan devletini asla hedef yapmazken Pakistan Talibanı hedef yapar. Müdahale etmek istediği bu kısımdır. Amerika ise hepsine müdahale etmesini ister. Bunu yaptığı takdirde ise kendi halkından tepki toplamaktadır. Velhasıl kelam durum çok karışık. İmran Khan bu işin içinden nasıl çıkacaktır bilinmez ama yukarda belirttiğim gibi Amerika buralarda olduğu sürece asla.

3- Eğitim: İmran Khan’ı bekleyen ve çözmeyi vadettiği en büyük sorunlardan birisi de eğitim konusudur. Pakistan devleti hiçbir zaman eğitim noktasında asli vazifelerini yapamamıştır. Nüfus oranı devamlı artmakta ama buna mükabil okulların ve öğretmenlerin sayısı artmamaktadır. Eğitime ayrılan pay çok az. Devletin bu noktadaki eksiğini genellikle şehirlerde özel okullar, kırsal alanlarda ise dini medreseler kapatmaya çalışmaktadır. Pakistan’da dini medreselerin icazetleri devlet tarafından tanınmakta ise de eğitim kalitesi ve içeriği açısından devamlı tartışmaların merkezinde olmuşlardır. Ama şunu belirtmekte fayda var ki Pakistan medreseleri, dini ilimlerde İslam dünyasına nazaran çok iyi konumda olduğu gibi dini ilimler dışındaki derslere de yer vererek bu noktada önemli bir aşamayı kaydetmiştir. Yani medreselerde matematik, fizik vb. dersler de okutulmaktadır. Ancak normal bir eğitimin yerini alabilecek seviyede yeterli değildir. Gerçi oraya gelen öğrenciler de çoğunlukla dini eğitimi almayı ve hayatlarını bu minvalde sürdürmeyi istiyorlar. Ama şu da bir gerçek ki eğitime verebilecek parası olmayan birçok aile sırf dini medreseler para talep etmediği için buralara evlatlarını teslim ediyorlar.

Bu noktada İmran Khan büyük vaatler sıraladı. Eğitim işini çözeceğini ve herkesin çocuğunu okula gönderebileceğini vaad etti. Ama burada bir vaadi daha var ki dini medreseleri ıslah etmek. Bu sebeple medrese uleması ve sevenleri İmran Khan’dan pek hoşlanmıyorlar. İmran Khan düşünce olarak Birelvi cemaatine yakın duruyor. Birelviler zaten ilim alanında yok gibiler. İlmi alanda üstünlüğü elinde tutanlar Diyobendilerdir. Diyobendiler ise bu topraklarda en sağlam düşünceye sahip gruptur. İngilizlere karşı kurulmuş ve onların etkisinde kalmamak için kendi özel eğitim sistemlerini kurmuşlardır. Batılıların hiç sevmediği ve üstlerine daima oyunlar oynadığı bu grup Osmanlı sevdalısı olup Türkiye’yi ölümüne desteklemektedirler. İmran Khan şayet bunların üstüne gitmeye kalkarsa bilin ki Batıya hizmet etmekten başka bir iş yapmaz. Şimdiye kadar kimse medreselere etki edemedi çünkü direk halktan besleniyorlar. İmran Khan’da bazı söylemleri dolayısıyla halktan ciddi destek aldı ama bu noktada yanlış yaparsa desteği kaybeder.

4- Ekonomi: Maalesef Pakistan ekonomisi büyük bir açmazda. Vergi toplama oranı çok az. Ülke bütçesinin %70’i orduya gidiyor. Siyasetçiler rüşvet batağına saplanmış, bürokrasi çok hantal. Ülkede büyük bir elektrik kesintisi sorunu var. Birçok bölge temel hizmetlerden bile halen mahrum yaşamakta.

Pakistan kaynaklar açısından zengin, genç ve zeki bir nüfusu var ancak bunları işletecek bir lidere ihtiyaç var. İmran Khan bu noktada şu vaadi vererek oyları aldı; Devletteki israfa son verecek ve Hz. Peygamberin (sas) Medine yönetimi anlayışıyla devleti yönetecek. Bunlar çok büyük iddialar. Evet, İmran Khan kendi bireysel harcamalarını kıstı ama partisinin diğer üyelerinde bunu şimdilik söylemek zor. Bu ülkenin tek sevmediğim kısmı siyasetçiler olmuştur. Çok soğuk ve üstten bakan bir tavırları vardır. Halkı adeta köle gözüyle görmekteler. Bu yerleşmiş duyguları ise bir nebzede silip atamazsınız. Bu sebeple İmran Khan’ın işi bu yönde de çok zor görünüyor.

İmran Khan liberal ve Batı yanlısı bir çizgiyi savunuyor. Bu noktada tek idolü ülkenin kurucusu olan Cinnah’tır. Gerçekten de hayat şartları birçok noktada uyuşuyor. Fakat Cinnah’ın devleti yönetmek için ömrü yetmedi. Bakalım Khan için durumlar nasıl olacak.

Pakistan’da İmran Khan’a Tayyib Erdoğan gözüyle bakılıyor. Yani onun gibi sistemi ıslah edecek biri olarak görüyorlar. Aslında Tayyip Erdoğan’da liberal ve Batı yanlısı bir başlangıç yaptı. Fakat daha sonra evrilme süreci yaşandı. Khan için böyle bir evrilme sürecine gerek yok. Çünkü burası zaten İslam Cumhuriyeti. Khan ilerleyebilmek için Batılı olunması gerektiğini savunuyor, ancak müslüman bir Batılı. Müslümanlıktan tavizler vermeye başlarsa desteğini kaybeder. Ancak şöyle bir acı gerçek var ki Pakistan’da genç nesil günden güne değişiyor. Fazla uzak olmayacak bir zamanda bu topraklar da kaybedilebilir.

Türkiye’de en çok merak edilen bir konu da İmran Khan’ın Tahir ul Kadri’nin (buranın Fetösü) etkisinde olduğu hususu. Maalesef bunu doğrulayan bazı açıklamalar var. Fakat tamamen bir teslimiyet söz konusu da değil. Bu konuyla ilgili araştırma yapıp daha detaylı ele alacam inşaallah.

Selam ve muhabbetlerimle.

Diğer Yazıları