Geçen senenin kasım ayından beri Kamerun'un anglofon (İngilizce
konuşan) bölgeleri tam bağımsızlık veya en azından 1961'den 1972'ye
kadar uygulanmış olan federalizme geri dönüş çağrısında
bulunuyorlar. Bu kesimler, ağırlıklı olarak frankofon (Fransızca
konuşan) hükümet tarafından marjinalleştirilmelerini protesto
ediyorlar. Cumhurbaşkanı Paul Biya'nın hükümeti ise bu talepleri ve
protestoları, kargaşa çıkarmaya yönelik, ölümle
cezalandırılabilecek birer eylem olarak ilan etti.
Kuzeybatı ve güneybatıdaki okullar 2016'nın kasım ortasından beri
kapalı. İşyerleri de Anglophone Civil Society Consortium (ACSC -
İngilizce Konuşan Sivil Toplum Birliği) tarafından organize edilen
oturma eylemlerine destek vermek için haftada en az bir gün
kapanıyor. Hükümetin okulların açılmasını sağlama teşebbüsleri
büyük bir başarısızlıkla sonuçlandı, zira halk, bu süreçte
tutuklananların şartsız salıverilmesini, internetin yeniden aktif
hale getirilmesini ve bölgelerin sivilleşmesi taleplerini
sürdürüyorlar.
Grevi etkisiz hale getirmeye ve ülkenin başka bölgelerine de
sıçramasını engellemeye yönelik bir hamle olarak hükümet ocak
ayında ACSC'nin liderlerini tutuklamış ve bölgelerdeki internet
erişimini durdurmuştu. İnternet bağlantısının kesilmesi,
protestoların şiddet eylemlerine dönüşmesinden ve bu sırada
öldürülenlerin ve ordunun sergilediği şiddetin resimlerinin sosyal
medya kanalıyla hızlı bir şekilde dolaşıma sokulmasından sonra
oldu. Anglofon bölgelerdeki en büyük şehir olan Bamenda'da en az
beş kişi öldürüldü.
FEDERATİF YAPI KALDIRILDI
Protestolar, hükümetin, sadece Fransızca konuşup neredeyse hiç
İngilizce anlamayan öğretmenleri ve hakimleri anglofon okullara ve
mahkemelere tayin etmesiyle başladı. Böylece bir öğretmenler ve
avukatlar grevi olarak başlayan huzursuzluk kısa süre içinde
anglofon Kamerunluların çok geniş katılımlı bir protesto eylemine
dönüştü. Protestocular bölgenin ekonomik ve sosyal açılardan ihmal
edilmesinden olduğu kadar Kamerun'da iki resmi dilin (İngilizce ve
Frasızca) olduğunu ilan eden anayasanın da açıkça ihlal
edilmesinden şikayet ediyorlar.
Eskiden bir Alman toprağı olan Kamerun, sonradan Birleşmiş
Milletler'e (BM) dönüşen Milletler Cemiyeti'nin kontrolü altında
'vesayet altındaki bölgeler' statüsünde 1922'de İngiltere ve Fransa
arasında paylaştırıldı. İngiltere kendi kısmını Nijerya'nın bir
parçası olarak idare etti ve 1954 yılında bu bölgeye özerklik
verdi. Ancak, 1961 yılında gerçekleşen ve daha küçük yüzölçümüne
sahip İngiltere Kamerunu'na ya Federal Nijerya Cumhuriyeti'ne ya da
Kamerun Cumhuriyeti'ne katılarak bağımsızlık kazanma tercihlerini
tanıyan bir halk oylamasından sonra iki Kamerun birleşti.
Yeniden birleşme, hem Fransız hem de İngiliz sistem ve kültürünün
her iki kısımda da sürdürüldüğü bir federal sistemi ortaya çıkardı.
Ancak, federal sistem, ülkenin ilk Cumhurbaşkanı Amadu Ahidjo
tarafından 1972 yılında kaldırıldı ve İngilizce ve Fransızcanın iki
resmi dil olarak yeniden tanınmasıyla birleşik cumhuriyete geçildi.
Cumhurbaşkanı Paul Biya 1984 yılında ülkenin ismini, frankofon
Kamerun'un iki taraf birleşmeden önceki ismi olan ‘Kamerun
Cumhuriyeti’ne çevirdi.
DEVLET KADEMELERİNDE FRANSIZCA BELİRLEYİCİ
Anglofonlar o zamandan beri Fransızcanın tahakkümüne ve hükümet
tayinlerinde marjinalleştirildiklerine dair endişelerini dile
getirmekteler. Şu anki hükümette görev yapan 63 bakandan sadece
altısı anglofon ve bunlardan sadece biri kabine üyesi. Bu ikinci
plana itilme durumu, Güney Kamerunlular Ulusal Konseyi (SCNC) gibi,
oldukça aktif ve sesleri çok çıkan ayrılıkçı grupların ortaya
çıkmasına yol açtı. Bu grubun 1995 yılında kurulmasından bu yana
üyelerinin çoğu ya sokak protestoları sırasında ya da gözaltında
öldü; büyükçe bir sayıda üye ise halen tutuklu bulunuyor.
Ayrılıkçı grupların büyümesinin yanı sıra, ana muhalefet partisi
Sosyal Demokrat Cephe (SDF) anglofon ve anglofonlarla ilgili hak
taleplerinden bulunuyor. 1990'ların başlarında ülkede çok partili
sistemin ilan edilmesinden sonra anglofonlar, Güney Kamerun
devletinin yeniden kurulması hedefiyle bütün anglofon grupları
temsilen bir çatı örgüt oluşturmak üzere bir araya geldiler ve aynı
zamanda bu adımların kalıcı bir iz bırakabilmesi için de siyasi
partiler kurdular. SDF'nin 1992 yılındaki cumhurbaşkanlığı
seçimlerini kazandığı fakat sonuçların halen cumhurbaşkanlığı
görevini sürdürmekte olan Paul Biya'nın lehine açıklandığı
söyleniyor. İngilizce ve Fransızca hâlâ ülkedeki iki resmi dil
olmakla birlikte Fransızcanın hakimiyeti hem cumhurbaşkanının halka
hitaplarında hem de resmi açıklamalarda görülebiliyor. Bu durum,
anglofon halk kesimlerinin kendilerini ikinci sınıf vatandaş olarak
görmelerine yol açıyor, zira resmi sınavların çoğunda veya işe
alımlarda varlık gösterebilmek için daha iyi Fransızca bilgisine
sahip olmaları gerekiyor.
Taleplerinin kabul edilmesi için hükümete baskı yapabilmek
gayesiyle ayrılıkçı gruplarla federalistler geçtiğimiz ay
birleştiler.
GENİŞ ÇAPLI İNSAN HAKLARI İHLALLERİ
Anglofon bölgelerde internet bağlantısı kesildiğinden beri iki ay
geçmiş durumda ve hükümetin bu bölgelerde bir 'soykırım' yapıyor
olma ihtimaline yönelik korkular giderek büyüyor. Şiddet olaylarına
sahne olan protestoların kasım ve aralık aylarında, uluslararası
toplumun dikkatini çekecek şekilde sosyal medyada yayılmaya
başlamasından sonra hükümet internet bağlantısını kesmişti. O
zamandan beri, bölgede rastgele tutuklamalar ve işkenceler
yaşandığına ve ifade özgürlüğünün son derece kısıtlandığına dair
haberler geliyor. Tutuklananlar, ülkenin frankofon kesiminin
başkenti olan Yaoundé'ye götürülüyor ve böylece ailelerinden uzak
bir yerde gözaltına alınmış oluyorlar. Hükümet bu iddiaları
reddetse de bazılarının hapiste öldüğüne dair haberler de var.
Öğretmenlerin, avukatların ve öğrencilerin polis ve asker
tarafından dövüldükleri protestolar yüzünden Ruanda'da yaşananların
bir benzerinin yaşanmasından endişe ediliyor.
Barışçıl göstericilere karşı gerçek mermi ve ağır mühimmat
kullanılmasıyla en az beş kişi hayatını kaybetti, birçok kişi de
yaralandı. İnternetin yokluğunda, birçok kişi hükümetin ayrılığı
veya federalizmi destekleyenleri hedef almasından ve sindirme
hamleleri ve cinayetlerin devam etmesinden korkuyor. Hükümet ayrıca
SCNC aktivistlerini senelerden beri hedef alıyor ve son durum
onlardan tamamen kurtulmak için hükümet tarafından bir fırsat
olarak kullanılabilir. Buna ek olarak, ülkenin iletişim bakanı bir
müddet önce federalizmi ayrılıkçılığa benzeterek federalizm
yanlılarının da aynen SCNC aktivistleri gibi muamele göreceğini
kastetmişti.
Protestoların başlamasından bu yana bölge ağır bir askeri işgal
altında bulunuyor. Ordunun büyük bir bölümünü frankofon
Kamerunluların oluşturması da ayrı bir endişe kaynağı. Ülkedeki 33
generalden sadece üçü anglofon. BM Güvenlik Konseyi (BMGK), terör
örgütü Boko Haram'a karşı yürütülen mücadeleyi değerlendirmek üzere
ülkeyi bu ayın başlarında ziyaret etti, fakat Inner City Press'in
haberine göre ziyaretin ikinci amacı anglofon krizini yerinde
gözlemlemekti. Uluslararası Af Örgütü, anglofon bölgelerde tanık
olunan tutuklamaları ve internetin kesilmesini kınadı ve tutuklu
liderlerin şartsız salıverilmesi çağrısında bulundu. Af Örgütü'nden
Ilaria Allegrozzi, "Sivil toplum üyelerinin bu şekilde endişe
verici bir tarzda rastgele tutuklanması, gözaltında tutulması ve
taciz edilmesi, Kamerun'un da savunmayı taahhüt ettiği uluslararası
insan hakları hukukuna ve standartlarına tamamen ters düşmektedir"
şeklinde bir açıklama yaptı.
BORU HATLARI HEDE ALINABİLİR
Kamerun petrol ihraç eden bir ülke ve ülkedeki tek petrol
rafinerisi SONARA anglofon bölgede. Petrol sektörü, protestolardan
henüz doğrudan etkilenmemiş olsa da, bazı protestocuların internet
üzerinden yaptığı bazı imalardan dolayı boru hatlarının saldırıya
uğrayıp tahrip edilebileceğinden korkuluyor. Ancak, her iki
bölgenin de ekonomileri ACSC'nin her hafta organize ettiği 'hayalet
kasabalar' yüzünden olumsuz bir şekilde etkilendi. Grev
liderlerinin tutuklanmasına rağmen, diaspora hâlâ çok aktif bir
şekilde bölgede boykotlar düzenliyor.
Haftalık kayıplar milyonlarca dolarla ölçülüyor. Internetin
yokluğu, internete bağımlı birçok sektörün, mesela bankaların bir
duraklamaya girmesine sebep oldu. 'Sınır tanımayan internet' isimli
uluslararası sivil toplum kuruluşu, internet bağlantısının
kesildiği ilk haftalardan bu yana uğranılan ekonomik kaybı 1,5
milyar dolar olarak tahmin ediyor.
TÜRKİYE-KAMERUN İLİŞKİLERİ
Türkiye ile Kamerun arasındaki ilişkiler, her iki ülkenin
cumhurbaşkanlarının karşılıklı gerçekleştirdiği ziyaretler ve tesis
edilmiş diplomatik misyonlar sayesinde çok sıcak bir seviyede
seyrediyor. Ancak Türk işadamları Kamerun'da iş kurma süreçlerinin
çok hantal işlediğinden şikayetçi. Bu, ülkedeki sıkı merkezi
yönetimden kaynaklanıyor. Kamerun'un 1996 tarihli anayasası,
yönetimde adem-i merkeziyeti sağlamıştı ve buna şimdiye kadar
uyuldu. Anglofonların mücadelesi, kendi bölgelerindeki idari
işlerin üstünde daha büyük bir kontrol elde etmeye yönelik. Bunu
yapabilirlerse, devletin üstünden hareket etmek mecburiyeti
olmaksızın yabancı ortaklarla müzakerelerde bulunabilecekler.
Başarıldığı takdirde bu adımlar iki ülke arasında ticari
ilişkilerini daha kolay yürütülmesine imkan verebilir ve Türk
şirketlerinin, büyük çoğunluğunun bulunduğu Douala ve Yaoundé gibi
büyük şehirlerin haricindeki yerleri de keşfetmelerini mümkün
kılabilir. Ayrıca, krizin başından beri hükümet adem-i merkeziyet
sürecini hızlandırmaktan bahsediyor. Bunun gerçekleşmesi, yabancı
ortaklar için de büyük bir başarı anlamına gelecek.
[Kamerun vatandaşı olan Gaston Yundze İstanbul Aydın
Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümünde
doktora öğrencisidir. Türkiye’ye gelmeden önce ülkesinde gazeteci
olarak çalışmıştır. Kamerun’da sömürge sonrası devlet inşası ve
kimlik çatışması alanlarında çalışmaktadır. 'Neoliberal Çağ’da
Afrika' başlıklı bir de makalesi yayınlanmıştır.]
İklim Değişikliğinin Habercisi: Sulak Araziler
#Gündem / 06 Mart 2025
KGK, Moskova’da TASS’ın BRICS medya zirvesinde
#Gündem / 15 Eylül 2024
Yorumlar
